Görüntüleme : 537  |
Mevzu(uydurma) hadisler konusunda halen müslümanlarda ciddi bir bilinç eksikliğinin bulunduğunu gündeme getiren bir yazı.
Basit olarak, Hz. Peygamber’in söylemediği veya yapmadığı bir şeyi, yalan yere ona izafe ve isnad etmek, (77) şeklinde tarif edebileceğimiz mevzu hadisler konusunda vurgulanması gereken hususlar şunlardır:
Bilindiği gibi İslam'ın ilk yüzyıllarından itibaren çeşitli sebeplerle uydurulmuş olan hadislerin tespiti için İslam âlimleri, özellikle de bazı hadisçiler büyük çabalar harcamışlar ve çabalarının ürünlerini bilahare mevzu hadisleri toplamak amacıyla yazdıkları eserlerde sergilemişlerdir. Yapılan bu çalışmalara bakılarak, hadislerin uydurma olanlarının olmayanlardan kesin olarak ayrıldığı şeklindeki bir anlayışın ileri sürüldüğüne sıkça rastlanabilmektedir. Bu anlayış, 'muteber kaynaklar' olarak nitelenen eserlerde mevzu hadislerin bulunmadığı iddiasında da kendisini gösterebilmektedir. İşte, vurgulanması gereken ilk husus; bunun son derece yanlış ve temelsiz bir iddia, o derece de tehlikeli sonuçlar doğurabilecek bir 'aşırı iyimserlik' olduğudur.
Bugün geldiğimiz bu noktada, muteber olsun olmasın, çeşitli kaynaklara dağılmış bulunan on binlerce hadis ve rivayete sahibiz. Bugüne kadar geçen on küsur yüzyıl boyunca âlimlerimizin tespit ettikleri mevzu hadislerin sayısı ise, bunların yanında son derece azdır. Nitekim, mevzu hadislere dair yazılmış olan en kapsamlı kitap olduğu söylenen (78) İbn Arrâk'ın (ö. 963/1555) Tenzîhu'ş-şeriati'1-merfû'a 'ani'l-ahbâri'ş-şenî'ati'l-mevdü'a adlı eseri, yaptığımız sayıma göre, yaklaşık otuz beş konuda iki bin doksan sekiz hadis ihtiva etmektedir. Bu sayının on binlerce -büyük ihtimalle yüz bini bulan- rivayetler içinde son derece küçük bir oran teşkil ettiği kuşkusuzdur. Ulemanın geçmişte tespit ettiği, ancak mevzu hadislere dair eserlerde yer almayan başka uydurma hadislerin de olabileceği ihtimalini göz önüne alarak, bu sayıyı ikiye katlasak dahi, yine de, geride çok büyük sayıda hadis kalmaktadır; ki bunların tamamının makbul olduğunu iddia etmek mümkün olmadığı gibi, içlerinde hiç mevzu hadis bulunmadığını ileri sürmek de, aynı şekilde imkânsızdır. Bu hem bilimsel zihniyetin gerektirdiği temkinli ve ihtiyatlı konuşmanın, hem de İslam Düşüncesinde Hadis Metodolojisinin ikinci bölümünde örneklerini zikrettiğimiz ve mevzu hadislere dair eserlerin dışındaki muteber addedilen kaynaklarda yer alan pek çok uydurma rivayetin ortaya koyduğu tablonun bir ifadesidir.
Özellikle münker, garîb ve ferd hadisler başta olmak üzere, çeşitli zayıf hadis türleri içinde mevzu olma ihtimali yüksek, pek çok rivayetin bulunduğu da daima göz önünde bulundurulmalıdır.
Bu durum karşısında, günümüzde yeniden oluşturulacak bir hadis usûlünde, mevzu hadisler konusuna -en az sahih hadis konusuna verilen kadar- önem verilmesi ve geniş bir yer ayrılması gerektiği açıkça görülmektedir. Buna bağlı olarak, mevzu hadisleri teşhir ve tespit için klasik hadis usûlünde göz önünde bulundurulmuş olan ilkelerin daha da geliştirilmesi son derece isabetli olacaktır.
Maalesef, günümüzde mevzu hadisler konusunun önemi kavranamadığından, bu yolda yapılmış kayda değer çalışmalara da rastlanamamaktadır. Nasıruddîn el-Albânî gibi selefi çizgideki bazı araştırıcıların mevzu hadisler konusunda birtakım çalışmalar yaptığı görülmekteyse de,(79) Albânî'nin isnad merkezli bir hadis usûlü anlayışını benimsemiş olması, metin açısından mevzu olduğu son derece açık olan bazı hadislere sahih damgasını vurabilmesine yol açmıştır.
Diğer yandan doğrudan mevzu hadislerin tespitine yönelik olmamakla beraber, geçmişte güvenilir addedilmiş olan birtakım hadislerin, aslında mevzu olabileceğine dikkat çeken Reşîd Rızâ, Ahmed Emîn, Ebû Rayye, es-Seyyid Salih Ebû Bekr, Muhammed el-Gazâlî gibi müelliflerin eserleri de burada zikredilmelidir. Ancak bunlar, mevzu hadisleri tespit amacıyla geçmişte yapılan çalışmaları aşmayı hedefleyen, sistemli ve kapsamlı bir projenin ürünü olmayıp, geçmiş mirasımıza tenkitçi bir bakış açısıyla yaklaşma çabası olarak görülebilir. Buna rağmen, mevzu hadislerin tespiti yolunda yapılmış olan geçmiş çalışmaların yeterli olmadığını ve bu alandaki çalışmaların yeniden başlatılıp yoğun bir şekilde sürdürülmesi gerektiğini gözler önüne sermesi bakımından, bu eserlerin hayli yararlı olduğu düşüncesindeyiz.
Benzer şekilde ülkemizde de Abdullah Aydemir'in, Tefsirde İsrailiyât ve İslami Kaynaklara Göre Peygamberler adlı iki çalışması, tefsir alanında yapılmış olmasına rağmen, tefsir kaynaklarımızdaki problemli, merdûd ve mevzu hadislerle, İsrailiyat-Mesihiyat türü rivayetlere dikkat çekmesi açısından son derece yararlı olmuştur.
Bunların dışında Türkçemizde, mevzu hadisler konusunda, geçmiştekileri tekrarlayan bir iki çalışma dışında, herhangi bir çalışmaya rastlamak mümkün değildir. Bunlardan biri, Mevzuat-i Âliyyu'l-Kârî Tercemesi adlı, bilimsel bir titizlik ürünü olduğunu söylemenin mümkün olmadığı bir tercüme; (80) diğeri ise M. Yaşar Kandemir'in, Yüksek İslam Enstitüsü öğretmenliği için hazırladığı, Mevzu Hadisler -Menşe'i, Tanıma Yolları, Tenkidi- adlı çalışmadır. (81) Son zamanlarda, Ebû Gudde'nin, mevzu hadisler üzerine yazılmış bir kitapçığı da yayımlanmıştır.(82)
Son derece yetersiz olan bu çalışmalar dışında, Türkçemizde mevzu hadislerle ilgili derli toplu bir çalışma yoktur. Hâlbuki, hiçbir şey yapılmasa bile, bugüne kadar mevzu hadisleri tespit amacıyla yazılmış eserlerde yer alan hadisleri, tek bir eserde toplayan bir antoloji yapmak dahi faydalı olabilirdi. Kamuoyunu bu konuda aydınlatmak için, DİB'nın bir proje dahilinde mevzu hadisler alanında ciddi çalışmalar başlatması ve bu amaçla İlahiyat fakülteleriyle işbirliği yapması bizce elzem görünmektedir. Tekrar ifade edelim ki, mevzu hadisler konusunda toplumun aydınlatılması amacıyla ciddi çalışmalara hâlâ rastlanmaması, ilim çevreleri dahil konuyla ilgilenenlerin bu hususta yeterli bir hassasiyet geliştirememiş olmasından kaynaklanmaktadır.
Nitekim ülkemizde dinî öğretim veren İmam-Hatip okulları, Kur'an kursları ve DİB eğitim merkezlerinde hadis konusunda verilen eğitim içinde, mevzu hadis konusunun çok cılız kalması; keza son zamanlarda imam-hatipler ve vaizler üzerinde yapılan alan araştırmalarının, hâlâ dinî vaaz ve irşad faaliyetlerinde küçümsenmeyecek bir oranda uydurma hadis kullanıldığını göstermesi, benzer şekilde, İlahiyat fakültelerinde verilen hadis öğretiminde, mevzu hadisler konusuna, ya hiç yer verilmemesi ya da son derece az bir yer verilerek geçiştirilmesi, bu tespitin doğruluğunun en açık kanıtlarıdır.
Dipnotlar:
(77) Hadis ilminde, hadis uydurmadan söz edildiğinde genelde Hz. Peygamber akla gelmekle birlikte, sahabe ve daha sonrakiler adına rivayet düzüldüğünü de hatırlamak yerinde olur. Konuyla ilgili şu anekdot oldukça ilgi çekicidir: ‘Muhtar es-Sakafî (ö. 67/686) hadis ehlinden birine, 'Benim için, kendisinden sonra halife olacağıma dair Hz. Peygamber'den bir hadis uydur,' diye teklifte bulundu. Hadisçi: 'Rasulullah'tan olmaz; ama dilediğin sahabeyi seç, teklif ettiğin paradan da sana dilediğin kadar indirim yapayım,' dedi. Muhtar, 'Peygamber'den olan daha etkili olur,' deyince hadisçi de, 'Ama azabı da daha şiddetli olur,' cevabını verdi." İbnul-Cevzî, el-Mevdû'at, 1. 39; Suyûtî, el-Le'âlil-mansu'â, II. 468-469.
(78) Beyrut 1981, 1. s. "ayn" ve "fe" (Önsöz). !
(79)Mesela, onun, Silsiletu'l-ehâdisi'd-da'îfe ve'l-mevdu'a'sı gibi.
(80) Çev. Ahmed Serdaroğlu, Ankara 1966.
(81) DİB Yayınları, Ankara 1975.
(82) İstanbul 1995.
(83) Bu konuda Recep Yılmaz'ın Din Görevlilerinin Hadis Birikim Seviyeleri Üzerine Tecrübî Bir Araştırma adlı yayımlanmamış yüksek lisans tezi (AÜİF, Ankara 1994) ile Mehmed Bilen'in, TC DİB'ye Bağlı Camilerde Görev Yapan İmamların Hadis Bilgilerinin Mahiyeti Üzerine Tecrübî Bir Araştırma adlı yine yayımlanmamış yüksek lisans tezi (AÜİF, Ankara 1996) burada özellikle zikredilmelidir. Ankara merkez vaizlerinin vaazları üzerine yapılmış olan ilk çalışma sonuçlarına göre, %16 oranında bâtıl/mevzu hadis kullanıldığı anlaşılmaktadır (Agt., s. 66). Ankara ve Şırnak illerindeki imamlar üzerinde yapılan ikinci tezin sonuçlarına göre de, imamların büyük çoğunluğunun mevzu hadisleri sahih olarak bildikleri (Agt. s. 137), hatta bazı imamların bazı mevzu hadisleri ayet olarak bildikleri anlaşılmaktadır (Agt., s. 139). Yine bazı atasözlerini de sahih hadis olarak bildikleri, ortaya çıkan sonuçlar arasındadır (Agt. s. 140). Bunlar, İmam-Hatip lisesi ile İlahiyat fakültelerinde verilen hadis eğitiminin ne kadar yetersiz olduğunu gösteren bazı bulgulardır.
Alternatif Hadis Metodolojisi, Prof. Dr. Hayri Kırbaşoğlu, S. 125-128. |