Skip to content
Site Araçları
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Şu an buradasınız: Ana Sayfa arrow Sünnet / Hadis Dosyası arrow Sünnet / Hadis arrow Rivayetperestliğin sonuçları
Rivayetperestliğin sonuçları
 

Görüntüleme : 811

ImageRivayetlerin metnini eleştiri süzgecinden geçirmeden kabul etmenin insanı götürebileceği yanlışlıklara dikkat çeken bir yazı.

‘Rivayetperestlik'.. Bu tabire ilk kez, Mevdudi'nin Tefhimu'l-Kur'an adlı eserinde rastlamıştım. Eserin Urduca aslında da geçen bu tabiri, merhum Mevdudi, Enbiya/63 ayeti münasebetiyle, Hz. ibrahim'in hayatı boyunca üç de­fa yalan söylediğini bildiren bir hadi­si reddederken kullanır:

Ne yazık ki bu hadis, iki aşırı gö­rüşe neden olmuştur. Rivayeti kutsallaştıran "rivayetperest" birinci grup, 'sahih bir hadis' böyle söyledi­ği ve bu hadis Buhari ile Müslim'de kayıtlı olduğu için Hz. İbrahim'in (a.s.) gerçekten bu yalanları söyledi­ğine inanırlar. Bir peygamberi 'ya­lancılık’la suçlayan bu hadisi bir ta­rafa bırakmanın daha iyi olacağını düşünmezler. İkinci grup ise, Buhari ve Müslim tarafından sahih kabul edilen bu hadis güvenilir olamayaca­ğı için bütün hadisleri bir tarafa atar­lar. (Tefhim'ul- Kur'an, 111/286)

Mevdudi'nin burada ve satırların devamında vurgulamaya çalıştığı husus, bir rivayetin sahih bir senetle nakledilmesinin, o rivayetin kabul edilmesi için yeterli olmadığı, rivaye­tin sadece senedinin değil, aynı za­manda metninin de sahih olması ge­rektiğidir. 'Rivayetperestlik' ise, bir rivayetin metni üzerinde düşünmek­sizin, sadece sahih senedle nakle­dildi diye bir rivayeti kabul etmek de­mektir. (Hikmet Zeyveii, bir yazısın­da bu tutumu, 'basiretsiz nakilcilik' şeklinde tesmiye ediyordu.)

Biz bu makalemizde, rivayetperestliğin yol açabileceği bazı sonuç­lara dikkat çekecek, gelişigüzel her­hangi bir rivayeti, sırf herhangi bir hadis kitabında naklediliyor diye tek­rarlamayı marifet sayan bir zihniye­tin, vahiy müessesesi adına sarfettiği bir takım mülahazaların, iş bu ri­vayetperest tutumun bir neticesi ol­duğunu göstermeye çalışacağız.

Kitabın adı: Hz. Aişe'nin Hadisçiliği (İzmir. 1987)
Kitabın Yazarı: Doç. Dr. Nevzat Aşık

Adından da anlaşılacağı üzere, Hz. Aişe'nin hadis ilmindeki yerini ortaya koymaya çalışan bu eserin girişinde, müellif, Hz. Aişe'nin hayatıyla ilgili bazı bilgiler verir. Şimdi müellife kulak verelim de bu konuda neler telif etmiş olduğunu görelim:

Hz. Peygamber'in Hz. Aişe ile evliliği bir tesadüf eseri değildir. Hz. Hatice vefat edice, O pek üzüldü. Bunun üzerine Cebrail bir beşik için­de Hz. Aişe'yi O'na getirdi ve: "Bu, Hz. Hatice'nin halefidir ve senin üzüntünü hafifletecektir' diyerek müjde verdi. (sh. 9)

Hakim en-Neysaburi'nin Müstedrek adlı hadis kitabından nakledilen bu rivayete göre (IV/5), Hz. Pey­gamber'in Hz. Aişe ile evliliğinin te­sadüf olmadığı ortaya çıkıyor. Çün­kü beşik içinde Hz. Aişe'yi Rasulullah'a (sa) getirip onun Hz. Hatice'nin halefi olduğunu söyleyen Cebrail'dir. Bu yorumdan, diğer eşleriyle yaptığı evliliklerin bir tesadüf olduğu netice­sini mi çıkarmalıyız?

Vahiy meleği Cebrail'e Hz. Pey­gamber'in evliliklerinde bu tür bir rol verilmesinin ne gibi bir hikmeti oldu­ğunu doğrusu anlamış değilim. Eğer maksat, böylelikle Hz. Aişe'nin fazi­letine imada bulunmak ise, Hz. Ai­şe'nin bizzat mü'minlerin annelerin­den biri olması, yeterli değil midir?

Yeterli olmamalı ki müellifimiz, aracılık yapmasını yeterli görmeye­rek Cebrail'i Hz. Aişe'nin suretine de sokuvermektedir:

Tirmizi'nin (öl. 279/892) rivayeti­ne göre ise Cebrail Hz. Peygamber'e Aişe'nin suretinde gelerek: 'Bu senin dünya ve ahirette eşindir' de­miştir, (sh. 10)

"Cebrail'in Hz. Aişe'nin suretinde gelmesi" de ne dernek oluyor? Bıra­kın bir alimi, sıradan bir müslümanın bile böyle bir iftiraya inanması müm­kün müdür? islam'ı öğrenmek için ilahiyat Fakülteleri'ne öğrencilik yap­maya gelen müslüman gençlere, öğretile öğretile bunlar mı öğretili­yor? Yoksa, "Cebrail erkeklerin su­retine girebiliyor da (!), niçin kadınla­rın suretine giremesin" diyerek mi kendinizi savunacaksınız? Kur'an'da adı zikredilen ve Kur'an'ı Hz. Peygamber'e nazil etmekle me'mur olan vahiy meleği Cebrail hakkında sizden bilgi almak isteyenler olduğunda, onlar bu meleğin Peygamber efendimizin evlilik işlerini düzenlemekle me'mur olup arasıra eşlerinin sureti­ne de girdiğini mi söylüyorsunuz?

Vahiy meleği Cebrail'in bu halle­re sokulmasının en önemli sebeple­rinden biri, bu kabil rivayetleri hiçbir kritiğe tabi tutmaksızın, hadis kitap­larında rastlanılan her rivayeti nak­letmeyi marifet saymaktır. Böylesi bir bilgiçlik, hem vahye, hem de nü­büvvete zarar vermekte ve maalesef İslam dini, bu mübarek dinin asılları, ne çekiyorsa bu bilgiçlerden çek­mektedir. Yazımızın başında Mevdudi'ye atfen sözünü ettiğimiz 'rivayetperestlik' dolayısıyladır ki vahiy meleği Cebrail, rivayetler, üzerinde hiç düşünülmeden bu 'kılıklar'a so­kulabilmektedir.

Burada belirtmemiz gereken di­ğer bir önemli husus, Cebrail'i Hz. Aişe'nin kılığına sokan kişinin, Tirmi­zi'nin kendisi değil, bizzat kitabın ya­zarı Doç. Dr. Nevzat Aşık olduğu­dur. Çünkü Nevzat Aşık, rivayetin metnini hem yanlış, hem de eksik tercüme etmiş, fakat kendisi rivaye­tin metni üzerinde düşünmek gibi bir alışkanlığa sahip olmadığından olsa gerek, böylesi garabetleri Cebrail'e isnad etmekte bir beis görmemiştir.

Tirmizi'nin rivayet ettiği metin şöyledir: Enne Cibrile Cae bi-sure-tiha fi hırqatin...

Cibril, Aişe'nin suretini, yeşil ipek bir hırka içinde Nebi'ye (sa) getire­rek 'Bu senin dünyada ve ahirette zevcendir' dedi. (Tirmizi. !X/391, had. no: 3875)

Sayın Nevzat Aşık'ın tercümesi ise şöyledir:

Cebrail Hz. Peygamber'e Ai­şe'nin suretinde gelerek: 'Bu senin dünya ve ahirette eşindir' demiştir.

Görüldüğü gibi, tercümedeki ifade bozukluğu, tercümenin kendisinin de hatalı olduğunu zaten ele vermekte­dir. Nevzat Aşık, rivayettte geçen 'ye­şil ipek bir hırka içinde' ifadesini ter­cüme etmeden atladığı gibi, Arap­ça'da 'cae' (gelmek) filinin 'ba' harf-i cerriyle birlikte kullanıldığında müteaddi (geçişli) olacağını unutmuş, 'ge­tirdi' anlamındaki fiili, 'geldi' diye ter­cüme etmiştir. Bu durumda 'bi-sureti-ha' tabiri de sanki 'fi suretiha' den­miş gibi, 'Aişe'nin suretinde geldi' halini almıştır, ibare, 'Aişe'nin (sure­tinde değil de) 'suretiyle gelerek' şeklinde tercüme edilmiş olsaydı, belki metinden Cebrail'in 'Hz. Ai­şe'nin suretine girdiği' değil, 'suretini getirdiği' manası anlaşılabilirdi. Fa­kat müellif, ne şekilde olursa olsun, hadis kitaplarından birinde nakledili­yor olmasını yeterli bularak, rivayeti bu haliyle dahi aktarmaktan çekin­memiştir.

Peki, rivayet doğru tercüme edil­seydi, müellif mazur addedilebilir miydi? Hayır, bu takdirde de mazur addedilemez ve kendisinin, bu riva­yetin hem sened, hem de metin ten­kidini yapması gerekirdi. (Rivayeti nakilde Tirmizi'nin teferrüd etmesi ve rivayetin hemen altında Tirmi­zi'nin bir takım bilgiler vermesi, belki kendisi için bir ipucu olabilirdi.)

Müellif, Cebrail'in Hz. Peygamber'e Hz. Aişe onun yanındayken geldiğini, Hz. Peygamber'in, eşleri arısında sadece Hz. Aişe yanınday­ken vahiy aldığını, Hz. Aişe'nin Ceb­rail'i Dihye el-Kelbi suretinde gördü­ğünü, Cebrail'in Hz. Aişe'ye selam gönderdiğini, Hz. Aişe'nin de bu se­lama mukabelede bulunduğunu bil­diren bir takım rivayetleri naklettik­ten sonra, Cebrail'in Hz. Peygamber'e (sadece?) Hz. Aişe onun ya­nındayken gelmesinin hikmeti sade­dinde bazı mülahazalarda bulun­maktadır. Şimdi müellifin bu mülaha­zalarını aktaralım:

Cebrail'in Hz. Muhammed'e onun yanında iken gelmiş olması, Rasuluilah'ın saadetli ve huzurlu anını kolladığından da olabilir. Çün­kü insanın ulvi şeyleri kabullenmeye ve sindirmeye en müsaid olduğu za­manlar en

huzurlu ve her bakımdan doyuma ulaştığı anlardır.

Hz. Peygamber'in Hz. Aişe'nin yanında zihnen, fikren ve ilmen de dahil olmak üzere maddi ve manevi her bakımdan tatmine ulaştığı bir gerçektir, (sh. 19)

Cebrail, Hz. Peygamber'e Hz. Aişe onun yanındayken niçin geli­yormuş?! Nevzat Aşık'a göre bu, 'Rasulullah'ın saadetli ve huzurlu anını kolladığından da olabilir' imiş!!! Allah Teala'nın vahiy meleği, vahyi getirdiğinde, önce bakıyor, Hz. Pey­gamber'in huzurlu ve saadetli anını kolluyor, eğer huzurlu ve saadetli ise vahyi getiriyor, peki ya huzurlu değil­se?                  

Vahiy müessesesini bu şekilde tasvir etmeye kimsenin hakkı yoktur; bilinmeli ki bunun İslam'a bir yararı da yoktur, İlahiyat doçenti olmak, kimseye, hesabı verilmemiş bir ta­kım rivayetleri nakledip anlamsız yo­rumlarla gayb’ı taşlamak hakkı ver­mez. Sayın Nevzat Aşık, bazı riva­yetlerin metinlerin tahkik ve tahlil edecek, Rasulullah'ı, hatta Cebrail'i bunlardan tenzih edecek gücü ken­disinde bulamıyor ya da bu rivayet­lerin sıhhatine inanıyor olabilir. Bu ayrı bir tartışma konusudur. Ancak herşeyden önce, gayba taalluk eden meselelerde tahmin yapmaması ge­rektiğini bilmesi gerekir.

Cebrail, Rasulullah'ın saadetli ve huzurlu anını niçin kolluyormuş? Sa­yın Nevzat Aşık bu çok önemli (!) meseleyi şöyle izah ediyor: "Çünkü insanın ulvi şeyleri kabullenmeye ve sindirmeye enmüsait olduğu za­manlar en huzurlu ve her bakımdan doyuma ulaştığı anlardır."

Ulvi şeyleri (yani 'vahyi') kabul etmek ve sindirmek için en müsait zaman, 'insanın her bakımdan doyu­ma ulaştığı anlar' imiş!! Pes doğru­su, bu ne biçim bir akıl yürütme, bu ne biçim bir Türkçe?!!

Vahyi telakki etmenin adı ne za­mandan beri 'sindirmek' oldu? Bir Peygamber'in kalbinin itminan bul­ması, nasıl olur da 'her bakımdan doyuma ulaşmak' şeklinde tavsif edilebilir? Hz. Peygamber, zor anlar­da, savaş zamanlarında, müşriklerin yanında da vahiy almadı mı? Pey­gamber'in vahyi almasının, kendisi­nin her bakımdan doyuma ulaşmasıyla ne alakası var? Vahyin kendisi, zaten Hz. Peygamber'i kalben itmi­nan eden bir hadise değil mi? Üste­lik siz bunları nereden biliyorsunuz?

Hz. Peygamber'in Hz. Aişe ya­nında iken vahiy aldığını bildiren ba­zı rivayetler olabilir. Nitekim Hz. Ha­tice için de benzer rivayetler vardır ve Hz. Aişe gibi, Hz. Hatice'nin de Cebrail'le selamlaştığı rivayet edil­mektir, (İbn Hişam, Siret'un- Nebevviyye, 1/257-258)

Ancak bu rivayetler ne kadar doğrudur? Diyelim ki bu rivayetler doğrudur. Hz. Peygamber'in -yanın­da kim olursa olsun- vahyi telakki edişiyle ilgili olarak sarfettiğiniz bu sözlerle niçin haddinizi aşıyor, Hz. Peygamber'in 'her bakımdan doyuma ulaştığı anlarda' vahiy aldığına ilişkin o kıymetli fikirlerinizi kendinize saklamıyorsunuz? Anlaşılan o ki sa­yın Nevzat Aşık, vahiy ve nübüvvet hakkında yeterli bir düşünüşe sahip olmadığı gibi, Türkçe'yi doğru-dürüst kullanabilecek bir birikime de sahip değildir. Çünkü İslam'ın temel ku­rumları hakkında kalem oynatan bi­rinin, bulvar gazetelerinde resim-altı yazısı yazar gibi rivayetlerin altına bu tür talikler düşmemesi gerekirdi.

"Hz. Peygamber'in Hz. Aişe'nin yanında zihnen, fikren ve ilmen de dahil oimak üzere maddi ve manevi her bakımdan tatmine ulaştığı bir gerçek" imiş!!!

'Kaş yapayım derken göz çıkar­mak' diye buna denir. Biz, Hz. Ai­şe'nin Hz. Peygamber'in (sa) yanın­daki kadru kıymetini anlatmak mak­sadıyla böylesi laf u güzafın sarfedilmesini doğru bulmadığımız gibi, va­hiy müessesesini bu denli küçük dü­şüren mezkur sözleri de şiddetle reddediyoruz. Vahyin, ilahi irade doğrultusunda nazil olduğuna ina­nan bir müslüman, bu tür cüretkar­lıklardan uzak durmalı, esbab-ı nü­zul içerisine bir de 'maddi-manevi tatmin olmak' şeklinde bir gerekçeyi dahil etmemelidir. Nitekim bu müna­sebetle de sayın Nevzat Aşık'a, Talaq ve Tahrim surelerini ve bu sure­lerin inzaline neden olan arka planı tedkik etmesini ve özellikle Tahrim suresi'nin 4-5. ayetleri üzerinde düşünmesini tavsiye ederiz.

Sözün özü, Hz. Peygamber ve vahiy meleği Cebrail hakkında, adı geçen kitapçıkta serdedilen mülaha­zaların hiçbir ilmi ve ahlaki değeri bulunmamaktadır. Müellif önüne ge­len her rivayeti -hem de hiçbir kritiğe tabi tutmadan- nakletmekle hadisçiliğinin, kritik yapmak istediğinde ise sathi akıl yürütmelerle alimliğinin de­recesini göstermiştir.

Kitapçığın diğer bölümleri için daha başka söze gerek olmadığın­dan, burada, Hz. Aişe'nin hadisçiliği hakında bilgi sahibi olmak isteyenle­re, şayet bu konuda ciddi bir çalış­ma görmek istiyorlarsa, Prof. Meh­met Said Hatiboğlu'nun "Hz. Ai­şe'nin Hadis Tenkidçiliği" adlı makalesini okumalarını öneririz.

En nihayet, unutulmamalı ki İslam'a zarar verenler sadece akıllı düşmanlar değildir.

Hak Söz 55. Sayı, Dücane Cündioğlu.

Bu Makaleyi web sitenize alıntılayın Favori Yazdır E-mail olarak gönder

Kullanıcı Yorumları  
 

Kullanıcıların değerlendirme ortalaması

   (0 Oylama)

 

Görünen 0 yorum 0 yorumdan

Gönderilen yeni yorum yok

Yorumunuzu ekleyin



mXcomment 1.0.9 © 2007-2008 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved
< Önceki   Sonraki >