Görüntüleme : 694  |
Şefaat konusundaki hadislerin Hz. Peygambere aidiyetinin kesin olmadığını ve artı şefaati reddeden hadislerin de bulunduğuna işaret eden bir yazı.
'Şefaat' inancı, sadece Müslümanlara has olmayıp hemen hemen bütün semavi dinlerde ve İslam öncesi cahiliye inancında da mevcuttur.(75) Yüzyıllardır pek çok Müslümanın inanageldiği bu 'şefaat' meselesi, Kur'an-ı Kerim tarafından açıkça reddedilmesine (76) ve kıyamet günü bazı günahkârların şefaat edilerek günahlarının bağışlanacağına dair tek bir ayet dahi bulunmamasına (77) rağmen, birtakım hadis rivayetlerine dayanılarak bu inanç ortaya atılmış ve genel kabul görmüştür.
Yüzyıllardır Müslümanları kendi iman ve amellerine değil de, Hz. Peygamber'in Kur'an'da adı geçmeyen 'şefaat' -yani kayırma yetkisine güvenmeye teşvik eden bu rivayetler üzerine, Bahattin Akbaş tarafından, Hadislere Göre Hz. Peygamber'in Şefaati Meselesi konulu bir yüksek lisans tezi yapılmıştır (AÜİF, Ankara 1994).
Konuyu, Kur'an açısından da tartışıp şefaat diye bir şeyin olmadığı sonucuna varan Akbaş, birinin şefaat etmesinin Allah'ın iznine bağlı olduğuna dair ayetlerin, bu iznin mutlaka verileceğine ve şefaatin mutlaka gerçekleşeceğine değil, şefaat izni verme yetkisinin -putlara, meleklere, peygamberlere değil- sadece Allah'a ait olduğunu, yani O'nun güç ve kudretinin mutlaklığını vurgulamak amacına yönelik olduğuna dair görüşleri de aktarır, ardından da konuyla ilgili rivayetleri ele alır.
Yaklaşık iki yüz rivayet üzerinde yapılan incelemede, bunların iki ana gruba ayrıldıklarını, hadislerin çoğunluğunun şefaat inancını desteklediğini ve bunların on üç başlık altında toplandığını, kalan az sayıda rivayetin ise şefaatin söz konusu olmadığını gösterdiğini ve bunların da altı başlık altında toplandığını göstermiştir. (78) Aslında sayısı yüz seksene varan şefaat lehindeki hadislerin çoğunun aynı hadisin mükerrer ishadları olduğu göz önüne alınırsa, bunların da gerçek sayısının yüz seken civarında değil, on üç civarında olduğu kabul edilebilir. Ne var ki, şefaat lehine hadisler -muhtemelen Hz. Peygamber'i yüceltmek amacıyla- tercih edilmiş ve hadisçiler ve diğer İslam uleması tarafından yaygınlaştırılması temin edilmiştir. ~
Şefaatle ilgili hadis rivayetlerinin kaynaklardaki gelişiminin kronolojik olarak incelenmesi (79) yanında, ayrıca bu rivayetlerin epistemolojik değeri üzerinde durulmuş, bunların mütevatir değil ahâd oldukları, mütevatir olduklarını iddia edenlerin iddialarının temelsiz ve geçersiz olduğu; âhâd hadislerle 'şefaat' gibi önemli bir konuda karar vermenin mümkün olmadığı da ortaya konmuştur. (80)
Ayrıca, şefaat konusuyla ilgisi bulunan 'vesile' meselesi de nicelenmiş, "Ey iman edenler! Allah'tan korkun, sizi O'na yaklaştıracak vesile arayın ve O'nun yolunda cihad edin ki, kurtuluşa eresiniz," (81) ayetindeki vesilenin şefaatle herhangi bir ilgisinin bulunmadığı, Kur'an'daki vesilenin iman, salih amel ve duadan başka bir mânâya gelmediği sonucuna ulaşılmıştır. (82)
Özetle, Kur'an'da şefaatin varlığı ve hesap günü Hz. Peygamber'in şefaat edeceği yolunda herhangi bir kesin delil bulunmamakladır. Bilakis Kur'ani öğreti tamamen 'şefaat anlayışı'nın karşısındadır. Sadece bir iki ayetin zorlama te'villere tâbi tutularak, şefaat diye bir şeyin varlığının ileri sürülmesi ise mümkün değildir.
Böyle olunca, şefaatin varlığına dair hadislerin Kur'an-ı Kerim'e ters düştüğü anlaşılmaktadır. Bu rivayetlerin zaten âhâd olması itibarıyla kesinlik ifade etmemesi, birçoklarının kaynak ve isnad açısından problemli olması, ayrıca şefaat karşıtı başka rivayetlerin mevcudiyeti, diğer yandan Hz. Peygamber'in bırakın ahirette, bu dünyada bile suçlularla ilgili şefaat teşebbüslerini şiddetle reddetmesi, (83) biz Müslümanların şefaat konusunu tekrar gözden geçirerek, bu dünyada büyük günah işleyenlerin -çünkü bazı hadis rivayetleri şefaatin büyük günah işleyenler için olduğunu açıkça ifade etmektedir- ahirette ne için affedileceklerini, bunun insanların yeryüzünde günah, zulüm ve bozgunculuktan uzaklaşmaları için gönderilen İslam'ın hangi hedeflerini gerçekleştirmeye yaradığını (?) iyice düşünmemiz gerekir.
Bu dünyada suç işleyenlerin affedilmesi yönündeki bazı taleplere -kuşkusuz ahlaki olmadığı için- karşı çıkan Hz. Peygamber'in, ahirette pek çok büyük günah sahibinin affedilmesini sağlamak için çaba harcaması mümkün müdür? O zaman Kur'anı Kerim'in, "Kim zerre miktarı iyilik yaparsa onun karşılığını görür, kim de zerre miktarı kötülük yaparsa onun karşılığını görür," (84) ilkesi anlamsız ve gereksiz olmuş olmaz mı?
Alternatif hadis metodolojisi, işte bizleri böylesi önemli konularda, geçmişten devraldığımız bütün anlayışları tek tek sorgulamaya ve bunlardan ancak Kur'an'a ve Hz. Peygamber'in Sünneti'ne uyanları devam ettirmeye; ama -burada olduğu gibi- hem Kur'an'a, hem Hz. Peygamber'in fiilen yaşadığı hayata, hem de ahlaki tutarlılık ilkesine ters düşen, üstelik insanları günahlar konusunda gevşeklik ve aldırmazlığa sevk edebilecek olan böylesi anlayışları ise terk etmeye davet etmekte, bunun için yol göstermektedir.
Dipnotlar:
(75) Bahattin Akbaş, Hadislere Göre Hz. Peygamher'in Şefaati Meselesi, s. 7-12.
(76) Krş. 2. Bakara, 48, 123, 254, 255; 26. Şu'arâ, 100; 74. Müddessir, 8, 48; Mü'minûn, 18; 6. En'âm, 7, 51, 94, 132; 7. A'râf, 53; 10. Yûnus, 3, 18; 30. Rum13; 43. Zuhruf, 86; 36. Yasin, 23; 3. Âlu İmrân, 182; 37. Sâffat, 24, 26; 4, Nisa 123, 124; 41. Fussilet, 46; 39. Zümer, 44, 78. Nebe', 38; 19. Meryem, 87; 20 Taha, 109; 21. Enbiyâ', 28; 34. Sebe', 23.
(77) Bu konuda delil olarak gösterilen 47. Muhammed, 19; 4. Nisa', 84 ve 53. Necm, 26 ayetleri, ahiretle ilgili olmayıp bu dünyada müminlerin bağışlanması için Hz. Peygamberin Allah'a dua etmesiyle ilgilidir.
(78) Agt., s. 25-77.
(79) Agt., s. 104-108.
(80) Agt., 100-104.
(81) 5. Mâ'ide, 35 ve bkz. 7. A'râf, 57
(82) Agt., s. 94-100.
(83) Agt., s. 90 (Buhârî, 60; Enbiyâ, 54 (IV. 151), 86; Hudûd, 11, (VIII. 16); Nesai, 46; Sârik, 6, (VIII. 63, 64, 65); İbn Mâce, 20, Hudûd, 6, (II. 851); Tirmizî, l5. Hudûd, 6, (IV. 37, 38)'e atfen).
(84) 99. Zelzele, 7-8.
Alternatif Hadis Metodolojisi, Prof. Dr. Hayri Kırbaşoğlu, S. 358-360. |