Skip to content
Site Araçları
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Şu an buradasınız: Ana Sayfa arrow Kavramlar Dosyası arrow Kavramlar arrow İman
İman Yazdır E-posta
 

Görüntüleme : 511


İslam'da İman etmenin akla dayalı bir faaliyet olması gerektiğini gösteren bir yazı.

Emin olma anlamına gelen iman, şüpheden, tereddütten
uzak bulunma anlamını da şümulünde bulundurur. Bir bakıma şüphesiz, tereddütsüz olmayı tazammun eder. Emin olunacak ko­nuda, tabii ki tahkike dayalı olarak şüphe bırakmamak, mütered­dit olmamak, kuşkulu bulunmamak için gayret gösterilecek ve üzerinde hiçbir endişe kalmayıncaya kadar gayret sarfedilip bun­lar giderilmeye çalışılacak ve sonuçta emin olunacaktır.

Emin olduğu (iman ettiği) şey hakkında aksine bir şey varit olmadıkça da imanı (güveni)nı koruyacaktır insan. Ki bu insana Mü'min denilmektedir. Kur'an'ın yüzlerce âyetinde 'Emin Olanlar' manasına mü'minun tabiri (müennesi ve müzekkeri ile) geç­mektedir. Diğer yandan yine birçok ayet 'Ya Eyyuhellezine Amenu...' diye başlamaktadır. 'Ey iman edenler! (yani Emin olanlar, endişesi bulunmayanlar demektir) kelime anlamı olarak.

İslam (Kur'an) ıstılahında bu kelime elbette diğer başka ide­olojilerde de olduğu gibi kendine mahsus bir mana kazanmakta­dır. Bazı detaylar verir isek "Allah'tan başka Allah bulunmadığın­dan, Muhammed'in O'nun kulu ve elçisi olduğundan, Meleklerin varlığından, daha önce de gönderilmiş kitaplar bulunduğundan, daha önce de elçiler gönderildiğinden, Ahiret gününün varlığı (geleceğinden)'ndan, ölümden sonra dirilmeden..." emin olanlar, kuşkusu bulunmayanlar manasında kullanılmaktadır. Tabiidir ki insan emin olduğu şeye inanmaktadır.

Yukarıda da değindiğimiz gibi iman belirli bir ideolojinin malı değildir. Marksizmin de, laik-demokratik ideolojinin de in­sanlardan emin olmasını istediği esasları vardır. Maddenin ötesin­de bir varlık bulunmadığından, diyalektikten emin olmasını iste­mektedir, Marksizm mesela. Yine laik-demokratik dünya görüşü (ideolojisi) de insanlardan bir yaratıcının bulunup bulunmadığı­na, milletin ekseriyetinin (veya temsilcilerinin ekseriyetinin) doğru dediklerinin (kabul ettiklerinin) doğru olduğuna, yanlış de­diklerinin de yanlış olduğuna inanmalarını asıl tabirimizle emin bulunmalarını istemektedir.

Yine demokrasi kendi mü'minlerinden insanların doğuşta bir takım hürriyetlerle doğduklarından, bunları gereği gibi kullanabilmek için Devlet'in va­rolduğundan, hürriyetlerden daha aziz bir şey bulunmadığından, insan aklının içinde yaşadığı çevre ve olayların onu götürdüğü sonuçlarda ancak doğruları bulabileceğinden emin olmalarını istemektedir. Laik akide ise mü'minlerinden dinin hükümlerini ha­yatlarına karıştırmamaları gereğinden emin olmalarını talep et­mektedir.

İslam Dünya görüşü (ideolojisi) ise Marksizm ve Laik-Demokratik Dünya Görüşü gibi bir dindir ve O da mü'minlerinden yukarıda belirtmeye çalıştığımız esaslarından emin olunmasını talep etmektedir. Nasıl ki bir duruşmada davacı ve davalı tarafların herbirisinin kendine mahsus delilleri ve delil­leri red gerekçeleri var ise ve karar verecek durum da bulunan hakimin de bunlardan hangilerinin geçerli olduğuna karar verme yetkisi var ise durum çeşitli dinler için de aynıdır.

Hakimin karşı­sında muhakeme olunan davalı-davacı ve müdahiller gibi ideoloji­ler de elbette kendi delilleri ve emin olunmasını istedikleriyle mu­hakeme edildiklerinde onlardan kabul olunacak veya olunmaya­caklar olacaktır. Zira hiçbir davada tarafların hepsi haklı görülmemiştir. İşte bu noktada muhakeme edileceklerini kabul etsinler veya etmesinler, hakim huzuruna çıkarılacaklarına inansınlar veya inanmasınlar her mü'min (kendi ideolojisinden, dininden emin olanlar)'in muhakeme önüne çıkarılacağı bir gün (din günü) gelecek ve dinlerinden sorguya çekileceklerdir. İşte o gün yanlızca din olarak İslam'dan emin Olanlar (İslamın mü'minleri)'ın din­leri kabul edilecektir. Zira 'Allah indinde din İslamdır'.

Açıklamaya çalıştığımız gibi madem ki aslolan emin olmak­tır ve hemen herkes hayatta birşeylerden emin olmak durumunda­dır; bu takdirde gerçekten emin olacağı şeyleri araştırmak, bulma­ya çalışmak, kendisine emin olması için arzedilenleri tahkik edip hangisinin gerçeğe uyduğunu hangisinin uymadığını araştırmak durumundadır insan.

Başından beri Allah insanlara emin olabilmelerini kolaylaştı­rıcı delillerle Zatından haberlerle göndermiştir. Gerek Kur'an, ge­rekse daha önce gönderilenlere verilenler bunu göstermektedir, insanın fıtratı 'güven' duymaya müsait şekildedir. Emin olmasıyladır ki ancak istikrarlı ve huzurlu olarak bir hayatı dosdoğru ya­şayabilir. Öyle ise emin olmaya muhtaçtır insan, yaratılışı itiba­riyle. Yine yaratılışındaki eksikliğin sonucu olarak çoğu zaman emin olması gereken şeyden bütün delillerine rağmen şüphe et­mekte, doğru olandan yüz çevirmekte ve nankörlük edebilmekte­dir.

Emin olmak delil ile olur. Delil, vakıanın tezahürü olarak or­taya çıkar. Mesela yapılırken görülmese bile bir eserin filan tara­fından yapıldığı iddiası, gerek eserin, gerekse eserin müessirinin tanınması sonucu ispatlanabilir. Örneğin insandaki aklın, insan tarafından yaratılmadığı, kendi kendine olabilen birşey bulunma­dığından varlığının vacib (spontane) da olmadığı ispatlandığına göre insanı yaratanın aklı, yarattığı insana verdiğine delildir.

Emin olmak (iman etmek) için akıl lazım ve yeterlidir. Akıl, kendisine sunulanın doğru olup olmadığına akide düzeyinde karar verebilecek tek yetkili organdır, insanın kendisi açısından. Zira aklı bulunmayanın kendisine sunulan bir şeyden emin olma­sını beklemek abestir. Emin olmak, aklı olandan umulan beklenen bir fikri ameliyyedir. Aklı olmayan için inanmak veya inan­mamak birşey ifade etmediği gibi aklı olanlar açısından da aklı olmayanın inanmaması yine birşey ifade etmemektedir. Zaten tek­lif (yük)de aklı olanlara yüklenmektedir.

İnsandan emin olması (iman etmesi) istenmektedir. Elbette ki emin olunmaya müstehak şeylerden emin olunması tabi olanı­dır. Buna rağmen insan, emin olunamayacak şeylerden de emin olabilmekte, hatta emin olduğu şeyleri emin olmadıklarıyla de­ğiştirebilmektedir. "Kim imanı (emin olduğunu) küfürle (emin ol­madığıyla) değiştirirse, şüphesiz dümdüz yolu kaybetmiştir."(1).

Gerçekten de öyle değil midir? Diyelim ki İstanbul'a gidecek bir insan İstanbul'un yolunun filan filan yerlerden geçerek oraya varan yol olduğunu bildiği halde, bu yoldan çıkar ve bir başka ta­rafa yönelirse elbette ki İstanbul Yolu'ndan çıkmış olacaktır. İnsan için de tek doğru (dümdüz) yol Allah'ın kendisini yaratanın gösterdiği Yol'u olduğuna göre elbette ki bu yolu bırakan da başka hangi yola girerse girsin bellidir ki Doğru Yol'da olmaya­caktır.

Her büyük kendisinden küçük olanlardan, kendisinin yo­lunda yürümeyi talep etmektedir. Örneğin devlet vatandaşların­dan büyüktür ve istemektedir ki vatandaşları koyduğu yasalara uysun. Nasıl devlet vatandaşlarından büyükse ve böyle bir talebi varsa vatandaşlarından, daha büyük bir devlet de daha küçük devletlerden aynı nitelikli taleplerde bulunmaktadır. Bugün Ame­rika'nın, Sovyetlerin kendisine diğer devletleri tabi kılmaya ça­lıştıkları ve onları kendi çizdikleri yoldan yürütmeye uğraştıkları­nı görüyoruz. Mesela şu havaalanını bize tahsis etmezsen, ordunu kurduğumuz paktın emrine vermezsen ben de senin işleri­ni zorlaştırırım, yardımı keserim, silahlarını yenilemem vs. gibi ve hatta daha fazla korkutucularla korkuttuğunu görüyor, biliyo­ruz.

İşte burada demek istiyoruz ki Allah devletten de, o devletten büyük olan devletlerden de Büyüktür. Ve elbette bu büyüklüğü Kendisine, yarattıklarının kendi emirlerinden emin olmasını, emirlerine uymazlarsa cezalandırılacaklarını, uyarlarsa mükafatlandırılacaklarını bildirme ve isteme hakkı vermektedir. Nasıl bir devlet tebaasından birine kendi koyduğu kanuna rağmen bir başka kanun koyma yetkisi vermiyor ise, Allah da keza büyüklü­ğünün sonucu yarattıklarının Kendi kanunlarına rağmen kanun koymaları yetkisini vermemektedir. Nasıl devlet böyle yapanları yakaladığında hesap soruyor ise Allah da verdiği mühlet sona erdiğinde böyle yapanlardan hesap soracaktır.

Bundan tabii birşey olamaz elbette. Devletin yaptıklarının tabiiliği vatandaşlarının her birinden büyük oluşundan hasıl oluyorsa Allah'ın isteklerinin, yaptıklarının ve yapmamızı istediklerinin tabiiliği de keza hem in­sanlardan, hem devletten, hem de bütün devletlerden büyük olu­şundan dolayı tabiidir. Biz bu sebepledir ki Allah'ın hükmediciliğinden eminiz (ona inanıyoruz). Biz bu sebepledir ki O'nun söylediklerine göre ferdi ve toplum hayatımızı O'nun koyduğu yasalara göre düzenleyip düzenlememekten dolayı hesaba çekile­ceğimizden eminiz. Ve yine eminiz ki O'nun rızasını kazanmak başka insanların da, devletin de rızasını kazanmaktan daha sağ­lam ve iyi bir kazançtır, bundan eminiz.

Evet biz müslümanlar (Allah'a ve O'nun hükümlerine teslim olanlar) yalnız müslüman olmakla kalmayıp mü'miniz (Allah'ın bütün söylediklerinden)de eminiz. O söylediklerini yapıcıdır. Bütün güç O'nundur zira. Biz bu sebeple Kitab'ın bir kısmına inanıp bir kısmına inanmayanlardan değiliz. Biz bu sebeple kor­kudan da eminiz. Zira gerçek korkulacak olanı razı etmeye çalışı­yoruz. Bu yüzden O'nun azabından eminiz (inanıyoruz).

Müslümanlar bu yüzden emin insandırlar. İnsanlar, kendile­rinden emindirler. Emanetlere riayet edenler de, yeminlerine (temin ettiklerine) riayet edenler de müslümanlardır. Zira müslü­man mü'mindir, mü'min olmalıdır. Mü'min ise kendisinden emin olunan ve kendisinin de emin olduğu kişidir. Ki ondan kimse zarar görmez. Emin oluşu yüzünden müslüman çevresine huzur verir. Zira ona komşu olanlar ondan emindirler. Ona arka­daş olan, onunla alış-veriş eden ondan emindir. Onunla evlenen, ona malını emanet eden de ondan emindir. Ona yönetimini veren, onun yönetimine giren de ondan emindir. Güvenilir mü'mine...

Zira Mü'min emindir Allah'tan ve yalnız O'na güvenmektedir. Emin bir dünya, emin bir düzen yalnız Allah'a iman edenler (Allah'tan emin olanlar) için olabilir. Zira varlığının sona ermeye­ceğinden emin olduğumuz yalnız O vardır. Elbette O'nun koydu­ğu düzen insanlara emniyet verebilir.

O'na itikad etmek, O'nun söylediklerinin doğruluğundan emin olmak, işlememizi emrettiklerini işlemek ve kaçınmamızı is­tediklerinden kaçınmakla bu dünyanın ve ahiretin azabından ko­runmaktan emin olabiliriz. Zira O, yarattıklarının hepsinden yüce­dir. Bu sebeble de El-Emin'dir. O'nun verdiği emn(güven)'i, O'ndan daha büyük bulunmadığından elbette ki kimse veremez.

Bu sebepledir ki, biz O'ndan eminiz (iman ediyoruz O'na). Ve O'nun azabından da emin olmanın yolunun tutulmasını diliyoruz, insanlar işin İslamdan emin bir yol bilmiyoruz. Bir insanın diğe­rine teslim olmasından, insanların devlete teslim olmasından daha güven verici bir teslimiyet mutlaka Allah'a teslimiyettir. Allah'ın hükümlerine teslim olan devlete teslim olmak güven vericidir. Zira o devlet El-Emin'e teslim olmuştur. İnsanların Allah'a teslim olmuşuna teslim olmak (itaat etmek) elbette güven vericidir. Zira o kimse Allah'a teslim olmuş ve diğer insanların da böyle yapma­sını istemektedir.

Elindeki tek sermayesi aklı olan insan, bu sebeple diğer ya­ratıklardan üstündür. Bu akıl ona en güçlüye teslim olmasını öğütlemiyorsa, en büyüğe iman etmesini (O'ndan emin olmasını) söylemiyorsa, O'nun koyduğu düzene tabi olmasıyla herşeyden emin olabileceğinden emin olmasına götürülüyorsa o akıl, işlevini yerine getirmiyor demektir. İşlevini yerine getirmeyen bir şey ise mutlaka insan için sıkıntıdır, beladır. Akıl gibi bir varlığın belalaşması, insanın hilkatine aykırı düşmesidir. Hiçbir varlığın varlık sebebinin tersine bir işlev üstlenmesi insan için güvence verici olamaz.

Emin olunacak şeyden emin olmaya, delil ve hüccetlere iti­bar etmeye yatkın yaratılan insan ancak gerçeğe iman etmekle mü'min olur ve kendisine güvenilir hale gelir. Bu sebeple biz in­sanların tek emin olabilecekleri dinin İslam olduğundan eminiz. Düşündükleri, akıllarına gerçek işlevini yaptırdıkları taktirde dü­şünenlerin aklederek yalnız İslamdan emin olacaklarına, O'na iman edeceklerine güveniyoruz.

Quelle:İnanmak ve Yaşamak III, Ercümend Özkan.




Bu Makaleyi web sitenize alıntılayın Favori Yazdır E-mail olarak gönder

Kullanıcı Yorumları  
 

Kullanıcıların değerlendirme ortalaması

   (0 Oylama)

 

Görünen 0 yorum 0 yorumdan

Gönderilen yeni yorum yok

Yorumunuzu ekleyin



mXcomment 1.0.9 © 2007-2009 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved
< Önceki   Sonraki >