İslam'da reformdan bahsetmenin onu tahrif etmekle eşanlamlı olduğunu ortaya koyan bir yazı.
İslâmî anlamdaki yenileme (tecdit) kavramı ile Batı dünyasında kullanılan reform kavramı birbirinden farklıdır. Bu iki kavram arasındaki farkın gözden kaçırılması çoğu kez içinden çıkılmaz karışıklıklara, yanlış anlamalara yol açmaktadır.
Batı tarzı eğitimden geçmiş ve Batıya ait kavramlarla düşünmeye başlamış kimselerin bu kavramları İslâmiyet'e uyarlamaya kalkışmaları halinde ortaya çok bulanık bir "kavram halitası" çıkmakta, zihinler iyice karışmaktadır. Hele birbirine yakın gibi duran kavramlar söz konusu olursa durum iyice karışıklaşmaktadır.
"Renew" (yenileme, tecdit) kavramı ile "reform" (ıslah, iyileştirme ve bu anlamda onarma, yenileme) kavranılan arasındaki benzerlik, İslâmiyetle Hıristiyanlık arasındaki farklar gözden kaçırılarak kullanıldığında, söz konusu kavramların alanı ve muhtevası birbirine karışmakta, neyin amaçlandığı belirsizleşmektedir.
Hristiyanlık'ta kullanıldığı anlamda reform, dinin ıslahı, yenilenmesi, onarılması amacına yönelik bir faaliyettir. Burada, dinin, oluşmuş bulunan yeni şartlara göre yeniden biçimlendirilmesi, hatta gerekiyorsa tadili (değiştirilmesi) böylece onun yeni şartlara intibakının sağlanması söz konusu olmaktadır. Meselâ iktisadî uygulamanın kapitalistik sistemdeki gelişmesi faiz müessesesini yürürlüğe koymuşsa, Hıristiyanlık'taki faiz yasağına rağmen, dinin bu husustaki kesin emrini değiştirmeye matuf faaliyetler reform sayılır. Burada, dinin hükümlerinin yeni iktisadî ve içtimaî şartlara uyarlanması amacıyla dinin yenilenmesi veya ıslahı, aslında, yeni bir din meydana getirmekten başka bir şey değildir. Reforma uğrayan din, artık eski orijinal din olmaktan çıkmakta, onun yerine "mevzu" bir din getirilmiş olmaktadır.
İslâmî anlamdaki tecdit (yenileme) kavramının şimdi sözü geçen hıristiyanî anlamdaki reformla ilgisi yoktur. İslâmî anlamdaki yenileme kavramı, İslâm'ın aslından saptırılarak anlaşılmasını ve yorumlanmasını önleyerek onun aslına uygun biçimde nasıl anlaşılması gerektiğini ifade eden bir faaliyettir. Yani hıristiyanî reform anlayışında olduğu gibi, oluşmuş bulunan yeni içtimaî ve iktisadî şartlara göre dinin değiştirilmesi ameliyesi İslâmî anlamdaki yenileme kavramının dışındadır ve bu anlamda yenileme reforma karşıdır. Reformda tashih edilen dinin kendisi iken, yenilemede din hakkındaki yanlış anlamalar tashih edilir.
Aradaki bu önemli fark gözden kaçırıldığında, yenileyiciler (mücedditler) ile reformcular arasındaki yaklaşım farkının kavranması da mümkün olmaz.î
Son yüz-yüzelli yıl içinde Batı tesirideki "müslüman mütefekkirler"in tavrı yenileyici olmaktan çok reformcu olmuştur. Bunda, sosyolojinin etkisini görmeliyiz. Çünkü sosyoloji, kültür değişiklikleri konusunda, insanın, değişen kültüre uyumunu öneriyor. Sosyoloji yönünden din de herhangi sosyal kurumlardan biridir. Dolayısıyla laik ve profan Batı kafasıyla bakıldığında reform hareketi tabii görülüyor. Yani insanın dinin hükümlerine göre kendisi değiştirmesi değil, fakat dinin hükümlerini "kendine göre" değiştirmesi öne çıkıyor.
Oysa İslâm'da, müslümanlar dinin hükümlerine göre yaşayarak kendilerini değiştirirler, başka deyişle yenilenen insandır, din değil.
Kaynak: Kafa Karıştıran Kelimeler, Rasim Özdenören, S. 97-99.