Skip to content
Site Araçları
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Şu an buradasınız: Ana Sayfa arrow Sünnet / Hadis Dosyası arrow Sünnet / Hadis arrow PEYGAMBER İLAH DEĞİL, AMA POSTA MÜVEZZİ-İ DE DEĞİL
PEYGAMBER İLAH DEĞİL, AMA POSTA MÜVEZZİ-İ DE DEĞİL Yazdır E-posta
 

Görüntüleme : 495

ImagePeygamberlerin birer postacı gibi olmadıklarını ayetlerden ve güçlü mantıki delillerle ortaya koyan bir makale.

Birçok konuda olduğu gibi Peygamber(A.S)'ın ko­numu, görevleri, yetkileri, özellikleri konularında da netlik kazanmamış bir zihin yapısı mevcut. Aşırılıklar bu alanda da söz konusu.

Kimi insanlar, nebileri Allah'la cedelleşme, ona her istediğini kabul ettirme gücünde, Allah'ın tasarruf ve iradesine ortak ve kendinden kaynaklanan insanüstü güçlere sahip görerek onları ilahlaştırırken... Kimileri de bu düşünce ve iddialara reaksiyon olarak ters isti­kamette bir başka aşırı uç oluşturuyorlar.

Bunlar nebi­yi; bir eliyle Allah'dan aldığı kitabı diğer eliyle insan­lara uzatmaktan başka, din konusunda hiçbir yetki ve fonksiyon icra etmeyen donuk, ruhsuz, saçma bir pey­gamber inancına sahip bulunuyorlar.

Bu yazıda, düşünebilen insanlarca, haksızlıkları kolayca anlaşılabilecek birinci guruptaki insanları söz konusu etmeyeceğiz. Nebi'yi sıradan bir insan ya da Posta Güvercini mesabesinde gören düşünceyi irdelemeye çalışacağız.                        

Bu insanların düşüncelerine temel teşkil eden, pey­gamberlerin bizler gibi bir beşer olduğunu beyan eden âyetlerdir.                                    

'Peygamber tıpkı bizler gibi bir beşer mi?' sorusu­na;

 "Deki, be'nde ancak sizin gibi bir insanım...bana ilâhınızın bir tek ilâh olduğu vahyediliyor."(41/6)

"...Ben sadece resul olarak gönderilen bir insa­nım." (17/93) şeklindeki âyetlerle ifâde edildiği gibi, 'elbette onlar da insandır' diye cevap vermek "gereki­yor. Bu âyetlere müslüman kalmak istiyen biri için iti­raz mümkün değildir. Ancak, peygamberin nasıl bir insan olduğu, ne kadar bizler gibi olduğu konusunda, bu âyetlerde yeterli açıklık yok.

Kur'ân'ı topyekûn anlamak yerine, bir veya birkaç âyetle kanaat sahibi olma alışkanlığı yanıltıcı olabilir. Herhangi bir konuda Kur'ânî bir kanaat edinebilmek için, o konuyla ilgili birkaç âyet yetmeyebilir. O konuya Kur'ân'm bütünlüğü içerisinde bakâbiliyorsak, o zaman Kur'anî bir bakış açımız var demektir.

Kur'ân'ı yine Kur'ân'la anlamak, Kur'ân'ı nebinin anladığı gibi anlamak, ...O'nu tarihi vakıalar ile, edebî yönü ile anlamak bizi doğruya en yakın bir anlayışa götürür. Ve bunlar Kitabı anlamayı zorlaştırmak, bu yolda engeller çıkarmak anlamına gelmeyeceği gibi..Kur'ân'ın tartışılmaz, itiraz edilemez yegâne hüccet olduğu gerçeğine de halel getirmez.

Nebiyi yalnız yukarıdaki âyetlerle tanımaya yelte­nirseniz, bugün kimi çevrelerin yaptığı gibi, onları bir postacı mesabesinde görmemiz kaçınılmazdır. Ve işte asıl Bektaşi mantığı da budur. Böylece onları sıradan bir insan saymamız doğaldır.

Bu anlayışın tabii bir neticesi de; (Dinin anlaşılma­sı ve pratiği konusunda) peygamberi devreden çıkar­mak demek olan, "O'nun Kur'ân'ı anlayışı yorurnlayışı, söyledikleri ve yaptıkları ancak kendini bağlar." düşüncesidir. Mademki o da vahiy alıyor olması­nın dışında bizim gibi sıradan bir insandır(!) 'O'nun Kur'ân anlayışı ve hayata aktarışı kendine, bizim an­layışımız ve yaşayışımız bize' gibi Kitabın tümüyle bağdaşmayan tuhaf bir İslâm anlayışı çıkar ortaya.

Kitabın her âyetinin itiraz edilmez bir hüccet oldu­ğu gerçektir. Bir diğer gerçekte, Kitab'ın tüm olarak anlaşılması mecburiyetidir.

Evet, peygamberler de tüm insanlar gibi Adem (A.S)'ın zürriyetinden gelmişlerdir. (İnsan olmakla birlikte bu kuralın dışında olan istisnalar da var tabii. Bu da onların sıradan insan olmadıklarının bir başka delilidir.) Doğarlar yer-içerler, çarşıda-pazarda dolaşır­lar, evlenir, çocuk sahibi olurlar, yaşlanır ve ölürler. Bütün bunlar onların ne melek, ne de cin olmadıkları­nın ayan-beyan göstergesidir.            

O halde Kur'ân bu kadar açık bir gerçeği; peygam­berlerin birer beşer olduğunu neden vurgulamıştır? Görebildiğimiz kadarıyla Kur'ân bunu iki nedene bağ­lıyor: Birisi bilindiği gibi kâfirlerin, "..Bu peygambere ne oluyor ki, yemek yiyor, çarşılarda geziyor?.. Uyarı­cı olarak bir melek indirmeli değil miydi?"(25/7) şeklindeki itirazlarına ve mucize isteklerine (25/8), (17/90-95) cevap olması.. Diğeri de "Yahudiler 'Üzeyr Al­lah'ın oğludur' dediler. Hıristiyanlar da 'Mesih Al­lah'ın oğludur' dediler." (9/30) âyetinde olduğu gibi, nebilerin Tanrı ya da Tanrının oğulları şeklinde vasıf­landırmalarına karşı verilmiş cevap olmalarıdır.

Kâfirlerin bu itirazlarına cevap olduğu açık olan, peygamberin beşer olduğu konusundaki âyetlerden, onların vasıfsız birer müstahdem oldukları sonucunu çıkarmak yanlıştır.

Evet onlar birer insandır, ama özel, seçkin insanlardır. Rüçhâniyeti olan, yetkiler verilmiş, tâbiri caiz ise imtiyazlı insanlardır. (3/33) (H.B.Ç. 3/74)

"..Onları seçtik ve onları doğru yola ilettik."(6/87)

Yine Kur'ân, nebilerin tek özelliğinin vahiy almala­rı olmadığını ve onların bizden ne kadar farklı olduğu­nu da belirtiyor.

Onların tıpkı kendileri gibi bir beşer oldukları, re­sullerin tek farkının vahiy alıyor oldukları iddiasında olanların, aşağıda sıralayacağımız özelliklerin kendile­rinde bulunup bulunmadığı konusunda yeniden dü­şünmeleri gerekiyor.

1-   İsrâ; Peygamberin yaşadığı fakat bizler için mümkün olmayan bir olay.(l7/1, 53/1-18)

2- Vahyi unutmayacağı konusunda teminat veril­miştir.   "Sana   okutacağız   ve   sen   unutmayacak­sın. "(87/6) Oysa hepimiz unutabiliriz.

3- Gece namazı ona farz olduğu halde bizim öyle bir mecburiyetimiz yok. "Gecenin bir kısmında uyan sana mahsus olmak üzere namaz kıl.."(l7/79)

4-   Hanımlarını boşayıp bir başkasını alamaz. "Bundan sonra artık sana(başka) kadınlarla(evlenmek) bunları/başka eşlerle değiştirmek helal değil­dir.."(33/52) Başkaları için ise böyle bir tahdit yok.

5- Peygamberden sonra hanımları başkalarıyla evlenemez. "Kendisinden sonra onun eşlerini nikahla­manız asla olamaz.."(33/53)

6- Peygamberin eşleri onların anneleridir. "..Onun eşleri onların anneleridir.."(33/6) Oysa başka kadınlar sadece çocuklarının annesidir.

7- Kendisini hibe eden kadınlar diğer müminlere değil sırf nebiye helaldir. "..Bir de kendisini peygam­bere hibe eden, peygamberin de kendisini almak dile­diği inanmış kadını diğer müminlere değil sırf sana mahsus olmak üzere(helal kıldık)"(33/50)

8- Peygamber hanımları suç işlediğinde cezası iki kattır. "Ey peygamber hanımları, sizden kim açık bir edepsizlik yaparsa, onun için azap iki kattır.."(33/30)

9- Ona soru sorarken sadaka verilmesi istenmiştir. "Ey inananlar, siz peygamberle gizli konuşacağınız zaman sadaka verin."(50/12) Peygamber dışında hiç kimse ile konuşmak için sadaka gerekmez.

10- Konuşurken sesinizi o'nunkinden çok çıkara­mazsınız. Allah ve Resul'ü huzurunda öne geçemezsi­niz. (Ukalâlık edemezsiniz.) "Ey inananlar, Allah ve Rasulü huzurunda öne geçmeyin.." "Ey insanlar, ses­lerinizi peygamberin sesinin üzerine çıkarmayın. Birbirinizle .yüksek sesle konuştuğunuz gibi, onunla da öyle yüksek sesle konuşmayın. Yoksa siz farkında ol­madan amelleriniz boşa gider."(49/l-2) Oysa başka hiç kimseye bağırmakla amelleriniz boşa gitmez.   

11- Peygamberin çağırması başkasının çağırması gibi değildir, "peygamberin çağırmasını aranızda her­hangi birinizin diğerini çağırması gibi tutmayın.."(24/ 63)

12- Ona selat ve selâm etmeye mecburuz. "Allah ve Melekleri peygambere selat etmektedir. Ey inananlar siz de ona selat edin, içtenlikle selâm edin. (33/56) Başkası için böyle bir mecburiyetimiz yok.

13- Onu canımızdan üstün tutmak ve sevmek zorundayız. "Peygamber müminlere canlarından ileridir.."(33/6)

14- Onu incitene lanet vardır. "Allah ve Resulüne eziyet edenler, Allah onlara dünyada ve ahirette lanet etmiştir. Onlar için alçaltıcı bir azap hazırlamıştır.(33/ 57) "..Allah'ın Resulünü incitene acı bir azap vardır."(9/61) Nebi dışında hiç kimseyi incitmenin bu ka­dar ağır cezası yoktur.

15- Onu yalanlamak, isyan etmek, Allah'a isyandır ve küfürdür.(4/14, 59/4) Oysa başka hiçbir insana is­yan Allah'a isyan ve küfür değildir.

16- Ona itaat Allah'a itaat demektir.(47/33, 4/64) "Kim Resule itaat etmiş olursa, Allah'a itaat etmiş olur.."(4/80) Fakat başka hiçbir insana itaat etmekle insan Allah'a itaat etmiş olmaz.

17- Onun bütün günahları bağışlanmıştır. "..Böyle­ce Allah senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağış­lar.. "(48/2) Bu garantiyi alan başka tek insan tanıyor musunuz?

18- O'na kesintisiz bir ecir vardır. "Senin için ke­sintisiz bir.ecir vardır."(68/3)

19- Bilmediğimiz bir yöntemle eğitilmiş, yalandan arındırılmış birer emindirler. "Biz onları, âhiret yurdu­nu düşünme özelliğiyle temizleyip kendimize hâlis kul " yaptık." (38/46)

20- O bir işe karar verdi mi muhayyerlik yoktur. "Allah ve Resulü bir işte hüküm verdiği zaman, artık inanan erkek ve kadınlara, o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. " (33/36)

21- O haksızlık etmez. "..Yoksa Allah'ın ve Resu­lünün .kendilerine   haksızlık edeceğini mi sandı­lar.."(24/50) Diğer insanlar her zaman haksızlık ede­bilirler.

22: Nebiden başka hiç kimseye işittik itaat ettik denemez. "Aralarında hükmetmesi için Allah'ı ve Re­sulüne çağırıldıkları zaman, inananların sözü ancak işittik ve itaat ettik demeleridir.." (24/51)

23- Peygamberden başka hiçbir kimseye itaat insa­nı kesin doğru yola iletemez. "Eğer o'na itaat ederse­niz doğru yolu bulursunuz.."(24/54)             

Peygamberler ile diğer insanlar arasındaki bu Kur'ânî farklar çoğaltılabilir.

Şimdi, Nebilerin sayılan bu özelliklerini yeterince düşündükten sonra; önemli bir tartışma konusu olan 'Kur'ân dışında vahiy yoktur.' iddiası peygambere tâbi olmamamız için bir gerekçe olarak gösterilebilir mi? Tarih boyunca süren bu tartışma bir yana...

Kur'ân dı­şında vahiy olmasa bile o'nun bizimle alâkalı her söz ve davranışına uymaya mecburuz. Kitap "Ey inanan­lar Allah'a itaat edin, Resule ve sizden olan emir sa­hiplerine itaat edin. Eğer herhangi bir şeyde anlaş­mazlığa düşerseniz.. Allah'a ve Resulüne götü­rün.. "(4/59) demiyor mu? Bu âyetlerdeki 'itaatten' muradın Kur'ân'a itaat olduğu söyleniyor.. O halde Allah böyle bir ayrımı tekrar-tekrar neden gerekli görü­yor? 'Yalnız Allah'a itaat edin, Kitaba uyun' demeyi hâşâ bilmiyor muydu? Hatta Allah'a itaat edin ama sakın 'Resule itaat etmeyin' diyemez miydi? Her de­fasında Resulü neden ayrıca zikrediyor?

Yoksa bu ayetler sadece o günkü insanı mı ilgilen­diriyor? Resule itaatin, O'nun devlet reisi sıfatıyla ay­nı çağda yaşayan insanlar için söz konusu olduğu da iddia edilmekte. O halde bu ayeti de "Allah'a ve sizden olan emir sahiplerine itaat edin" şeklinde düzeltme­niz gerekmez mi? Neden Allah, Resul ve Ululemr ayrı ayrı zikrediliyor? Kurân o kadar sarih ki; Allah'a itaat et diyorsa Allah'a, Resulü itaati emrediyorsa Re­sule, emir sahibine itaat et diyorsa emir sahibine itaat etmek kadar doğal ne olabilir?

Kur'ân dışında vahyin olmayışı, Resule itaati gerektirmiyorsa, kendi dönemindeki sahabenin bile nebi­ye itaati gerekmezdi. Öyle ya sahabi de insandı, nebi de.. Neden uysun ki(?) Peygambere itaatten maksat Kur'ân'a uymak değil miydi(?) Kur'ân da ellerindeydi zâten. O halde nebiye neden uyacaktı(?)

Allah ve Peygamberi bir konuda karar verdiğinde bizler için muhayyerlik olamayacağına göre, önümüz­deki işle ilgili Allah ve Resulünün hükmünü aramaya mecburuz.

Dikkatli okunduğunda Kur'ân sizi tekrar-tekrar Re­sul diye birine yollar. Ondan sıkça bahseder, örnekler verir, ona itaati telkin eder. Ve siz Kitab'ın ısrarla gön­derdiği bu şahsı bulmaya zorlanırsınız. Kendisini bula­mayacağınıza göre, tanıyan bilen birilerini bulma, on­dan bir haber alma ihtiyacı duyarsınız.

"Andolsun Allah elçisinde sizin için, Allah'ı ve ahireti arzu edenler ve Allah'ı çok anan kimseler için en güzel bir örnek vardır."                                      

"Onlara: 'Allah'ın indirdiğine ve peygambere ge­lin!' denince, o münafıkların senden büsbütün uzaklaştıklarını görürsün."

"Biz hiçbir peygamberi Allah'ın izniyle itaat edil­mekten başka bir amaçla göndermedik.."(4/61)

Nebi­lere .uyma mecburiyeti yoksa bu ayetlerin anlamı ne? Bu kadar açık biçimde (hiçbir kayıt ve şart konmadan) Resule ittibaya mecbur tutulurken; aksini iddia etme­nin ya da 'Allah öyle demek istemiyor, Resule itaatten maksat Kitaba itaattir' diyerek ayetleri düzeltmeye yeltenmenin mâkul bir izahı olabilir mi?

Bu bilgilerden sonra, doğru mantık, her dönemdeki insanın peygam­bere kesin itaatinin zorunlu olduğudur.(4/64, 3/132, 47/33)

"..Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz -Al­lah'a ve ahiret gününe gerçekten, inanıyorsanız- onu Allah'a ve Resulüne götürün.."(4/59) Neden Kur'ân'a götürün demekle yetinmiyor?

"..Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmaz­lık hususunda seni hakem kılıp, sonra da verdiğin hükümden kalpleri hiçbir sıkıntı duymadan, tam manâ­sıyla kabullenmedikçe imân etmiş olmazlar."(4/65) Neden Kur'ân'ı hakem kılın denmiyor?

Her ne hikmetse, hadis konusuna soğuk bakan bu kardeşlerimizin, zaman zaman ‘Benî İsrailin peygamberlerini ilahlaştırdıkları gibi siz de beni yüceltmeyin' mealinde rivayetleri de iddialarını desteklemek için kullanmaktan geri durmuyorlar. Aslında biraz daha itidalli davransalar, kendilerini ilgilendiren ve itibar edecekleri daha pek çok hadis görmeleri mümkün ola­caktır.

Muhammed(A.S) bireysel ve sosyal hayat için Kur'ân dışında pek çok konuda, hayatı kolaylaştırma zahmetine katlanırsak, uydurma rivayetler yanında her biri altın değerinde yüzlerce hadis göreceğiz. Ada­bı muaşeretten sayılacak birçok haber yanında, ibadet, muamelat, miras, faiz gibi sosyal hukukla ilgili pek çok emir vardır.

'Peygambere itaat gerekli değildir' diyorsanız.. Bu­nu nasıl söylersiniz? Bu Allah'ın söylediğinin tam ter­si. Yok eğer 'biz onu demek istemiyoruz.' diyorsanız. Ya ne demek istiyorsunuz? Söylemek istediğiniz ne­dir?

PEYGAMBERİ İLAHLAŞTIRMAK!

Bu kardeşlerimizin endişeleri, Kur'ân'a eş bir kitap edinmiş olmak ya da Nebiyi Allah'tan başka rab edin­me korkusu ise eğer, Resule itaatin o'nu ilahlaştırmak olacağı konusundaki endişelerin yersizliğini de Kur'ân'dan öğreniyoruz.

Peygamberleri ilahlaştırmanın şeklini Kitap belirliyor. Onlan ilahlaştırmak din adamlarında, âlim ve rahiplerde olduğu gibi, hükümlerine boyun eğmek de­ğildir. Nebileri diğer insanlardan ayıran en önemli özellik belki de budur. Diğer insanlara kayıtsız-şartsız itaat müşrikliği gerektirirken..,nebilere sorgusuz sual­siz itaat Hz.Ebû Bekir'de olduğu gibi sıddıklığı getirir.

Sahabinin savaş taktiği ile ilgili düşüncelerini söy­lemesi veya Hz.Ömer'in sık ve sert sayılabilecek davranışları, nebiye itiraz değil kanaatlerini izhar etme babında ele alınmalıdır. Bu bakımdan bunlar peygam­bere itaatsizlik konusunda örnek teşkil etmemelidir. Bilfarz, Nebi arkadaşlarına 'söylediğim vahiy değildir ama yine de dediğim gibi davranacaksınız' deseydi, itiraz hakları olur muydu? Sonra böyle tehlikeli sanı­lan bir konu da; Allah Resulü 'vahyin dışında söz söy­lersem sakın bana uymayın ki müşrik olmayasınız' demez miydi?                                              

Onları ilah ittihaz etmek İsa (A.S) ve Üzeyr (A.S)'da olduğu gibi onlara kutsiyet atfetmekle olur.

"Yahudiler 'Üzeyir Allah'ın oğludur' dediler. Hıris­tiyanlar da 'Mesih Allah'ın oğludur' dediler... Allah onları kahretsin.."(9/30)                                         

Onları Allah'ın mülkünde, tasarruf ve iradesinde ortak sanmak şirktir. Fakat onlar kendiliklerinden de­ğil, ama Allah'ın izniyle ve kontrolünde dini vaz ve ta'lim konusunda tam bir yetkiyle donatılmışlardır.

"Ey peygamber biz seni şahit, müjdeleyici ve uya­rıcı olarak gönderdik." "Ve izniyle, Allah'a davetci ve aydınlatıcı bir lamba olarak."(33/45-46)

Unutulmamalıdır ki, Peygamber(A.S) bu dinin bir unsurudur. Allah onları, dinini yalnız tebliğ hususunda değil, talim etme konusunda da vazifeli kılmıştır. Pey­gamberin görevi Kur'ân'ı insanlara mota-mot aktarmaktan ibaret olsaydı, 23 senelik yorucu bir tâlime ve tedriciliğe hiç gerek kalır mıydı?

Öyle sanıyorum ki; Resulün konumu iyice anlaşıl­dıktan sonra, 'Peygamber beni bağlamaz' demekle,

'Kur'ân beni bağlamaz' demek pek farklı şeyler değil­dir.

Onlara ittiba etmenin tehlikesi bir yana, ne kadar çok uyarsak o kadar Kur'ânî davranmış oluruz.

"De ki: Allah'ı seviyorsanız, bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.. De ki: Allah'a ve peygambere itaat edin.."(3/31-32)

Bu konudaki endişe ve tartışmaların bir başka dü­ğüm noktası olan şu hususu da belirtmek gerekiyor.

ALLAH'IN İZNİYLE, RESUL'ÜN HELAL VE HARAM KOYMA VE ONLARI ŞERH ETME YETKİSİ VARDIR

"..Allah'ın ve Resulü'nün haram kıldığını haram saymayan ve hak dinini din edinmeyen kimselerle, küçülerek elleriyle cizye yerecekleri zamana kadar sava­şın." (9/29)

"..O Resule, o ümmî Peygambere uyanlar, işte o Peygamber onlara iyiliği emreder, onları kötülüklerden men eder, onlara temiz şeyleri helal, pis şeyleri ha­ram kılar. Ve üzerlerindeki ağırlıkları, sırtlarındaki zincirleri atar. O Peygambere inanıp o'na saygı göste­ren, yardım eden ve onunla birlikte gönderilen nûr'a uyanlar varya işte kurtuluşa erenler onlardır."(7/157)

Amiyane bir benzetme olmaz ise: Devlet reisinin tam yetki ile ve kesinlikle uyulması için bir beldeye gönderdiği valiye, 'ben sana uymam, seni gönderen devlet başkanına uyacağım' derseniz eğer, cumhur re­isine itaat etmiş olmazsınız. Bilakis isyan etmiş olur­sunuz, çünkü gönderdiği valiye kesinlikle uyun emrini veren de odur ve siz onun bu emrine başkaldırmışsınızdır. Ve devlet başkanının sizi valiye niye uydun di­ye değil, neden uymadın diye hesaba çekmesi gerekir. Bunun gibi lisan-u hâl ile hatta lisan ile 'ey Peygam­ber biz sana değil, seni gönderene itaate mecburuz' demenin ukalâlıktan başka adı var mıdır?

İSLÂM, VAHİYLE BELİRLENMİŞ, PRATİĞİ VE ÖRNEKLERİ PEYGAMBERCE ORTAYA KONAN BİR BÜTÜNÜN ADIDIR

"..Onlar ki; Allah ile elçilerinin arasını ayırmak isterler.."(4/150)

'Peygamberin Kur'ân dışında emretme yetkisi var mıdır, yok mudur?' tartışmasına girmek, ancak onun ağzından alabildiğimiz vahyi ölçülerle yine o'nu yargı­lamaya kalkmak gibi bir tuhaflıktır. O neyi emredip neyi etmeyeceğini, neyin Kitab'a ters neyin düz oldu­ğunu bizden iyi biliyor olmalı. O halde bize düşen nebiyi yargılamak değil, bize ulaşan haberleri nebinin gerçekten söyleyip söylemediğini, yâni haberin sıhha­tini araştırmak olmalıdır.

Kur'ân dışında vahiy olmuş, olmamış ne fark eder. Peygamberi bir emir vahiy olsa da olmasa da bizimle ilgili ise bağlayıcıdır.                 

Kayıtsız şartsız itaat etsek bile ilahlaştırmış olma­yacağımız yegâne insandır o.(24/54) Onun dışında hiçbir beşere böyle itaat olunamaz..

HER SÖYLEDİĞİ VAHİY Mİ?

Nebiye itaat için onun her sözünün vahiy olması gerekmiyor.

"O, hevadan konuşmaz."(53/3) ayetinden o'nun ille de her sözünün vahiy olduğu anlamı elbet çıkmaz.

Çıkmaz ama yine de hiçbir şekilde hevâdan konuşmaz. Bu ayetten benim anladığım, o diğer insanlar gibi dini istismar etmez. Çıkarları için dini eğip-bükmez. Kendi­si ya da yakınları aleyhine de olsa adaletten asla şaş­maz. Nefsine uymaz. Kızgınlık ya da sevinç anında aşırı giderek az da olsa dini saptırmaz. Abese suresin­de bahsi geçen aksaması örnek olamaz, zira orada da nefsî(hevadan) davranmamış, bilâkis gayreti diniye göstermiştir. Yâni bu sürçmesinin nedeni kendi hevesi değil Allah'ın rızasını kazanmaya matufdur.

"O hevâdan konuşmaz" ayetinden ne onun her sö­zünün vahiy olduğu ve ne de bu ayetle yalnız Kur'ân'ın kastediliyor olduğunu anlamak yanlıştır bence. Sözleri vahiy de olsa, vahyin dışında da olsa hevasından konuşmaz.

KUR'ÂN YETER Mİ?          

Sünnet ve hadis konusunda kayıtsız görünen bu kardeşlerimizin, şaşırtıcı bir sorusu da şudur; 'Kur'ân yetmez' deseniz, Allah'ın Kitabına eksiklik atfetmiş olacaksınız. 'Kur'ân yeter' deseniz, 'O halde hadis ye sünnete ne gerek var' denecek. Oysa Kur'ân elbette yeter. Yeter çünki, peygambere gönderen de Kur'ân'dır. Bu vasfıyla elbet yeter.

Kur'ân, (ya da İslâm'ı) tüm hayatı kapsayan, ha­yatın en ince detayını bile kuşatıcı bir kitap olarak tanımlıyoruz. Oysa Kur'ân sayfaları sınırlı bir kitap. Na­sıl oluyor da tüm hayatı kapsıyor? Bir jet uçağının projesini Kur'ân'da bulamazsınız. Çiğ köftenin nasıl yapılacağı da yok. Ama yine de tüm hayatı kapsar. Bu kapsayış, helâl-haram sınırları konarak, Nebiyi devre­ye sokarak, insan aklına içtihat ve üretme yetkisi vererek sağlanır.                      

Tıpkı bunun gibi; yeterli olan Kur'ân insanları sık sık Nebiye çağırarak, problemler konusunda, onun söz ve davranışlarından doğru ölçütler edinmeye yöneltir bizi. Sadece Nebiye yöneltmekle de kalmaz.. Mahdut sayıdaki haramlar dışında tüm eşya ve olayları mubah sayar. İnsan aklına Kur'ân ve Sünnette karşılığı bulunmayan konularda tam bir hürriyet verir.

İşte bundan sonra; 'şeyh hazretleri, efendi hazret­leri, imam hazretleri de kesin itaate müstehaktır' de­mek... 'Ebu Hanife hazretlerinin her sözü hüccettir' demek.. Abdulkadir Geylani hazretlerine 'ölünün gassala teslim olması gibi' teslim olmak lazımdır' demek.. 'Şeyh hazrâtı gaybı bilir, istikbalden haber verir’ de­mek.. 'Yatırlar evlat verir, şifa dağıtır' demek (dirileri bile veremez).. Nebiler dışında masum insan addet­mek.. Onların dışında bir insanı dinin hücceti sanmak.. 'Ben Ebu Bekir'den razıyım, o da benden razımı' sö­zünü Allah'a atfedecek kadar alıklaşmak [İslâmi Ga­zeteden (!)] Kur'ân'da tanımlanan puta tapıcılığın benzeridir.          

Allah'tan istenecek ve beklenecek bir şeyi, Pey­gamber dahil bir başkasından beklemek ve istemek şirktir.

Ehli zikirden sormak, bilgi sahiplerinden öğren­mek, hoca ve talebe ilişkilerinin inkârı sözkonusu de­ğil elbet. Ancak bu talebelik İmam Yusuf'un hocası , Ebu Hanife ile olan ilişkisi gibi olduğu sürece normal­dir. O hocasına bir çok konuda muhalefet etmiş, kendi görüşünü söylemekten çekinmemiş ve çok konuda kendi görüşünü hocasınınkine tercih etmiştir. Bunlar konumuzla ilgili olmadığından uzatmadan geçiyoruz.

Evet Kur'ân yeter. Fakat bizi Nebiye gönderen de yine o Kur'ân'dır.

KUR'AN'A SAYGI

Ertuğrul Gazi'ye atfedilen, 'Misafir edildiği odada Kur'ân var diye sabaha kadar ayakta beklemek' gibi anlamsız ve imkânsız bir saygı anlayışına tepki olarak Kur'ân'ı kıçının altına koyarak oturan(varsa böyle biri) insanların, altından çapanoğlu çıkan doğru sözle­rinden biri de şudur: "Kur'ân'a saygı onun anlamını bilerek yaşanmasıdır." Çok doğru. Kur'ân'la uzak ya­kın ilgisi olmayan insanların onu öpüp başlarına koyması elbette saygı değildir. Ancak 'ben Kur'ân'ı anlıyarak yaşıyorum' diyerek onu minder gibi kullanmaya kalkar ve 'bak işte çarpmıyor' derseniz büyük saygı­sızlık etmiş olursunuz. Sözünüzü dinlediği halde yü­zünüze tüküren çocuğunuzun terbiyesizliği sizi çile­den çıkarır. Devlet Reisine 'ben size itaat ediyorum. Saygı budur' deyip, adamın yüzüne tükürürseniz ne itaatiniz kalır ne saygınız.

Allah'a da, Kitab'a da, Resulüne de itaat etmekle birlikte saygı göstermeye mecburuz. Severek itaat et­menin tabii bir sonucudur saygılı davranmak. Ve say­gı göstermek sadece tâbi olmaktan ibaret değildir.

"Ey inananlar Allah'ın işaretlerine... saygısızlık et­meyin.. "(5/2)

Kur'ân'dan saygıya daha müstehak olan Allah'ın işareti var mıdır?

Bütün bunları söylerken; sayısız bid'at ve hurafeye kapı açan ve en sahih hadis kitaplarına kadar giren pek çok mevzû hadisi, sünnet sanılan asılsız haberi İs­lâm sanan zihniyeti savunalım demiyorum elbet! An­cak dini tanınmaz hâle getiren uydurma haberleri ayıklamaktaki güçlük, bizi sünnet ve hadis konusun­da genel bir redde götürmemelidir.

Kur'ân gibi şaşmaz, eskimez, tahrif olunamaz bir hüccet elbet kesinlikle güvenebileceğimiz tek kaynak ve tek kıstastır. Her haberin sağlaması ancak onunla yapılmalıdır.

Bırakın Efendi Hazretlerini, Peygamberlerin Al­lah'ın mülk ve' tasarruflarında ortak olmadıkları, görevlerinin ancak kulluk tebliğ ve tâlim olduğu.. 'Al­lah'ın izni olmaksızın bir tek ayet getiremeyecekle­ri’ 3/38) hatırdan çıkarılmamalıdır.

Mirâc'a da çıksalar, ölüleri de diriltseler, denizleri de yarsalar, asaları yılan da olsa, âmâları görür de kılsalar, ateşte yanmasalar da(ki bütün bunları ancak Al­lah'ın izniyle yaparlar) Allah'a karşı hiçbir güç ve yet­kilerinin olamayacağı, İbrahim(A.S)'ın babasını, Musa(A.S)'ın oğlunu, Muhammed (A.S)'ın amcasını, istediği halde kurtarmaya güçlerinin yetmediği ve yetme­yeceği unutulmamalıdır.

"..İbrahim babasına 'senin için mağfiret dileyece­ğim, fakat senin için Allah'tan hiçbir şeye gücüm yetmez.'."(60/4)

"De ki.- 'Ben kendime bile, Allah'ın dilediğinden başka, ne bir zarar, ne de bir yarar verme gücüne sahip değilim.."(10/49) gibi pek çok ayet Peygamberleri rab ittihaz eden insanlar için delil teşkil etmelidir.

Dikkat edilmesi gereken bir husus da şudur.. Nebiye itaat derken beyaz entari giymek, sarık sarmak, deveye binmek, sakal bırakmak gibi o günün şartlarında kâfir olsun müslim olsun her insanın zâten -yapageldikleri şeyleri kastetmediğim gibi; insanları muhayyer bıraktığı, yapılmasını emretmediği, kendisi yapsa bile insanları zorlamadığı konuları kastetmiyorum.        

Yazı dikkatle okunursa bu düşüncelerin çelişkili ol­madığı, hem nalına hem mıhına vurmadığımızı da belirtmekte fayda var.            

Kur'ân'la çok yakından alâkadar olduklarını bildi­ğim kardeşlerimin, nasıl olup da Peygamberin konu­mu hakkında böylesine yanlış yargılara vardıklarını anlamakta güçlük çekiyorum doğrusu. Yine de farklı düşüncelerin iyi niyet ve Kur'ân ışığında tartışılmasın­dan, şahsen ben rahatsızlık değil memnuniyet duyuyorum. Yanlışlarımızın düzeltilmesi, hakkın ortaya çıkması ancak böyle mümkün olabilir. Yoksa, benim yanlışım bende, sizinki sizde sürekli olarak kalacaktır. Hata etmememiz mümkün olmadığına göre ancak tenkid ve ikazla düzelmemiz mümkün. Zıt fikirlerin üre­tilmesi ve tartışılmasının, statik bir beyine sahip olmakdan daha evlâ olduğuna inanıyorum.

Fikrî yapımıza, canlılık getirecek bu tarz farklı dü­şüncelerin tartışılmasına fırsat verdiği için de 'İkti­bas'a teşekkür etmek gerekiyor her halde.

İkaz kimden ve ne niyetle gelirse gelsin, iyi niyet ya da kötü niyetle, sert ya da yumuşak bir dille, hatalarımı düzeltmeye hazır olduğumu ilân ederim.

ÎKTİBAS, NiSAN 1991, Ömer Şevki HOTAR.

Bu Makaleyi web sitenize alıntılayın Favori Yazdır E-mail olarak gönder

Kullanıcı Yorumları  
 

Kullanıcıların değerlendirme ortalaması

   (0 Oylama)

 

Görünen 2 yorum 2 yorumdan

İleten imran73, Tarih 24-11-2008 01:19,
1. MERAK
Allahın selamı üzerinie olsun. Yazını genel itibariyle güzel. Lakin kafama takılan bazı husular var. Bunları cevaplarsanız sevinirim. Elbette ki Allah peygamberlerini itaat edilsinler diye göndermiştir. Buna heralde kimsenin itirazı yok. Sorun bu itaatın nasıl ve ne şekilde olacağıdır. Özellikle son günlerde kimi Kurancı ve Gelenekçi zatlar arasındaki sert ve sıkı tartışmalrda özellikle geleneksel sünnetçi geçinen kimi tiplerin Resulü savunam ve Ona itaati ıspatlamak adına neredeyse yalan yanlış ne kadar rivayet varsa hepsini kutsadıklarını, islam diye tamamen ecdatperestlik yaptıklarını ve Kuranı hemen hemen hayatın dışına ittiklerini görüyoruz. Bu bizleri cidden üzüyor. Sizlerin böyle olmadığını elbette biliyoruz. Fakat Resule itaatı anlatırken sizlerinde net açıklam yapamadığınızı ve açıklamalarınızda eksiklik olduğunu düşünüyorum. Yazınızda resulün diğer insanlardan farklılıklarını açıklarken sıralamış olduğunuz maddelerden 4 ile 11' e kadar olan maddelerin bugün için uygulanabilirliği ne.. Eğer uygulanabilirliği yoksa bunlar Resule itaat babında örnek olarak verilebilr mi..Yazacak çok şey var ama şimdilik bu kadar. selamlar
 
» Bu Yorumu Administratore raporla
» Yorumu cevapla...
» Tüm cevap(ları) 1 gör

İleten cihat, Tarih 06-11-2008 08:17,
2. kardeşce yorumlar/düşünceler
Selamun aleykum  
 
Aşağıdaki verdiğiniz ayetin süre nosu 50 değil 58 olması gerekiyor. 
 
9- Ona soru sorarken sadaka verilmesi istenmiştir. "Ey inananlar, siz peygamberle gizli konuşacağınız zaman sadaka vering."(50/12) Peygamber dışında hiç kimse ile konuşmak için sadaka gerekmez. 
 
sayın kardeş yazarın Peygambere(selam olsun ona) salat etme 'yi nasıl anladığını bilmiyorum ama Kur'an bütünlüğünde bu ayetin şöyle anlaşılması gerekir diye düşünüyorum.ayet; 
 
Ahzap suresi âyet 56: 
“Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamberi destekliyorlar/ ona yardım ediyorlar/ onun için gerekeni yapıyorlar. Ey mü’minler! Siz de ona destek olun ona yardım edin/ onun için gerekeni yapın ve onun güvenliğini tam bir güvenlikle sağlayınız!” 
 
ayet bunu anlatmasına rağmen kendini islama nispet eden bası şahıslarda; 
 
Allahümme salli ala muhammed ve sellim..” Ey Allahım! Muhammed’e sen yardım et, gerekli desteği sen yap ve onun güvenliğini sen sağla..... diyor 
 
Ne büyük tezat/çelişki ve ne iğrenç küstahlık! 
 
Bu hal, Maide suresi 20-26 daki konu içersinde 24. âyet: “ Dediler ki: Ey Mûsa! Onlar orada oldukça biz oraya asla girmeyeceğiz. Hadi sen git, Rabbinle birlikte savaşın. Biz şuracıkta oturacağız.”
 
» Bu Yorumu Administratore raporla
» Yorumu cevapla...

Görünen 2 yorum 2 yorumdan

Yorumunuzu ekleyin



mXcomment 1.0.9 © 2007-2009 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved
Sonraki >