Skip to content
Site Araçları
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Şu an buradasınız: Ana Sayfa arrow Sünnet / Hadis Dosyası arrow Sünnet / Hadis arrow Mütevatir Hadis Var mıdır ?
Mütevatir Hadis Var mıdır ? Yazdır E-posta
 

Görüntüleme : 423


Mütevatir hadislerin olmadığını, sadece mütevatir sünnetlerin olduğunu ilmi delilleriyle kanıtlayan bir yazı. Klasik hadis usulünün, hadisleri isnadda yer alan ravilerin sayılarına, bir başka ifadeyle yaygınlık durumuna göre iki ana bölümüne ayırdığı malumdur: Mütevatir ve Ahad.

Ahad haberlerin, lügat bakımından "tek kişi(ler)nin naklettiği haber" anlamına geldiği, hadis ilmindeki terim anlamının ise "mütevatir düzeyine ulaşmayan hadis" olduğu da aynı şekilde bilin­mektedir.

Mütevatirin klasik tanımı ise sudur: "Yalan üzerinde birleşmele­ri pratik bakımdan imkansız olan kalabalık bir topluluğun, yine bu nitelikleri haiz bir topluluktan naklettikleri haberdir." (123)

Bir haber(hadis)in mütevatir olabilmesi için gerekli şartlar bu tanıma göre şunlardır:

1. Yalan üzerinde birleşmeleri pratikte mümkün olmayacak bir topluluk. Ancak böyle bir topluluğun asgari sayısının kaç olduğu konusu ihtilaflı olup, üçten başlayıp, bir beldeye sığmayacak ölçü­de sınırsız sayıya kadar değişmektedir. Fakat mütevatir için gerek­li ravi sayısına dair iddiaların hiçbirinin bir delili yoktur. Kısacası te­vatürün tesbiti, ravilere, haberin kendilerine ulaştığı kimselere ve haber verilen şeyin kendisine göre değişkenlik göstermektedir ki, bu da mütevatirin tesbitinin sübjektif (izafi, göreceli, nisbi) olduğu­nu gösterir.

2 Tevatürün ikinci şartı, nakledilenin görülmüş veya işitilmiş bir olay olmasıdır. Doğruluk ve yanlışlığı spekülasyona, mantıki delil ve çıkarımlara dayanan hükümler için tevatürden söz edile­mez.

3. Üçüncü şart ise, mütevatir için gerekli kalabalık ravi grubu­nun her tabakada (nesilde) eşit düzeyde bulunması, en azından azalmayıp, artmasıdır. Dolayısıyla bir rivayet ilk tabakada müteva­tir değilse, bilahare o düzeye ulaşsa da mütevatir olamaz. Yahut başta mütevatir olan bir olay, orta veya son tabakadaki ravilerinin azalmasıyla mütevatir olmaktan çıkar. (124)

Yine klasik hadis usûlünde kabul edildiği üzere tevatür lafzî ve manevî olmak üzere ikiye ayrılır. İlkinde raviler bir olayı aynı keli­melerle ifade etmekte birleşirler; ikincisinde ise anlatımların ifade­leri farklı olsa da, hepsinin ortak bir paydasını bulmak mümkün­dür. (125)

Mütevatir konusunda ele almak islediğimiz ilk husus, hadisler içerisinde lafzen mütevatir olanların bulunup bulunmadığı mesele­sidir.

Bu konuda mütevatir hadisler a) çoktur, b) yoktur, c) çok az­dır, şeklinde görüşler varsa da,. Babanzade'nin de işaret ettiği gibi, bilhassa lafzî mütevatir hadislerin -az da olsa -bulunduğu ifade edi­lerek, mütevatir-i lafzînin çok olmadığı kabul edilmiş bulunmakta­dır. (126)

Biz ilk olarak -az da olsa- lafzî mütevatirin bulunup bulunma­dığını, ikinci olarak da, mütevatir hadislerin çok olduğu iddiasını tartışacağız.

Lafzî Mütevatir var mıdır?

Lafzî mütevatire örnek olmak üzere klasik hadis usûlünde gös­terilebilen en sağlam hadis "men kezebe..." hadisidir.

Hadisçilerden bazılarına göre bu hadisi rivayet eden sahabe sa­yısı (40) bazılarına göre (62), kimine göre (100)den fazla, Nevevi'nin dediğine göre (200) den fazladır. Zeynuddin el-Iraki'ye göre bu rivayetlerin çoğu mutlak olarak yalan (kizb) hakkında olup, bu lafızla rivayet eden sahabenin sayısı (70) küsurdur. (127)

Bu açıklamaların ışığında bu hadisin tedkikine geçelim:

Evvela bu hadisi (70) küsur sahabenin nakletmiş olması tevatür için yeterli midir? sorusunu sormak gerekir. Zira az önce de ifade edildiği gibi, mesela mütevatirin ravi sayısının bir beldeye sığma­yacak kadar çok ve sayılamaz olması şartını koşanlara göre, bu ha­disin mütevatir olması elbette mümkün değildir. Demek ki bu ha­disin mütevatir olduğu görüşü, sadece bazılarınca kabul edilebilir olan, ama bazılarınca asla kabulü mümkün olmayan bir iddiadır. O yüzden bu hadisin, herkesin üzerinde ittifak ettiği bir örnek olarak gösterilmesi de isabetli değildir.

İkinci olarak tevatürde bu sayının her tabakada aynı olması ve­ya azalmayıp, artması gerekir. Bu hadisin ise sadece ilk tabakasın­dan sözedilmiş, daha sonraki nesillerde bu hadisin ravilerinin (70) küsur veya daha fazla olduğu da ortaya konmuş değildir. Dolayı­sıyla bu husus ortaya konmadan, bizim bu hadisin mütevatir oldu­ğunu ileri sürmemiz ilmen doğru olamaz.

Bu yetmiş küsur sahabinin rivayeti dışında kalan ve genel ola­rak Hz. Peygamber'e yalan isnad etmeyi yasaklayan rivayetleri birarada değerlendirmek de sonucu pek değiştirmeyecektir. Zira el-Iraki'nin de az önce işaret ettiği gibi, bunların ifade şekli farklıdır ve bu sebeple lafzî bir levatürden söz etmek imkansız görünmektedir.

Bütün bunların hepsinden önemlisi, "mütevatir" olduğu iddia edilen bu hadislerin teker teker birer isnad ile bize ulaşmış olması­dır. Bu hadislerin her birinin birer isnad ile nakledilmiş olması, isnadlardaki ravilerin de teker teker cerh ve ta'dilinin yapılabileceği anlamına gelir. Bu nokta uzun asırlar boyunca hadis usûlünde na­sılsa gözden kaçırılmış ve isnadı, isnadında ravileri olan ve bu ra­vilerin cerh ve ta'dile tabi tutulması da mümkün olan hadisler, ga­yet rahat bir şekilde "mütevatir" olarak sunulabilmiştir.

Üstelik bütün bunlar yapılırken, Ehl-i Hadis ciddi bir çelişki içi­ne düştüğünün de farkına varamamıştır. Zira klasik hadis usûlün­de ittifakla kabul edildiğine göre mütevatir yakini (kesin) bilgi ifa­de eder ve bu yüzden aslında isnad ilminin dışında kalır. Yine bu yüzden Babanzade'nin ifadesiyle "Tevatür için sened aranmaz." (128). Bu husus açıkça ifade edildiği halde, başlangıçtan bugüne -Babanzade de dahil- hadis ulemasının ve hadis ilmiyle uğraşanların veya bu konuda söz söyleyenlerin, nasıl olup da "men kezebe..." hadisi dahil, kitaplarda isnadlarla nakledildiklerini görüp durdukları hadislerin mütevatir olduklarını iddia edebildiklerini anlamak doğru­su hiç de kolay değildir. Hatta birtakım hadis, tefsir, fıkıh v.b. kay­naklarından derleyip topladıkları, hepsi de birer isnad ile rivayet edilmiş olan bazı hadisleri bir kitapta toplayıp, bunların mütevatir olduğunu iddia eden es-Suyuti ve el-Kettani gibi İslam alimlerinin bu yaptıklarını anlamak neredeyse imkansızdır.

Şimdi bu konuyu mütevâtir hadisleri topladığını iddia eden bir­kaç eserden biri olan, el-Kettânî'nin Nazmu’l-Mutenâsir mine'l-Hadisi'l-Mutevâtir (Beyrut, 1980) adlı eseri ışığında, örnekleriyle daha yakından inceleyelim:

Kesin bilgi ifade etmesi beklenilen mütevâtirin tanımına dikkat­lice bakılacak olursa, bu beklentiye mukabil, ortada birtakım muğ­lak ve müphem noktaların bulunduğu, bunun ise birtakım ihtilaf­lara yol açtığı da görülecektir. Bu muğlak ve müphem noktaların başında, kaç kişinin haberinin mütevâtir sayılacağı meselesi gel­mektedir.

Bir-iki kişinin haberinin mütevâtir sayılamayacağını başarıyla (!) tespit edebilen bazı İslam alimlerimiz, üç kişinin durumunu sükût­la geçiştirdikten sonra, sırayla bize şu rakamları vermektedirler:

4 kişinin haberi mütevâtirdir (zina şahitliği için gerekli şahit sa­yısına kıyasla).

4 kişinin haberi mütevâtir olamaz. 5 kişinin haberinde ise karar­sızım (el-Bakıllâni).

5 kişinin haberi mütevatir için yeterlidir (Liân'a kıyasla).

7 kişinin haberi mütevâtirdir.

10 kişinin haberi mütevâtirdir ( 2, el-Bakara, 196'ya kıyasla).

12 kişinin haberi mütevâtirdir (İsrailoğullarının nakiplerinin sa­yısı 12 olduğu için).

20 kişinin haberi mütevâtirdir (8, el-Enfal, 65'e kıyasla).

40kişinin haberi mütevâtirdir (En hayırlı askeri birlik kırk kişi­lik olanıdır, hadisine(!) kıyasla).

50 kişinin haberi mütevâtirdir (Kasâme'ye kıyasla).

70 kişinin haberi mütevâtirdir (Allah'ın kelamını işitmeleri için Hz. Musa'nın kavminden 70 kişiyi seçmiş olmasına kıyasla).

310 kişinin haberi mütevatirdir (Talut’un ve Bedir'e katılanların sayısına kıyasla).

1400 kişinin haberi mütevâtirdir (Rıdvan bey'atına katılanların sayısına kıyasla).

1500 kişinin haberi mütevâtirdir (Rıdvan bey'atına katılanların sayısına kıyasla).

Bunların hepsi yanlıştır, sözünü etmeğe bile değmez iddialardır. (129)

Herhalde bu son görüş gerçeğe en yakın ve en isabetli görüş olsa gerektir. Zira, mütevâtirin genel kabul gören tanımında, bu ko­nuda herhangi bir sayı belirlenmiş olmayıp sadece "yalan üzerine ittifak etmeleri pratikte mümkün olmayan kalabalık bir grup"tan sözedilmiştir.

Bazı alimlerin yukarıda verdikleri sayılara gelince, bunlardan bazılarının tevatür için yeterli olamayacağı gayet açıktır. 4,5,7,10, 12,20,40, hatta 50 ve 70 sayılarının "yalan üzere ittifak etmesi müm­kün olmayan kalabalık" nitelemesine giremeyeceğini sıradan in­sanlar bile bilir. Buna rağmen bu sayıların sıradan insanlar değil, üstelik âlim sıfatını hâiz kimseler tarafından mütevâtir için yeterli sayı olarak nasıl sunulabildiği anlaşılır gibi değildir. 1400-1500 sayılarının ciddiye alınması gerektiği kuşkusuzdur. Ama en doğrusu bu konuda muayyen bir sayının olmadığıdır. Fakat bu asla 4,5,7 v.b. gibi az sayıdaki ravilerin rivayetinin mütevâtir olabileceği an­lamına da gelmez.

Meselenin dikkati çeken diğer bir yönü ise, 4,5,7,10,12 v.s. sa­yılarını tevatür için yeterli görenlerin, bu görüşlerini temellendirmek için başvurdukları delillerin arzettiği manzaradır. Bırakın ulemâyı, aklı başında herhangi bir kimsenin bile, konuyla hiç ilgisi olmayan ayetlerde geçen bazı sayıları, sırf ayetlerde geçiyor diye, tevatür için gerekli veya yeterli sayı olarak sunması düşünülemez. Çünkü bu ayetlerdeki sayılar veya şu veya bu savaşa katılanlar sayıları, mütevâtir haberlerin kaç kişi ile sabit olabileceğini bildirmek için zikredilmiş değildir. Bilakis çoğunun bir tesadüf sonucu olduğu rahatlıkla söylenebilir.

Bütün bunlara rağmen, ulemânın bu sayılar konusundaki yukarıda eleştirilen tavrı sergilemiş olmaları, hadislerin ve hadis ilminin kendilerine emanet edildiği bu insanların içerisinde, bu derece sığ ve ilim dışı bir zihniyetin zebûnu olanların da bulunduğunu gözler önüne sermektedir. Böylesi ilim dışı tavırları sergileyebilen ve geçmişte âlim diye görüşleri ciddiye (!) alınabilen bu gibi kimselerin, hadisler konusunda yapacakları çalışmaların ve verecekleri hükümlerin ne kadar sağlıklı olacağı da sanırız ortadadır.

Maalesef, mütevâtir hadisler konusunda eser veren ulemâ içerisinde yukarıda eleştirdiğimiz yaklaşımların benzerini savunanlara rastlanabilmektedir. Meselâ el-Kettâni, es-Suyûti'nin (ö. 911/1505) on sahabinin rivayet ettiği hadisi mütevâtir saydığını, üste­lik bunun Ehl-i Hadis'in görüşü olduğunu söylediğini ileri sürer (130) ki, bunun daha önce eleştiri konusu olan görüşlerden hiçbir farkı yoktur. Şimdi on kişinin rivayetleriyle tevatürün sabit olabilecegini(!) iddia eden birinin, mütevâtir hadisleri tespit yolunda ulaştığı sonuçların tatminkar olması düşünülebilir mi ?

Tabiatıyla ulemâ içerisinde tevatür için belli bir sayı belirleme­nin gerekli olmadığını savunanlar da olmuştur ve bu bilgiler özet­le "önemli olan bir konuda insanda kesin bilginin (el-ilm el-kati) oluşmasıdır; dolayısıyla birşeyi kalabalık bir grup bile nakletse, kesin bilgi oluşmadıkça bu kalabalık grubun haberi mütevâtir ola­maz; ama az sayıda insandan oluşan bir grup bile nakletse, bizde kesin bilgi oluşabiliyorsa, onların haberi mütevâtir olur" diyerek kanaatlerini dile getirmektedirler. (131)

Asıl önemli olan bizde kesin bilginin oluşması ise de, buna dayanarak az sayıda insandan olu­şan bir grubun (meselâ, 4,5,7,12,20,30,40,50 ...gibi) verdiği haberin de mütevâtir olabileceğini iddia etmek, pek isabetli görünmemek­tedir. Çünkü bu sayıda insanın yalan üzere ittifak etmeleri imkansız değildir.

Gerçek mütevâtirde ise -namazın kılınış şekli, vakitleri, ezan, bayram namazları, haccın yapılış şekli gibi- uygulamalara dairbilgiler, daha ilk tabakada -yani Hz. Peygamber döneminden hemen sonra- bile binlerce, onbinlerce sahabe tarafından sonraki nesle aktarılmış, ondan sonra sayıları giderek artan her nesil bu uygulamaları kendisinden sonraki nesle aktarmışlardır. İşte mütevâtir denilen de zaten budur.

Bu bakımdan az sayıda insanın verdikleri habere mütevatir denilebileceği iddiası bir zorlamadan ibarettir. Nitekim bazı ulemânın, anlattığımız gerçek mütevâtir şeklinde bi­ze ulaşan hiçbir hadis olmadığını söylemesi de dediğimizi doğrulamaktadır. el-Kettânî, İbn Hıbbân'ın (ö.354/965) ve el-Hâris'in (b. Muhammed (ö.282/295) bu anlamda gerçek hiçbir mütevatir ha­dis bulunmadığını savunduklarını, en-Nevevî (ö.671/1272) ile İbnu's-Salah'ın (ö.643 /l245) ise son derece nadir olduğunu ileri sür­düklerini kaydetmektedir. (132)

İbn Hıbban ve el-Hâris gibilerinin mütevâtir olan hiçbir hadis yoktur iddiasına karşı, İbnu's-Salâh "men kezebe.... (Her kim bana yalan isnad ederse ...)" hadisini 60 sahabi rivayet ettiği için; el-Iraki mestlere meshetme hadisini 60'dan fazla sahabi rivayet ettiği için; namazda ellerin kaldırılmasına dair hadisi 50'ye yakın sahabi rivayet ettiği için; cinsel organına dokunan erkeğin abdest alması gerektiğine dair hadis 60'dan fazla sahabi tarafından rivayet edildiği için; ateşte kızartılmış et yemekten dolayı abdest almak gerekti­ğine -keza gerekmediğine- dâir rivayeti de aynı şekilde mütevatir olarak takdim etmiştir. (133)

Gerek İbn Hıbbân'ın ve en-Nevevî'nin, mütevâtirin son derece nâdir olduğuna dair iddialarını, gerek hiç mütevâtir bulunmadığı iddiasını reddeden İbn Hacer (ö.852/1448), her iki iddianın da ha­dislerin geliş yollarının çokluğunu, ravilerin -yalan üzere ittifakla­rını imkânsız kılan- özelliklerini bilmemekten kaynaklandığını ile­ri sürerek, şarkta ve garpta ellerde dolaşan ve müelliflerine aidiye­tinde şüphe bulunmayan hadis kaynaklarının müştereken rivayet ettikleri hadisleri mütevatire örnek olarak zikretmekte, bu gibi mü­tevâtir hadislerin meşhur eserlerde bol miktarda mevcut olduğunu söylemektedir. (134)

Daha sonra gelen es-Suyuti (ö. 911/1505) İbn Hacer'i desteklemiş; bilahare kendisi de bu konuda "Benzerini benden başkasının yazmadığı bir eser" diyerek kendini methetme­yi (!) ihmal etmediği bir eser -el-Ezhâru'l-Mutenasira- yazmış ve 20,27,30,50 ve 70 sahabiden geldiğini ve lafzî mütevatir olduğunu söylediği birtakım rivayetleri bu eserinde zikretmiştir. (135)

Aynı şekil­de es-Sehavî de İbn Hacer'in ve başkalarının mütevâtir olduğunu söylediği hadisleri -şefaat, havz, rü'yetullah, imamların Kureyşten olması gerektiği, hurma kütüğünün inlemesi, deve ağıllarında na­maz kılınmasını yasaklayan hadisler, Mehdi, İsrâ, Deccal, ayın ya­rılması, abdestte ayakların yıkanması, v.b.- zikretmekte, kendisinin de aynı kanaatte olduğunu ifade etmektedir. (136)

İbn Teymiyye'nin ise el-F'urkân beyne'l-Hakkı ve'l Batıl eserinde, Haricîlerle savaşılmasını emreden hadislerin mütevatir olduğunu ileri sürdüğü kaydedilmektedir. (137)

Görüldüğü gibi hadis kaynaklarımızda pekçok mütevatir hadis bulunduğunu iddia eden birçok İslam âlimi vardır. Ancak şunu he­men belirtelim ki, onların bu görüşleri sadece birer iddiadan ibaret olup, her iddia ise mutlaka gerçekleri yansıtmayabilir. Nitekim mü­tevatir olduğu iddia edilen bu hadislerin üstelik manevî değil "laf­zî mütevatir" olduğu da -yukarıda görüldüğü üzere- iddia edilmiş­se de; başka âlimlerin bu iddiayı kabul etmedikleri ve mütevâtire örnek verilen hadislerin lafzî değil manevî mütevâtir oldukları; zi­ra lafzî mütevatir olduğu söylenen pekçok hadisin, incelendiğinde manevi tevatür olduğunun ortaya çıktığını ifade ettikleri de kayde­dilmektedir (138) ki, biz de yapılan bu itiraz ve eleştiriye katılıyoruz.

Peki ister lafzî ister manevi olduğu ileri sürülsün, gerçekten kaynaklarımızda yer alan hadisler içerisinde mütevatir olanlar var mıdır ? Geçmiş ulemâmızın görüşlerine ve bu konuda yazdıkları eserlere bakılacak olursa, kaynaklarımızda azımsanmayacak sayı­da mütevatir hadis -ister manevi, ister lafzî mütevatir olduğu söy­lensin- yer almış görünmektedir.

Şimdi bu tespitin doğru olup olmadığı üzerinde biraz duralım:

Mütevâlir hadisin belli bir ravi veya isnad(lar)ı olmadığı için, ne ravilerinin ne de isnadlarının tedkiki sözkonusudur. Bu yüzden de mütevatir hadis, hadis ilminin kapsamı dışında bırakılmıştır, çünkü hadis ilminin temel amacı hadislerin hangisinin sahih (sağlam) han­gisinin sakîm (çürük) olduğunu tespit etmektir. Mütevâtirin doğru­luğunda şüphe olmadığı için, herhangi bir incelemeye -ki zaten mütevâtirin ne ravileri ne isnadları bellidir- gerek kalmamaktadır.

Kaynaklarda yer alıp, mütevatir olduğu ileri sürülen hadislere bu açıdan bakılınca, 10, 20, 50, 70 hatta 100 kanaldan (tarikten) da gelseler, bunların hepsinin hem isnadları hem de isnadlarda yer alan belli ravileri olduğu kolaylıkla görülür. Ortada birtakım raviler ve ravilerin oluşturduğu isnadlar sözkosunu olunca, artık bu ravilerin cerh ve ta'dili ile bu isnadların muttasıl veya munkatı olup ol­madıklarının tedkiki zarureti de kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Bu şekilde gerek raviler gerek isnadı açısından tedkiki mümkün olan hadislerin ise "ahâd" hadisler kategorisine girdikleri malum­dur. Buradan hareketle, mütevatir hadis konusunda -bir teklif ola­rak- şu şekilde açıklayıcı bir kural konulması bizce doğru görünmektedir:

Mütevatir hadis, muayyen bir ravisi/ravileri ve isnadı/isnadları olma­yan ve kitlesel olarak nesilden nesile aktarılan haberlerdir. Şayet bir hadis (veya hadisler) bize râvi(ler) ve isnad(lar) aracılığıyla geliyorsa, artık o rivayetlerin mütevâtir olması mümkün değildir.

Burada genellikle -İbn Hacer'in de yaptığı gibi- herhangi bir ha­disin pek çok kanaldan gelmesine ve pek çok hadisçinin bu hadi­si rivayet etmiş olmasına aldanılarak, bu kadar çok kanaldan gelen bir hadisin mütevatir olması gerektiği düşünülmektedir.

Peki gerçekten bir hadisin onlarca, hatta yüzlerce kanaldan gel­mesi onun mütevatir olduğunu gösterir mi? Bu konuda sözü fazla uzatmamak için, sorunun cevabını, mütevatir olduğu ileri sürülen bazı hadisleri incelemek suretiyle bulmaya çalışalım.

Mütevatir olduğu iddia edilen hadislerin toplandığı en geniş eserlerin başında gelen el-Kettâni'nin Nazmu'l-Mııtenâsir ese­rine bu açıdan bir göz attığımızda görürüz ki:

Bu eserde mütevatir olacak gösterilen hadislerden:

3. hadisin sahabe tabakasındaki ravi adedi (16)
4. hadisin sahabe tabakasındaki ravi adedi (9)
7. hadisin sahabe tabakasındaki ravi adedi (10)
11.12. hadisin sahabe tabakasındaki ravi adedi (10)
13- hadisin sahabe tabakasındaki ravi adetli (8)

19. hadisin sahabe tabakasındaki ravi adetli (7)

44. hadisin sahabe tabakasındaki ravi adedi (9)

45. hadisin sahabe tabakasındaki ravi adedi (8)

49. hadisin sahabe tabakasındaki ravi adedi (9)

54. hadisin sahabe tabakasındaki ravi adetli (4)

57. hadisin sahabe tabakasındaki ravi adedi (6) dır.

Eserin baş tarafından derlediğimiz bu listeyi daha da uzatmak mümkündür. Şimdi burada sorulması gereken şudur: 16, 10, 9, 7,6 ve nihayet 4 kişi, acaba yalan üzere ittifak etmeleri aklen imkansız olan sayı mıdır? Bu soruya, bırakın hadis ilmiyle iştigal edenleri, herhangi bir insanın bile olumlu cevap vermesi düşünülemez.

Diğer yandan bu eserde mütevâtir olarak nitelendirilen hadisle­re baktığımız zaman, neredeyse fıkıh, akaid vb. eserleri dolduran hadislerin hepsinin mütevâtir olduğuna insanın inanası gelmekte­dir. Meselâ:

İlim talep etmek her müslümana farzdır (s. 25).

Kim bir ilmi (insanlardan) gizlerse, kendisine kıyamette ateşten bir gem takılır (s. 27).

Müslüman, diğer müslümanların kendisinin elinden ve dilin­den emin olduğu kimsedir (s. 29).

Haya imandandır (s. 30).

Zina eden zina ederken mümin olarak zina etmez (s. 30).

İman Yemen'lidir (s. 31).

Müminlerin en kâmili, ahlakı en güzel olanıdır (s. 31).

Ümmetim yetmişüç fırkaya ayrılacaktır (s. 32).

Derinin tabaklanması, onun temizlenmesi demektir (s. 35).

Denizin suyu temiz, ölüsü helaldir, (s. 36)
Besmele çekmeyenin abdesti yoktur, (s. 36)

Abdest öncesi ve abdest dışında dişlerin fırçalanması (s. 37)

Abdestte sakalın parmaklarla aralanması (s. 39).

Kulaklar da (abdestte) baş'a dahildir (s. 39).

Cünüb olan uyumak isterse abdest alsın (s. 49).

Kadının kullandığı sudan arta kalan ile gusletmek (s. 49).

Müezzinler Kıyamet günü insanların en uzun boyluları olacak­lardır.

Müezzinin günahları, sesinin ulaştığı yer ölçüsünde bağışlanır (s. 50).

Hz. Peygamber'in Ka'be içinde namaz kıldığı (s. 52).

Baldır da avretten sayılır (s. 53).

Kim bu kötü kokulu ağaçları (sarımsak) yerse, bizim mescidimize yaklaşmasın (s. 53).

Yeryüzü bana mescit ve temiz kılındı (s. 54).

Sabah namazını erken kılın, sevabı daha çoktur (s. 55).

Erkeklerin saflarının en hayırlısı ilki, kadınların saflarının en hayırlısı ise sonuncularıdır (s. 56).

Namazın anahtarı abdest, tahrimi tekbir almak, tahlili (bitişi) de selâm iledir (s. 57).

Namazda besmele okumak ve bunu açıktan yapmak (s. 60).

Namazda besmele çekmemek gerektiği (?) (s. 62).

Fatiha'yı okumayanın namazı yoklur (s. 62).

Teşehhüdde işaret parmağını kaldırmak (s. 65).

Namazın sonunda sağa-sola iki selam vermek (s. 66).

Hz. Peygamber'in sandaletleriyle namaz kıldığı (s. 68).

Sabah ve ikindi namazından sonra (nafile) namaz kılmanın ya­saklanması (s. 68).

Kim üç cuma namazını özürsüz terkederse, Allah onun kalbini mühürler (s. 74).

Cuma günü olunca guslediniz (s. 74).

[Hz. Peygamber] Bayramlarda giderken ayrı yoldan gider, gelir­ken de ayrı yoldan gelirdi (s. 76).

Ölülerinize "Lailâhe illallah"ı telkin ediniz (s. 77).

Müslümanların (küçükken ölen) çocukları Cennete girecektir (s. 79).

Sizi kabir ziyaretinden menetmiştim, artık ziyaret edin (s. 80).

Allah Yahudilere ve Hristiyanlara lanet etsin, peygamberlerinin kabirlerini mescidlere çevirdiler (s. 81).

Kabir azabına dair hadisler (s. 84).

Peygamberlerin kabirlerinde diri oldukları (s. 84).

Üzerinden bir yıl geçmeden malda zekat yoktur (s. 85).

Her iyilik sadakadır (s. 86).

Hilali görünce oruç tutun, tekrar görünce de bayram yapın (s. 86).

İftarı erken, sahuru geç yapmak (s. 86) .

Hz. Peygamber oruçlu olduğu halde (hanımlarını) öperdi (s. 87).

Benim ismimi kullanın, ama künyemi kullanmayın (s. 93).

Harp hiledir (s. 94).

Harpte kadınların ve çocukların öldürülmesinin yasaklanması (s. 94).

Kim malı uğrunda öldürülürse şehittir (s. 96).

Velisinin izni olmayan birinin nikah akdi geçersizdir (s.96).

Yırtıcı kuşların etlerinin yenmesinin yasaklanması (s. 98).

Çoğu sarhoş edenin azı da haramdır (s. 100)).
Bizi aldatan bizden değildir (s. 101).
Ümmetin hata üzerinde birleşmeyeceği (s. 104).

Hakim içtihad eder de isabet ederse ona iki, hata ederse bir se­vap verilir (105).

Vela hakkı köleyi azad edene aittir (s. 108).
Varis'e vasiyyet edilmez (s. 108).

Delil iddia sahibine, yemin de inkar edene düşer (s. 109).

"Kulhuvallahu ahad" sûresi Kur'an'ın üçte birine denktir (s. 112).

Sirayetin ve uğursuzluğun olmadığına dair hadisler (s. 116).

Merhamet etmeyene merhamet olunmaz (s. 116).

Adem oğlunun bir vadi dolusu malı olsa ikincisini de ... üçün­cüsünü de ister (s. 117).

Güvercinle oynayanın, şeytanın peşinden giden bir başka şey­tan olduğu (s. 119).

Biriniz bir yazı yazdığında, önce kendisinden başlasın (s. 121)

Rabbimden başka bir dost edinecek olsaydım Ebubekr'i edinir­dim (s. 123).

Ben kimin mevlâsı isem, Ali de onun mevlâsıdır (s. 124).

Hasan ve Hüseyn, Cennetlik gençlerin efendisidirler (s. 125).

Muaz'ın ölümünden dolayı arş titremiştir (s. 126).

En hayırlı dönem benimki, sonra ardından gelen, sonra da onu takip edendir (s. l28).

Evimle minberimin arası Cennet bahçelerinden bir bahçedir (s. 128).

Uhud dağı bizi sever, biz de onu severiz (s . 128).

Kişi sevdiğiyle beraberdir (s. 129).
İsra kıssası (s. 132).
Ayın yarılması (s. 135).
Fetihten sonra hicret yoktur (s. 140).

gibi, hemen hemen pek çok dinî eserde rastlanabilecek olan ve ço­ğumuzun malumu olan bu hadisler, mütevâtir olarak sunulmakta­dır. Halbuki bunların hadis, fıkıh, akaid siyer v.s. literatüründe yer alan âhâd hadisler olduklarını, ilim ehlinden olan herkes bilir. Bun­ların bir kısmı geç dönemlerde yaygınlaştığı için, olsa olsa "meş­hur" veya "müstefiz" olabilir ki, her iki hadis türü de mütevatirin dı­şındadır. Muhtemelen bu hadislerin bilahare yaygınlaşmasına aldandıkları için olsa gerek, el-Kettanî de dahil birçok müellif bunla­rın mütevâtir olduklarını zannetmişlerdir. Meselâ sırat, havz, kevser, kabir azabı vb. konulardaki hadisler bu duruma örnek verilebilir.

Halbuki es-Serahsi (ö.490/1096) kabir azabı ve benzeri konu­lardaki hadislerin meşhur-âhâd olduklarını söylemek suretiyle (139) bunların mütevâtir oldukları iddiasını reddetmiş olmaktadır.

Diğer yandan mütevâtir olduğu söylenen bu hadislerden bazı­ları, mütevâtir olmak söyle dursun, bilakis fıkhî ve itikadi mezhep­ler arasında tartışma konusu olan hadislerdir.

Yine, rükûya giderken ve rükûdan kalkarken ellerin kaldırıla­cağına dair hadis de, bırakın mütevâtir olmayı, Hanefiler tarafından delil olarak dahi kabul edilmemiştir.

Ama hepsinden önemlisi mütevâtir olduğu ileri sürülen hadis­ler içerisinde hatalı, mevzu (uydurma) veya mevzu olma ihtimali yüksek hadislerin bulunması, buna rağmen bunların mütevâtir ha­dislere dair bir eserde yer alabilmiş olmasıdır.

Meselâ Haricileri kötiileyen ve onlarla savaşılmasını emreden hadisler (s. 34), avret yerine dokunanın abdest alması gerektiğine dair hadisler (s. 46), ateşte pişen etten dolayı abdest almak gerek­tiğine dair hadisler (s. 47), ölü, arkasındaki dirilerin kendisine ağ­lamasından dolayı azaba uğrar, hadisi (s. 79); oruçlu iken hacamat yapanın da yaptıranın da orucu bozulur, hadisi (s. 87); aşure günü oruç tutmak bir senelik günahlara; arefe günü oruç tutmak da iki senelik günahlara keffarettir, hadisi (s. 89); imamlar Kureyş'tendir, hadisi (s. 103); Bir kimse içki içerse ona sopa vurun, ikinci, üçün­cü, defada da sopa vurun, dördüncü defa yine içerse onu öldürün(!) hadisi (s. 106); Allah'ın ilk yarattığı şeyin a) akıl b) arş, c) ka­lem, d) levh-i mahfuz, e) kamış, f) nur-ı Muhammedi g) su, h) ruh, olduğuna dair hadisler, (s. 111); Hz. Peygamber'in bütün âba ve ecdadının tevhid üzere öldüklerine dair hadisler (s. 121); Ebdâl ha­disleri (s. 140); Mehdi'ye dair hadisler (s. 144) ve Cennet'e sorgusuz-sualsiz (!) 70.000 kişinin gireceğine dair hadisler (s. 155), bura­da zikredilebilir.

Bu hadislerin bir kısmı mevzuat kitaplarında yer alan hadisler­den olup, diğer bir kısmı da mevzu hadisleri belirlemede başvuru­lan, metne yönelik prensiplere -ki bunları İbn Kayyım el-Cevziyye'nin el-Menâru'l-Munif eserinde görmek mümkündür- aykı­rı düştüğü için bırakın tevatürü, sıhhati dahi şüphelidir. Bilhassa İslam'ın, âhiretin, hesabın ve ilahi adaletin ne demek olduğunu bi­len birisinin 70.000 kişinin sorgusuz-sualsiz Cennet'e gireceğini ileri süren bir rivayetin, Hz. Peygamber'in ağzından çıktığını kabul et­mesi düşünülemez.

Görüldüğü gibi, çoğu İslâm âlimlerinin mütevâtiri tespit ölçüle­ri hiç de hassas ve titiz olmayıp, son derece indi ve keyfi bir görünüm aızetmektedir. Bu ise, onların mütevâtir hadislerin tespiti konusunda pek de başarılı olamadıklarını, tartışmaya mahal bırak­mayacak şekilde, açıkça gözler önüne sermekledir.

Sahih olmak şöyle dursun açıkça mevzu veya mevzu olma ihti­mali yüksek hadislere miitevâtir damgası basmaktan çekinmeyen bazı İslam âlimlerimiz (!), bununla da yetinmeyerek, âhad oldukla­rını bile bile, bazı hadisleri mütevâtir kategorisine dahil etmenin çârelerini aramışlardır:

"Buhari-Muslim'in müştereken veya ayrı ayrı olmak üzere Hz. Pey­gambere varan muttasıl bir isnadla eserlerinde rivayet ettikleri ha­dislerden mütevâtir derecesine varmayanlar, sıhhatinin kesin olu­şu ve kesin bilgi vermesi açısından miitevâtir gibidir. Buhari-Muslim'de veya bunlardan birinde yer alan bir hadisi işiten, bunu Hz. Peygamberin ağzından işitmiş demektir." (140)

Bu iddianın doğruluğuna gerekçe olarak gösterilen ise şudur:

"Bu iki eserin musannıfları büyük ve yüce imamlardır. Haramlık ifade eden hadisleri (diğerlerinden) üstündür. Bir konuda icma et­tiğinde hatadan korunmuş olan masum (hatasız) ümmet, her iki eseri kabul ile karşılamış, onları tasdik edip, onlarla amel etmiştir. Mütevâtir derecesine ulaşmayan bir haberi ümmetin kabul etmesi, nazarî ilmi zorunlu kılar." (141)

Hem yukarıdaki iddianın, hem de gerekçelerinin son derece tartışmalı, dolayısıyla kabulünün de zorunlu olmadığı; bilakis red­dedilmesinin daha isabetli olduğu rahatlıkla ifade edilebilir. Zira aklı başında hiçbir kimse Buhari-Muslim hadislerini işitenlerin, Hz. Peygamber'in ağzından bu hadisleri bizzat işitmiş gibi olacaklarını iddia etmemiştir. Bilakis bu, ilmî zihniyete son derece aykırı, duy­gusal ve büyük ölçüde ideolojik bir tavrın sonucudur. Allah'tan, başka İslam âlimleri -meselâ en-Nevevî'ye göre muhakkik ve ço­ğunluk ulemâ- bu iddiayı reddetmiş, Buharî-Muslim hadislerinin olsa olsa zann-ı ğalib ifade edebileceklerini söylemişlerdir. (142)

Yine İbn Burhan ve İbn Abdisselâm gibi âlimler, yukarıdaki görüşü savunan İbnu's-Salah'ı sert biçimde eleştirmişler ve mütevatir konu­sundaki bu gevsek tutumundan dolayı onu kınamışlardır. (143)

Ancak bazı Buhari-Muslim hadislerini mütevâtir derecesine yükseltmeyi kafasına koydukları anlaşılan birtakım aşırı muhafaza­kâr ulemâ, bu itirazı da savuşturmak iştemişlerdir. Bunlardan biri olan İbn Hacer, en-Nevevînin itirazının ulemânın çoğunluğu açı­sından doğru olduğunu, ancak muhakkik ulema açısından doğru olmadığını, zira İbnu's-Salah'ı destekleyen -meselâ Ebû İshak el-lsferâini, Ebû Abdillah el-Humeydî ve Ebu'l-Fadl b. Tahir gibi- mu­hakkik âlimlerin bulunduğunu söyleyerek itirazda bulunur. (144)

Siracuddîn el-Bulkînî (ö.805/1042), İbn Kesir (ö.774/1343) ve es-Suyûti (ö.911/1505) de bu konuda İbnu's-Salâh'ı desteklemişlerdir. An­cak hem bu görüşü ortaya atan İbnu's-Salah'ın, hem de onu des­tekleyenlerin bu tavırlarının ilmî olmaktan ziyade ideolojik oldu­ğunu tekrar söylemek gerekir. Zira tek tek raviler tarafından riva­yet edilen ve hata ihtimali daima mevcut olan âhâd hadislerin -ne türlü karineyle kuşatılırsa kuşatılsın- mütevâtir derecesine yüksel­mesi sözkonusu olamaz. Olsa olsa bu hadislere olan aşırı güven­den dolayı, sahihlerin en sahihi veya daha iyimser bir bakış açısıy­la meşhur veya müstefiz derecesinde nisbî bir kesinlikten sözedilebilir.

Ümmetin bu iki kitaptaki hadisleri kabul ettiği iddiasına ge­lince, bu da ilim dışı bir iddiadır. Bu konuda sadece Hanefilerin birçok Buhari-Muslim hadisiyle amel etmeyi reddettiklerini, bunla­rın yerine başka hadisleri delil olarak aldıklarını hatırlamak bile ye­terli olur. Ayrıca Mehmed S. Hatiboglu hocamızın Müslüman Âlim­lerin Buhari ve Müslim'e Yönelik Eleştirileri başlıklı makalesi de, bu sık sık tekrarlanan icmâ iddiasının ne kadar boş bir iddia oldu­ğunu ortaya koyan delilleri toplayan ilmî bir inceleme olarak bura­da gözönünde bulundurulmalıdır.

el-Kettani müteahhirîn ulemasından olup, İbnu's-Salah'a karşı en-Nevevî'yi destekleyenlerden bahsederken, onların "Esas alın­ması gereken doğru görüş [Buhari-Muslim hadislerinin kesin bilgi ifade etmeyip, zann-ı ğalib ifade ettiğidir!"] dediklerini nakleder ve keşif ehlinden bazılarının -İbriz adlı eserin müellifi gibi- bazı Sahihayn hadislerini -meselâ İsra'da Hz. Peygamber'in göğüsünün ya­rılmasına dair rivayeti- reddettiklerini de sözlerine ilave eder. (145) Bu ise tevatür tartışmalarını sonuçlandırmaktan ziyade, ona yeni boyutlar kazandırmaya yarar. Nitekim el-Kettanî de meseleyi sonuçlandırmadan muallakta bırakmak zorunda kalmış, ama nihai tahlilde mutevatir hadislerin varlığı görüşünü benimseyerek adı geçen eserini telif etmiştir.

Bu durum, tekrar ifade edelim ki, hadis usûlünün ve bu usûlün esasları dahilinde sürdürülen çalışmaların, olduğu gibi, hiçbir ten­kide tabi tutulmaksızın sürdürülüp savunulmasının ne kadar va­him sonuçlar doğurduğunu açıkça gözler önüne sermektedir.

Yine bu durum sonuç itibariyle her türlü ilmî faaliyetin temel taşlarından biri olan "tenkit zihniyeti"nin bizim dünyamızdan çe­kilmesinin bize nelere malolduğunu gösterdiği gibi; bu yapıcı ten­kit zihniyetini yeniden İslam dünyasına aşılayıp, onu tekrar yay­gınlaştırmanın ne kadar önemli olduğunu da, tartışmaya mahal bı­rakmayacak kadar açık bir şekilde hepimizin gözleri önüne ser­mektedir.

O halde, bu bölümün sonucu olarak söylenebilecek olanlar şunlardır:

1. Mütevatir hadisin tanımı ile ulemanın mütevatir olduğunu söylediği hadislerin şartları arasında açık bir çelişki bulunmaktadır.

2. Mütevatir hadis -lafzî anlamda- çok az değil, hiç yoktur. Zira mütevatir olduğu söylenen hadislerin hepsi de, kitaplarda isnadlarla zikredilen ve ravilerinin cerh ve ta'dile tabi tutulması mümkün olan ahad hadislerin biraraya getirilmesinden başka birşey değil­dir.

3. Bu, mütevatirin hiç olmadığı anlamına gelmez. Bilakis kendi­si de mütevatir olan Kur'an-ı Kerim'de yer almayan birtakım husus­lar, mesela ezan, kamet getirilmesi, bayram namazları, namaz va­kitleri ve rekatları, gibi İslam toplumunda, bireyin ve toplumun ne­silden nesile daima uygulayarak naklettiği pekçok uygulamayı, mütevatire örnek olarak vermek mümkündür. Bunun dışında ki­taplarda isnadlarla nakledilen hadislere gelince, bunların herbiri ahaddır ve binlercesi dahi biraraya gelse -mütevatirin şartlarını ha­iz olmadıklarından- bunlara mütevatir demek mümkün değildir.

4. Bütün bunlara rağmen Babanzade "Varis'e vasiyyet edilmez" hadisinin sadece Cabir'den gelen mürsel bir hadis olduğunu söyle­diği halde, icma ile gereğince amel olunmasında müçtehidlerin hepsinin birbirine nesilden nesile nakletmesine bakarak, onun bu suretle mütevatir olacağını ima etmesi, "tenkit zihniyetinden" ne kadar uzaklaştığımızın bir başka örneğidir. Yine bazı kaynaklarda sozkonusu hadise işaretle "Bu gibi hadislerin isnada ihtiyacı olma­dığı" -hadis ilminin kriterleri hiçe sayılarak- çekinmeden savunulabilmiştir. (146) Halbuki mütevatir olduğu söylenen bu hadisi İmam eş-Şafii (ö. 204/819) herhangi bir muttasıl isnad ile dahi elde edeme­diğinden, er-Risale'de onu munkatı bir isnad ile zikretmek zorunda kalmıştır. (147)

Dipnotlar:

123 Tecrid-i Sarih Tercemesi, I. 102.

124. Ay.
125 A.g.e. I.103
126. A.g.e. I.103 ve 105.
127. A.g.e. I. 103.
128. A.g.e. I. 104.
129. el-Kettani. Nazmu’l-Mütenasir. S. 9-10.
130. A.g.e., s. 10
131. A.y.
132. A.g.e., s. 11.
133. A.y.

134. İbn Hacer, Nuzhetu'n-Nazar (Dâru Mısr,?; neşreden: el-Mektebetu'l-İlmiyye Medine), s. 23.

135. el-Kettani, a.g.e., s. 11-12.
136. A.g.e., s. 12-13.
137. A.g.e., s. 13.
138. A.g.e., s. 14
139. es-Serahsî. el-Usûl, I. 329.
140. el-Kettânî, a.g.e., s. 15
141. A.y.
142. A.y.
143. A.g.e., s. 15-16.
144. A.g.e., s. 16
145. A.g.e., s. 17

146. Bkz. el-Âmidli, el-İhkam, III. 70. 192; el-Leknevî. -el-Ecvihetu'l-Fâdıla: s. 229, 232, 231: Tahir el-Cezairi, Tevcihu'n-Nazâr. I. 141, 210.

147. eş-Şafii. er-Risale, s. 139.

Quelle:İslam Düşüncesinde Hadis Metodolojisi, Prof. Dr. Hayri Kırbaşoğlu.




Bu Makaleyi web sitenize alıntılayın Favori Yazdır E-mail olarak gönder

Kullanıcı Yorumları  
 

Kullanıcıların değerlendirme ortalaması

   (0 Oylama)

 

Görünen 0 yorum 0 yorumdan

Gönderilen yeni yorum yok

Yorumunuzu ekleyin



mXcomment 1.0.9 © 2007-2009 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved
< Önceki   Sonraki >