|
İnsan sadece akılla değil, gözle de birçok şeye vakıf oluyor. Yanlış gözlemlere dayanan nice yanlış değerlendirmeler var. Bu yazi konuyu etraflıca ele almaktadır.
İkbal, Peyâm-ı Meşrık'daki bir şiirinde şunları söylüyor: "Bir hücre köşesinde oturma; sahraya çık. Irmak kenarı hoştur. Otur; akan suyu gör. Nazlar yaratan nergis, mart ayının sevgili bir ciğerpâresidir. Onun alnından bir öp. Bir hücre köşesinde oturma; sahraya çık." (1087) Bakmak her zaman görmek anlamına gelmez. Bu sebepten dolayıdır ki, "Nesneler, daima nesneler..." diyen J. J. Rousseau, "...eşyaya iyi bakmak, onu iyi tanımak." şartını getiriyor. "Aksi halde bilinmeyen şeylerden bahsetmeyi öğretmekten başka bir şey yapmıyoruz"(1088) diyor.
Pedagoglar, insandaki zihin düzeyini "sayma", "tasvir etme" ve "yorumlama" kelimeleriyle ifade etmişler, bunların en ideal olanının "yorumlama" düzeyi olduğunu vurgulamışlardır. (1089) Kur'ân, insanın gözleminde eşya ve olayları yorumlamasını esas almıştır. Eşya ve olaylara bakmak onlar arasındaki ilişkileri kavramak, varlık sebeplerini keşfetmek Kur'ân'ın öngördüğü gözlem türüdür.
Kur'ân, eşya ve olayları zahirî görünüşleriyle algılamayı yeterli bulmaz; onların künhüne vakıf olmayı ister. Herşeyi tıpkı hayvanlar gibi zahirî görünüşleriyle değerlendiren insanları şöyle eleştirir: "Onlar, dünya hayatından görüneni bilirler. Âhiretten ise habersizdirler. " (1090)
Froebel'e göre, evreni okumak Comenius'un da dediği gibi "onu gezip dolaşmak değil, onun değişmez kanununu bir anda kavramak, onun çokluğunu birliğe, ilk ilkesine çevirmek demektir." (1091) Kur'ân'ın, "And olsun ki, cehennem için de birçok cin ve insan yarattık; onların kalbleri vardır ama anlamazlar; gözleri vardır ama görmezler; kulakları vardır ama işitmezler. İşte bunla hayvanlar gibi, hatta daha da sapıktırlar. İşte bunlar gafillerdir. " (1092) dediği kimseler, evrendeki eşya ve olayların varlık sebeplerini kavrayamayan ve neticede sebeplerin sebebi diyebileceğimiz yüce yaratıcıya ulaşamayan insanlardır.
Kur'ân, Hz. Musa ile Hızır kıssasında bize gösteriyor ki: "Olayların gerisinde muhakkak bir hikmet vardır. Hiçbir olay başıboş, hedefsiz ve kontrolsüz meydana gelmez." (1093) Kur'ân, insanlara bu eğitimi verirken bazan hikmetleri -Hz. Musa ile Hızır olayında olduğu gibi- açıklıyor; bazan da insanın kendisinin bulmasını istiyor. Tıpkı modern eğitimde, problem çözme ve proje metodunda olduğu gibi.
Meselenin önemine binâendir ki, Rasûlullah: "Allah'ım bana eşyanın hakikatini göster. " (1094) diye dua etmiştir.
İnsanın kâinata hikmetle bakması, onu sorgulaması Kur'ân için çok önemlidir. Bu kalitede bir bakıştır ki, insanı kâinattaki yapıcı elin varlığından haberli kılar. "İnsanın kâinata hikmetle bakması, ondaki yapıcı eli görmesi, ruh terbiyesi açısından da önem taşır. Bu düşünce insanı, kâinatla ve yaratıcısıyla uyumlu bir varlık haline getirir. Bu özelliği İslâm'ın dışındaki düşünce sistemlerinde açık bir şekilde görmek mümkün değildir. Hatta bazı sistemler, "madde - ruh çatışması" esası üzerine kurulmuştur." (1095)
Âdet ve alışkanlıklar sebebiyle kâinat karşısında ruhun durgunlaşacağına, insanın duyarlılığını kaybedeceğine dikkat çeken Muhammed Kutup şunları söylüyor: "Kur'ân, bir hayat nizâmı, bir eğitim ve din kitabı olarak ruhu bu katılığından uyarmak ve yeniden canlandırmak için kendini özel bir görevle görevli kabul eder." (1096) Yani Kur'ân eğitimi, varlık ve olayları değerlendirirken âdet ve alışkanlıklara bağlı kalmaz.
İnsanın sağlıklı bir müşahede için duygu ve düşünce bazında hazırlanmış olması da önemlidir. İbn Rüşd, "...sanatı bilmeyen, sanata konu olan eşyayı bilemez. Sanata konu olan şeyi bilmeyen de sanatkârı bilemez." (1097) diyor. Bu itibarla insanın çevresindeki varlık ve olaylara karşı duyarlı hale gelmesi gerekmektedir.
Gözlem yapan bir kimsenin önyargılardan uzak, objektif bir tutuma sahip olması lazımdır. (1098) Aksi halde olanı değil kendince olması lazım geleni arar ve görür. Bu ise onun kendi kendisini yanıltması anlamına gelir. Sağlıklı kafa yapısına sahip olan insanlar, kendi kendilerini yanıltmaz, gözlemledikleri eşya ve olaylar kendi dünya görüşlerine zıt bile olsa onu kabul ederler. "Hikmet müminin yitiğidir; onu nerede bulursa alır." (1099) zihniyetine sahip bir eğitim sisteminde duygusallığa yer yoktur.
Gözlemler denetlenmeye de muhtaçtır. Gözlem yoluyla elde edilen bulguların diğer metodlarla denetlenmesi, tamamlanması gerekir. (1100)
Gözlemde bulunacak kimselerin, neyi gözlemek istediklerini, bunların hangi şart ve durumlarda daha iyi gözlenebileceklerini önceden bilmeleri gerekir. (1101)Amaçsız ve bilinçsiz yapılan gözlemler beklenen faydayı sağlamazlar.
Kur'ân eğitiminde, insanın nasıl bakacağı kadar neye bakacağı da önemlidir. İlerde de göreceğimiz gibi Kur'ân'ın dikkatimizi çektiği odak noktaları bunu göstermektedir.
Gözlem yaparken baş vurmak zorunda olduğumuz en önemli yardımcılarımız sorularımızdır. "Sualler vasıtasiyle biz etrafımızdaki eşya ve hadiselerle zihnimizdeki mesele arasındaki ilgiyi bulup çıkarmaya çalışırız. Suali ortadan kaldırdığınız zaman bu ilgiyi keşfedecek vasıta da kalmaz." (1102)
Soru, insandaki merak hissinin vücud bularak belli bir noktaya teksifini sağlamakta, bu da müşahade için muharrik olmaktadır. Meraklarımız ivmelerini nişlerimizden almaktadır. O halde hislerimizle gözlemlerimiz arasında yakın bir bağ vardır. Hislerin gözlemler üzerinde olumsuz etkileri yanında olumlu etkileri daha fazladır. Araştırmalar, insanın hisleriyle katıldığı bir olayı çok daha net ve berrak bir şekilde gözlemleyebildiğini göstermiştir. (1103) Atalarımız "Oduncunun gözü ormanda olur." derken bu hakikate işaret etmişlerdir. Duygularımızın katkıda bulunmadığı bir "bakma"yı nasıl "görme" haline getirebiliriz?
Gözlemde, bakış açısı ve teksif noktası mühimdir. Bunlar gözlem sonuçlarını kolaylıkla etkilerler. Meselâ; bir mitingi kürsünün dibinden gözlemekle, arka tarafta, muhalif bir grubun içinde izlemek arasında fark vardır. Mitingi aynı yerden takip eden, fakat dikkatini değişik noktalara teksif eden iki gözlemcinin müşahedeleri de farklı olacaktır. (1104)
Dikkat edilmesi gereken diğer bir husus da gözlemin, gözlenen faaliyetin seyrini değiştirebileceği gerçeğidir. Teftiş edilen bir sınıfın her zamanki tabiî halinde olamayacağı muhakkaktır. Gözlemcinin bunu bilmesinde fayda vardır. Gözlem mümkün mertebe tabiî halde yapılmalıdır.
Gözlem olayında yanıltıcı unsurların bilinmesi, yanılgıları en aza indirmesi bakımından önem taşır. Ama tek başına yeterli de değildir. Araştırmacıdaki gözlem kabiliyetinin devamlı geliştirilmesi, araştırmacının çevresini sorguladığı gibi kendisini, kendi bilgi ve değerlendirmelerini de sorgulaması gerekir. Çünkü gözlemlediğimiz eşya ve olayları olduklarından daha değişik şekillerde değerlendirmemiz her zaman mümkündür. Yapılan araştırmalar gözlenen bir olayın üç işlemden geçirildikten sonra hafızaya aktarıldığını göstermiştir. Bunlardan birincisi "tesviye", ikincisi "sivriltme", üçüncüsü de "eritme"'dir. Tesviye, aldığımız izlenimleri kısaltıp özetleyerek, her türlü fazlalıklardan arındırmak işlemidir. Sivriltme, izlenimlerimizin hafızamızda uzun süre saklanıp hatırlanmasını sağlayan sivri yönlerin oluşturulmasıdır. Eritme ise aldığımız herhangi bir izlenimi kendi kalıbımıza sokarak dünya görüşümüze, mentalitemize uygun bir hale getirmemizi ifade eder. (1105)
Gözlemde tekrarın önemi tartışılmaz. İnsanlar herhangi bir olayı gözlerlerken ilk bakışta pek iyi görememiş olabilirler. Bu durumda mümkünse gözlemi tekrar etmeleri, olaya daha iyi ve dikkatlice bakmaları gerekir. (1106)
Gözlemlerimizde aldığımız intibaları not etmemizin büyük yararları vardır. Bu, bize olayı daha uygun şartlarda daha sağlıklı bir şekilde değerlendirmemizi sağlayacaktır. Aynca izlenimlerimizi kaydetmemiz halinde hislerimizin kötü etkilerinden de kurtulmuş oluruz. (1107) Bu suretle konuyu başkalariyle tartışma imkânı da bulabiliriz.
Kur'ân'da da gözlem modern psikolojide olduğu gibi iki kısımda incelenmektedir:
1- İç gözlem; 2- Dış gözlem.
Şu farkla ki, Kur'ân'ın öngördüğü iç gözlem daha geniş bir çerçeveyi ifade etmektedir. Modern psikolojide iç gözlemin daha çok ruhsal bir hüviyet taşımasına rağmen, Kur'ân'ın öngördüğü iç gözlem bütün insan varlığını ifade etmektedir. Konuyla ilgili olarak şöyle buyurulmaktadır: "O'nun hak olduğu meydana çıkıncaya kadar varlığımızın belgelerini onlara hem dış dünyada ve hem de kendi içlerinde göstereceğiz. Rabbinin herşeye şahid olması yetmez mi ?" (1108) Seyyid Kutup, âyetin yorumunda şunları söylemektedir: "Allahu teâlâ burada insanoğluna bu kâinatın bazı gizliliklerini göstereceğini, kendi iç dünyasının kapalı noktalarını açıklayacağını va'detmektedir. Hem dış dünyada, hem de iç dünyada bu dinin, bu kitabın, bu nizamın, kendilerine seslenen bu sesin hak olduğunu gösterinceye kadar belirteceğini va'detmektedir... Allah va'dini doğru çıkarmış, insanlara bu va'din üzerinden ondört yüzyıl geçtikten sonra iç ve dış dünyadaki âyetlerini açıklamış ve her gün de açıklamaktadır. İnsanoğlu dikkatle baktığında o günden bu yana birçok şeyleri keşfetmiş olduğunu görür." (1109)
Bu görüş belli bir zamanla sınırlı değildir; kıyamete kadar devam edecektir. Gerek insan ve gerekse kâinat henüz keşfedilmiş değildir. Her gün yeni bilgiler ve yeni buluşlar ortaya çıkmaktadır. Çıkmaya da devam edecektir.
Mevdûdî, konuyla ilgili olarak şu görüşleri serdediyor: "Allah, insanların vücutlarında, yeryüzünde ve gökyüzünde âyetlerini gösterecek ve böylece Kur'ân'ın mesajını kabul edeceklerdir. " (1110)
Kur'ân, insanın bilgi edinmesine yönelik olarak iki âlem gösteriyor: Bunlardan biri insan, diğeri insanın dışındaki herşey. Bu iki âlemde insanın hayatına ışık tutacak namütenahi bilgi mevcuttur. İnsan, kabiliyeti ölçüsünde bu bilgileri tahsil etmek ve bu bilgiler ışığında yaratıcısını bulmak zorundadır.
Dipnotlar:
1087)Muhammed Kutup, İslâm Düşüncesinde Sanat, s. 374.
1088)Leıf - Rustın, Genel Pedagoji, s. 267.
1089)Herbert Sorenson, Eğitim Psikolojisi, s. 44, 45.
1090)Rum 30/7.
1091)Leıf - Rustın, Genel Pedagoji, s. 257.
1092)A'râf 7/179.
1093)Muhammed Kutup, İslâm Düşüncesinde Sanat, s. 222.
1094)Ahmet Avni Konuk, a.g.e., c. III, s. 98. Bu hadisi temel hadis kaynaklarında bulamadık.
1095)Abdullah Özbek, a.g.e., s. 86, 87.
1096)Muhammed Kutup, İslâm Düşüncesinde Sanat, s. 190; İslâm Terbiye Metodu, s. 63.
1097)İbn Rüşd, Faslu'l-Makal, s. 105.
1098)N. Armaner, a.g.e., c. I, s. 58.
1099)Aclûnî, Küşful-hafâ, c. I, s. 363.
1100)N. Armaner, a.g.e., c. I, s. 56.
1101)Mitat Enç, Ruh Sağlığı Bilgisi, s. 27.
1102)Ümit Şimşek, Araştırma Teknikleri, s. 77
1103)Şimşek, a.g.e., s. 80.
1104)Şimşek, a.g.e., s. 81.
1105)Şimşek, a.g.e., s. 80.
1106)Georee Herbert Plont, "İman Mantığı"; Monsma, a.g.e., s. 166.
1107)Şimşek, a.g.e., s. 80.
1108)Fussilet 41/53.
1109)Seyyid Kutup, Fî Zılâli'l-Kur'ân, c. XIII, s. 65. Âyetten iç ve dış idrâk olmak üzere iki idrâk şeklini anlamak da mümkün.
 | Dr. Yaşar Fersahoğlu, Kur'an'da Zihin Eğitimi, S. 410-416. |
|