Halk arasındaki tevekkül anlayışının Kuran'daki tevekkül anlayışıyla bağdaşmadığını ortaya koyan bir yazı.
TEVEKKÜL NEDİR, NE DEĞİLDİR? KUR'ÂN NE DİYOR?
Lügatta vekil edinme, güvenme, dayanma, işini başkası üzerine bırakma, kendisinin yerine bir başkasına güvenme manalarına gelen Tevekkül, halk arasında yaygın olarak anlaşılana bakılırsa bir işi oluruna bırakma, sonucuna rıza gösterme, bir işin gereğine tevessül etmeden sonucun istenildiği gibi tezahür etmesini isteme manasında kullanılmaktadır. Tevekkül sahipleri işini gevşek tutan, gerekli hiçbir şeye tevessül etmeden, hiçbir tedbir almadan o işten umulan sonucu vermesini bekleyen, miskin, uyuşuk, âciz kişiler olarak anlaşılmaktadır. Uzun yıllar, belki birkaç asırdan beri bu anlayış yaygın olarak bilhassa Doğu dünyasında hele Müslüman dünyasında carî olduğu gözlemlendiğinden tevekkül de anlamını, Kitab'taki manasından sıyırıp, halkın yaygın olarak bildiği, yaşadığı manadan almış ve dünyada öyle tanınmış görünüyor. Gerçek anlamı yaşayan insanlarca anlaşılır olmaktan, yaşanır olmaktan çıkarıldığı için de bir nevi tahnit ameliyesi geçirmiştir tevekkül(*). Tahnit yalnız hayvanlar için değil kavramlar üzerinde de yapılagelmişür.
Tahnit, kelimeler, anlamlar, kavramlar için de yapılmaktadır. Bilhassa da köklü değişikliklerden sonra, hakim güç sahiplerince halk arasında çokça kullanılan, tutunmuş, içlere işlemiş kavramlar, anlamlar tahnit edilmekte ve dış görünüşü değiştirilemediği için içleri boşaltılarak aslı ile alakalı bulunmayan başka anlamlarla doldurulmaktadır. Dış görünüşleri itibarı ile cazib, tutunmuş, çokça kullanılan ve iyi bilinen nice kavram var ise hemen hepsinin başına getirildiği gibi tevekkül kelimesinin içine de hindû mistikliğinin manası doldurulmuştur. İslâmî anlamı boşaltılan tevekkül, aslî manası bilinmekten uzaklaşıldığı için aslı ile uyum sağlaması mümkün olmayan manalarla doldurulmuş ve şimdilerde yalnız adı (dış görünüşü) kalmıştır aslından bizlere.
Başka kavram araştırmalarımıza konu teşkil edecek olmasına rağmen başka bazı örnekler vermek konuya ışık tutucu olacaktır. Meselâ 'Şehit', 'Şehâdet' kavramı da tahnite mâruz bırakılmış bir kavramdır. Allah katında muteber işleri yaparken hayatını kaybedene Allah tarafından tanınan en yüce mevki olan şehâdet, yakın günlerde pek çok gördüğümüz gibi Allah'ı hayattan uzak tutanlardan tutunuz, Allah'ı inkâr edenler tarafından bile kullanılmış ve bundan medet umulmuştur.
Meşru' kelimesi de taşıdığı kavram manası ile 'Şer'î', yâni Allah'ın emirlerine uygunluğun ifadesi manasına gelmekte iken, bu kavram da tahnit edilmiş ve her eline iktidarı geçirenin dış görünüşü bozamadığından olacak, içini kendi anlayışı ile doldurması sonucu gerçek hayatiyetini yitirmiştir.
Biz yüzlercesini verebileceğimiz örnekleri şimdilik bir jana bırakıp konumuza, Tevekkül'e gelelim. Tevekkül, yani vekil edinme genel anlamıyla tabiatı vekil edinmeye müsait olan her işte, o işi insanın kendi gibi, belki kendisinden de iyi yapabileceğine inandığı bir kimseye güvenerek, onun yapmasına bırakmak manasında kullanılmaktadır. Günlük hayatımızda bunu hemen herkes küçük-büyük birçok işinde yapmaktadır. Vekâlette pslolan, işin vekil edinmeye müsait, bulunuşunun yanında, vekil edinilecek kişinin do güven vericiliğidir. Bir üçüncü unsur olarak vekil edinme niyyeti ve bu niyyetin vekil edinilecek kişiye intikali ile onun da buna (vekil olmaya) rızası tevekkül'ü oluşturur. İş devam ettiği, vekilin güven vericiliği, vekil edinme niyyeti ve vekilin de rızası sürdükçe tevekkül (vekil edinme) de »ürer. Bu, günlük hayatımızda, içinde yaşadığımız olaylarda kullanageîdiğimiz vekil edinme'dir.
Tevekkül pek kısa ve özlü manası ile ALLAH'A DAYANMA, ALLAH'A GÜVENME, ALLAH'I VEKÎL EDİNME manasmdadır. Müslüman her ne kadar günlük hayatında insanlardan vekil ediniyorsa da bu hayatın işlerliğini sağlayan basit anlamda bir vekil edinme'dir. Bütün hüsnimiyyetine rağmen insan gücü ile, aklı ile, güvenilirliği ile, becerisi ile, ömrü ile, eksik ve âciz yaradılışı ile gerçek anlamda vekil edinilecek bir varlık değildir. Bu yüzdendir ki insan vekil olarak ancak ALLAH'ı seçmeli, O'nu kabullenme-lidir. «O, doğunun ve batı'nın Rabbidir; O'ndan başka tanrı yoktur. Öyleyse O'nu vekil tut (O'na güven, O'na dayan).»(1) malıdır insan. Zira «Doğrusu Benim mü'min kullarım üzerinde senin (Şeytanın) bir hakimiyetin olamaz. Rabbin vekil olarak yeter.»(2)
Peygamberler insanlara Allah'tan başka vekil tutmamayı öğretmek için gönderilmişlerdir. «Biz Musa' ya Kitab verdik ve Onu İsrail Oğullarına 'Benden başka bir vekil tutmayın' diye (uyaran) bir klavuz yaptık»(3)
Tevekkül, islâm ıstılahında en geniş anlamıyla her konuda insan olarak gereken tedbirlere tevessül (tedbirleri almak), buna ilave olarak da yalnızca Allah'a güvenmek manasmdadır. Tedbirlere tevessül etmek tevekküle aykırı değil, bilakis tevekkülün bir kademesini oluşturur. Zira dünya işlerinde ölçüler konulmuştur. Her işle ilgili bir sünnetullah vardır, işte sünnetullah'a uygun hareket etmenin ilk bölümü tedbire tevessül etmektir. İşin gereğinin yapılması alınacak tedbirlerin alınması, muhakeme edilmesi, denenmesi, düşünülüp, danışılması hep tedbir cümlesindendir. «Allah'ın rahmetinden dolayı ey Muhammed sen onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba ve katı kalbli olsaydın, şüphesiz etrafından dağılıp giderlerdi. Onları affet, onlara mağfiret dile, iş hakkında onlara danış, fakat karar verdin mi artık Allah'a tevekkül et (dayan', güven). Doğrusu Allah (Kendine) tevekkül edenleri (güvenenleri) sever.»(4).
Resulullah (S.A.) Peygamberliğinin ilk gününden itibaren Allah'a gerçek anlamı ile tevekkül etmişti. Mesajını ilk yaymaya başlarken güvendiği yakını hanımından, arkadaşı Ebû Bekir (R.A.)'den başlamasından onun tedbire tevessül ettiğini görebildiğimiz gibi, başka kabilelere davete giderken kullandığı üslubtan tutunuz, yanında kabile bilgisi bulunan arkadaşı Hz. Ebû Bekir'i götürmesi de tedbire tevessül ettiğini, yâni tevelkkülün ayrılmaz bir rüknünü yerine getirdiğini göstermektedir. Hicret ederken, gizliliğe azamî 'derecede riâyeti ve sessizce Mekke'den ayrılışından, Bedir'de karargâh mahalli seçişine kadar her işinde tevekkülün tedbirden ibaret bulunan kısmına riâyetini görmekteyiz. Tevekkülün elbette tamamlayıcısı olan yalnız Allah'a güvenmek (tedbirlere değil) ise O'nun her zaman yaptığı işti. O, yalnızca Allah'a sığınır, yalnızca O'ndan yardım dilerdi. Yalnız O'nu razı etmeye çalışır, O'ndan razı olduğunu her vesile ile dile getirirdi.
Kur'ân tevekkülü yalnız Allah'a dayanmak, Allah'a güvenmek olarak tanımlamakta ve mü'minlerden dayanacaklarında yalnızca Allah'a dayanmalarını istemektedir. Onlarca âyette tekrar tekrar Kendisine dayanmanın, O'na güvenmenin gerektiğini vurgulamaktadır. Neden Kendisine tevekkül edilmesi gerektiğini «Bize yollarımızı gösteren Allah'a, niçin tevekkül etmeyelim (güvenmeyelim)? Bize ettiğiniz eziyete elbette katlanacağız. Tevekkül edenler ancak Allah'a tevekkül etsinler»(5) buyurarak açıklamakta ve genel bir ifade ile bize yollarımızı gösterdiği, için yalnız O'na tevekkül etmemiz gerektiğini bildirmekte, istemektedir.
Dayanmanın, güvenmenin, genel anlamda vekil edinmenin zarureti bir vakıadır. O takdirde insan vekil edinme ihtiyâcını gerçek vekil edinilecek ile ce-vaplamalı ve elbette Allah'ı vekil edinmelidir. Zira O, vekil edinileceklerin, güvenilecek, dayanılacakların en lâyığıdır. Gerçek vekildir. Vekâlet verilmeye en lâyık olandır.
Diğer yandan Allah kimsenin kimseye vekil olmadığını, olamıyacağını da zikrediyor. Birçok âyette Resulullah (S.A.)'ın kimseye vekil olmadığını, vekil olmaya memur edilmediğini belirtiyor. «Allah'ı bırakıp da dostlar edinenlerin işlediklerini Allah gözetlemektedir. Ey Muhammed sen onlara vekil olmaya memur değilsin.»(6). İnsanların vekaletlerini üzerine alabilecek bir başka varlık olmadığını , yalnız Allah'ın vekil ittihaz edinilmesini belirten «İşte siz dünya hayatında onları savunuyorsunuz ama, kıyamet günü onları Allah'a karşı kim savunacak? Veya onların vekâletini kim üzerine alacaktır?»(7) buyurarak gerçek günde, din gününde kimsenin vekâletinin kabul edilmeyeceği açıklıkla belirtilmektedir. Yine bu âyette dünya hayatında savunulan, yanlışlar, küfür, şirk ve sahiplerini, kıyamet günü kimsenin savunamaya-cağı, onlara vekil olacak kimsenin bulunmayacağı zikredilmektedir. Burada savunulan yanlışlar ve yanlışların, sapıklıkların sahiplerini Allah'a karşı savunacak kimsenin bulunamayacağı belirtilen âyette ancak Allah'ın çizgisi (dini) üzerinde yürüyenlerin Allah'ın vekâletinde bulunduğu da söylenmiş olmaktadır.
Özetleyecek olursak Tevekkül bir yandan sanki herşey yanlızca alınacak tedbirlerle gerçekleşirmiş gibi sebeblere tevessül etmek ve bundan sonra da bu tedbirlerin sonuçta hiçbir dahli olmayacakmış gibi yalnızca Allah'a güvenmektir. Bu iki kısmı ayrı ayrı yerine getirilmedikçe tevekkül edinilmiş olunmaz. Tevekkül ettiğini sananlar da aldanırlar. Zira sonuç alamazlar. Sonuç Allah'ı razı etmektir. Bu sonuca ula-mazlar.
Bir hadiste meâlen Resulullah (S.A.) : «Şayet kulları Allah'a gerektiği gibi tevekkül etselerdi Allah onları, sabah yuvalarından aç çıkan ve akşam tok olarak yuvalarına dönen kuşları rızıklandırdığı gibi rızıklandırırdı.» buyurmakta, âyetlerle zikredilen tevekkülü daha da anlaşılır hâle getirmektedir. Allah yarattıklaının rızıklarına kefildir. Her canlının tayin edilen vakte kadar rızkına Allah kefil olduğunu beyân etmiştir. Bu itibarla O'na gerektiği gibi tevekkül etmekle ancak Allah razı edilebilir. Zira müteaddid. âyetlerde defaatle bu vurgulanmaktadır.
Allah'a gerektiği gibi tevekkül edenlerin Vekili' dir Allah. «Ey İnananlar! Deyin ki : «Rabbi» miz! Sana tevekkül ettik, sana yöneldik, dönüş Sana'dır»(8)
(*) Tahnit Ameliyesi : Hepinizin bildiği gibi bir hayvanın canlı şeklini (görünüşünü) muhafaza ederek, içinin boşaltılıp, ilaçlanıp, ot" veya bir başka-uygun malzeme ile doldurularak, ayakta durması da ba-caklarına sokulan tellerle sağlanan hayvanın geriden (uzaktan) sağ gibi görünmesini sağlayan bir ameliyedir.
(1) Müzzemmil, 9
(2) İsra, 65
(3) İsra, 2
(4) Âl-i İmran, 159
(5) İbrahim, 12
(6) Şûra, 6
(7) Nisa, 109
(8) Mümtehine, 4
 | İktibas Dergisi, Ercümend Özkan, Sayı: 49 |
|