19 Mucizesi iddiasının yanlışlığını tarihi perspektiften ortaya koyan bir yazı.
Mehmed Durmuş
Hulki Cevizoğlu Ceviz kabuğunu dolduracak programında Edip Yüksel'i konuk ederek ortalığı hareketlendirdi. Tabi bu arada fırsatı ganimet bilen ve şapla şekeri, sapla-samanı birbirinden ayırabilecek zeka düzeyine sahip olmayan, bulanık suda balık avlayıcıları, doğan fırsatı -sözüm ona- yerin¬de değerlendirerek, Kur'an müslümanlığını esas alan İslamî yapılanmalar ile Edip Yüksel arasında naif bir korelasyon kurarak, "O da sizin gibi konuşuyor" gibi sataşmalarla Kur'an'i düşünüşün önüne takoz olmayı arzu ediyorlardı. Şüphesiz kendilerince bu korelasyo¬nun en önemli faktörü, E. Yüksel'in sünnet ve hadis eleştirileri idi. Onun eleştirileri ve üslubu bu fırsatçılara her zaman doğmayacak bir imkan bahsetmişti.
Bilvesile, yıllardır, Allah'ın Kitabı Kur'an'ı aslına, amacına gerçeğine uygun olarak anlayalımın mücade¬lesini veren müslümanlara hücum etmekle bu insanlar adeta, Allah'ın kitabından yana olmadıklarını; hurafeler¬le örülü bir dindarlık anlayışını sürdürme azim ve kararlılığında olduklarını göstermiş oluyorlardı.
Sanki Edip Yüksel yüzde yüz yalanlansa, bütün söyledikleri çürüğe çıksa idi bu insanlar, İslam dininin yegane sahibinin Allah olduğu, tek şari'in Allah olduğu gerçeğini değiştirecekler miydi acaba? Tevbe suresi 31. ayetinde buyurulduğu veçhile, din ulularını rablar edinen insanlar hangi zaferi kazanmış olacaklardı ki? Kur'an üzerine değil de, Râmûz el-Ahâdîs gibi hurafe¬lerle dolu hadis kitapları üzerine çok saygın ilim adam¬ları (!) ile oldukça sıcak, ihlaslı sohbetler yapan sözde İslamî TV'lerin temsil ettiği zihniyet için önemli olan elbette bu bulanık din anlayışının sürüp gitmesidir.
Sözün özü, imanında samimi bir insanın dinini ciddi¬ye alması gerekir. Lokman suresi 6-7. ayetlerinde buyurulduğu gibi, sağırmış, söyleneni anlamıyormuş gibi davranmamalı, birilerine muhalefet olsun diye iftira ve çamur atmamalı "inandım" diyen insanlar. Allah'tan korkan bir insan en azından, "bir topluluğa duyduğunuz kin sizi adaletsizliğe sevk etmesin" (5/8) emr-i şerifini hatırlamalıdır.
Burası, Edip Yüksel merkezli tartışmanın bir boyutu¬dur. Gelelim E. Yüksel'in kendi söylemlerine...
Edip Yüksel deyince hemen akla popüler adıyla 19 mucizesi gelmektedir. Sözüm ona, Kur'an'ı 19 raka¬mının sihirli, gizemli matematiksel kotlarıyla bir mucize olarak ispatlamayı amaçlayan bir harika... Edip Yük¬sel'in üstadı Mısırlı organik kimyacı Reşat Halife'dir. Ceviz Kabuğu programında "çöpe atılmasını" talep etmesi¬ne rağmen sayın Yüksel bir zamanlar R. Halife'nin pey¬gamberliğine inanmıştı.
19 Mucizesi denen birtakım matematiksel hesapları Edip Yüksel ilk defa 1974 yılında vaki olan bir mucize gibi lanse ediyorsa da, aslında bu hesap, çok uzun bir geçmişi olan hurufiliğin, cifirciliğin (ebced -hesabı) modern bir versiyonundan, biraz daha ince elenip sık dokunmuşundan başka birşey değildir. Bu nedenle burada hurufilikten kısaca bahsetmeyi uygun buluyo¬rum.
HURUFİLİK
Hurufilik Esterâbâd'da (Horasan'ın bir kenti) Fazlullah adında bir şahıs tarafından 1398 (800) yılında kurulmuş; 15. ve 16. asırlarda Irak, Azerbaycan ve bü¬tün Anadolu'ya yayılmış, hatta Fatih Sultan Mehmed'in sarayına kadar nüfuz etmiş olduğu bildirilen bir tür mezheptir.
Fazlullah 1398 senesinde kendisini, Allah'ın ve kainatın künhü ve hakikati kendi zatında tecelli eden yeni bir peygamber olarak ilan etmiştir. Allah, insanın yüzünde tezahür eden bir kelamdır, Fazlullah'ın yeni dinine göre!
Hurufiler der ki, insan yüzünde dört kirpik, 2 kaş ve 1 saç vardır. Bunların sayısı yedi eder. Bir de sonradan çıkan 2 sakal kılları, 2 bıyık bir de alt dudaktaki kıllar, bunlar da yedi eder. Bunları hâl ve mahall itibarı ile ele alırsak 28 rakamı çıkar ki bu da Arap alfabesinin sayısıdır: 28 rakamına Farsça P, Ç, J, G harflerini de ekleyen Fazlullah, Fars alfabesinin harf sayısı olan 32'yi bulmuştur.
Fazlullah (o zamanki son peygamber), her peygam¬bere kendi alfabesinin harfleri adedince kelam-ı melfûz tecelli ettiğini söyler. Buna göre İbrahim'e 22, Hz. Muhammed'e 28 ve kendine 32 harf tecelli etmiştir. Bu da, kendinden önce gelen peygamberlere malum olan her şeyin manasını çözecek bir anahtara sahip olduğu anlamına gelir. (2)
Hurufiler örneğin, "Allah" lafzındaki beş harfi ayrı ayrı imla ederek 14 harfi bulmuşlar; Muhammed isminin harflerini de aynı yöntemle 14 rakamına ulaştırmışlar ve her ikisi de, haliyle 28 etmiştir. Yani, mucize bu ya, bütün hesaplar 28'e çıkıyor! Buna benzer daha ilginç örnekler için dipnottaki ve başka kaynaklara bakabilirsiniz.
Harflerin sırrı ve delalet ettiği rumuzlar tasarımından bazı batınî yorumlar yapma anlamındaki Hurufîlik esa¬sen başta Hind olmak üzere bütün tasavvuflarda ve tabi sözde islami tasavvufta da yaygın bir meslektir. (3)
Kökü, bir mezhep olgusundan çok daha öncelere uzanan hurufilik için, "fırkalar içinde batıniliğin uzmanlaştığı, cehaletten oluşan bir sanattır" diyen İmam Gazalî, hiç bir sapık fırkanın bu kadar kötü olmadığını ifade ederek, hurufiliği ahmaklık, sapıklık ve akıl noksanlığı derecesinde değerlendirir (4) Hurufilerin taktıkları tılsımlı rakamlar da 4,5,7 ve 28’dir.
EBCED hesabı ise harflere muayyen rakamsal değerler yükleyerek muska, efsun ve büyü yapımında kullanılan bir sistem olup, onun da kökü Yahudi Kabbala'sına kadar uzanmaktadır. (5)
Batınî-Hurufî mezhebi özellikle Cifircilik (cefriyye) mahiyetinde İslam memleketlerinde epeyce fesat rüzgarları estirmiştir. Harflere yüklenen sözde rakamlar değerlerle gaibden -Allah'a rağmen- bilgiler verme esasına dayanan c e f i r ilmi güya Hz. Ali'ye dayandırılır. Efsaneye göre, Hz. Musa'ya Allah'ın Tur dağında yazdırdığı levhalar Hz. Peygamber'e ulaşmış, Hz. Peygam¬ber bunları oğlak derisine (cefr-cifr) yazdırmış, sonra da damadı Hz. Ali'ye vermiştir. Hz. Ali'nin Cefr kitabını Kufe'de minberde irad ettiği rivayet edilmektedir. Daha sonra bu kitab Cafer Sadık'a kadar gelmiştir(!)(6)
Cefircilere göre kıyamete kadar vuku bulacak bütün hadisatı Peygamber torunları bileceklerdir.
Cifir hesabını Said NURSİ'nin yazılarında bolca bul¬mak mümkündür. (7) Hatta Kur'an ayetlerini cifir hesabıyla hesaplayan S. Nursî, kendi risalelerinin ve Risale-i Nur hareketinin (şakirtlerin) mucize oluşunu isbat eder! (8) Dolayısıyla Risale-i nurlar, Kur'an tara¬fından mucize olarak ihbar edilen bir nevi vahiy kitapları hüviyetini kazanmış olmaktadırlar!
Neo-cifircilik 19'culuğun, cifrin şimdiye kadarki en tutarlı (!), en kapsamlı ve en iddialısı olduğunu kabul etmek durumundayız. Tabi yaşasın bilgisayar...! Kim bi¬lir, onun da bilgisayarı olsaydı Fazlullah daha ne harikalar üretirdi?! -^
Bu sihirli kutu insanları adeta büyülemiştir. Hatta o kadarki, ünlü ilahiyatçı Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk bey bile 19 mucizesinin çekim alanına girerek, 74. surenin 26-27. ayetlerinde adı geçen "sağar" ı bilgisayar olarak açıklamış; "üzerinde ondokuz vardır" ayetini (74/30) bilgisayar mucizesi olarak yorumlamıştır. (9) Şimdiye kadar elektrik, taş kömürü, petrol, radyo-TV, telefon, fax v.b. bütün teknolojik buluşları "zaten Kur'an bildiri¬yor" idi (!) Şimdi bilgisayar da bu listeye eklendi. Şüpheniz olmasın, yüz sene sonra keşfedilecek, şu anda hiç kimsenin aklından geçmeyen bir keşifi de Kur'an bildiriyordur, ama şu anda müslümanlar bunu bilmiyorlar, o başka...
19, BİR MUCİZE OLABİLİR Mİ?
Şunu akıldan çıkarmamalı ki, herhangi bir konuda bütün aktivitesini yoğunlaştıran bir insan, o alanda mutlaka herkesten farklı bir sonuç elde edecektir. Ama önemli olan, varılan sonucun Allah'ın dinine, Kitabı'na uygun olmasıdır, kabule şayan olmasıdır. Birileri de 19 değil de sadece 9 rakamı üzerinde dursa o da birtakım izafî tenasübler bulabilir.
Bunlar belki güzel şeyler, sanatsal, matematiksel olgular olarak kabul edilebilir; ama hepsi o kadar!
Hele de bu mucize (!) kimilerini peygamber ilan ediyor, kimi kan dökücü zorbaları kutsallaştırıyor; hiçbir pey¬gamberin bilgi sahibi olmadığı, ilmi sadece Allah'a ait olan kıyametin vaktini kaydediyorsa, bunun bir tür falcılık olduğuna hükmedilir.
Doğrusu tarih boyunca hiç bu kadar esrarlı, bunca metamatiksel hesapla, kütük söker gibi Kur'an'dan zorla sökülen, kotarılan bir mucize ne duyulmuş ne de görülmüştür. Hz. Peygamber'in 19 mucizesinden haberdar olmadığı malumdur. (Tabi Hz. Ebubekir, Ömer de öyle...) Burada akla şu nahoş soru geliyor: Acaba Allahu Teala kulu ve elçisi Muhammed'den bu mucizeyi niye esirgedi, yahut da, elinin altındaki vahiylerde gizli bir hazine gibi durmakta olan bu sırrı elçisine azıcık olsun niçin ifşa etmedi? (Haşa). Şüphesiz Allah böyle bir mucize gizlemiş değildir.
Müşriklerin Peygamber (a.s.)den istedikleri değişik mucize istekleri reddedilmiştir. (17/90-95). Ve bu redde¬dişin ertesinde hiç değilse 19'a dair bir ipucu verilebilir, "gidin mucize istiyorsanız, Kur'an'da böyle matematik¬sel bir mucize var, onu keşfedin budalalar!" diyebilirdi.
Edip Yüksel'in de üzerinde çok durduğu gibi Kur'an apaçık bir kitapdır. (Kitabun mübîn) (43/2) (O kadar açık ki, E. Yüksel, Peygamber'in tebyin etmesine bile gerek görmüyor. Ama kendisi beyan ediyor!) Bu apaçık kitabın 1400 senedir (peygamber dahil) anlaşıla¬mayan, bilinememiş, farkedilmemiş bir mucize ile muttasıf olması, apaçıklık vasfına bir nakısadır diye düşü¬nüyoruz. Hatta daha da ileri giderek, kap-kapalı muğ¬lak, hele de bırakın matematik bilmeyi; okuma-yazması bile olmayan insanların ölünceye kadar künhüne vakıf olamayacakları bir kitap profili çıkıyor karşımıza.
Edip Yüksel, 19 mucizesine rağmen neden bütün kafirlerin iman etmediklerini soruyor ve cevabını da 6. surenin 25-26. ayetlerinde bulduğunu söylüyor: Çünkü Allah kalplerinin üstüne örtüler, kulaklarına da ağırlık koymuştur! (11)
Oysa ayetler dikkatlice okunursa, Kur'an'ı Hz. Muhammed'den dinleyip onun getirdiği ilahî tebligatı bir bütün olarak alıp kabul etmeyen Allah'ın hükümranlı¬ğına teslim olmayan kafirler eleştirilmektedir. Yani, Allah Ebucehil'i "niçin 19 mucizesine inanmıyorsun?" diye sorguya çekmiyordu. Gerek Ebucehil, gerekse ona tebliği ulaştıran Hz. Peygamber'in (a.s.) 19 mucizesi gibi bir problemleri yoktu. Kimse o zaman cifircilik oynamadığı için buna gerek de yoktu. Herkes ne istediğini çok iyi biliyordu!
E. Yüksel'in, önüne sihirli 19 rakamını getirerek 1974'ü bulduğu sure Müddessir'in 30. ayetindeki "üze¬rinde 19 vardır" ifadesi Kur'an'ın imana çağrı yöntemi¬nin bir yansımasıdır. Nasıl ki kıblenin tahvili (2/144), Ashab-ı Kehf'in sayısı (18/22) inananla inanmayanı ayırmak için birer sınav (fitne) idiyseler (2/143) bu da öyle bir fitnedir.
Aynı ayette geçtiği gibi imanı tam olan¬lar "inandık" derler, iman olmayanlar da, "Allah bu misalle ne demek istedi?" diye inançsızlığın yordamını kurcalarlar. Bunun yanında bu ayetin, kabilecilik gele¬neklerinin bütün yoğunluğuyla yaşandığı Mekke toplu¬munda, sayısal üstünlüklerine güvenen bazı Darün Nedve mensuplarına özel bir gönderme amacı gütmesi de ihtimal dahilindedir.
KIYAMETİN VAKTİ
Hiç şüphe yok ki 19 mucizesinin batıllığını tescil eden en iyi kanıt, kıyametin vaktini bildirmeye (!) yeltenmesidir. Bu cüretkar tavrın izahı mümkün değildir. Kur'an'ın hiçbir yerinde kıyametin vakti saati bildirilmemiş, en ufak bir ipucu dahi verilmemiştir. Ayetler kıyamet bilgisinin tamamen Allah'a ait olduğunu açıklarlar. (12)
Üstelik kıyametin ansızın geleceği bildirilir Kur'an'da. (16/77; 6/31; 22/55 v.b.) Halbuki Reşad Halife ve şakirdi E. Yüksel 2280 yılını kıyamet yılı ilan etmekle "ansızın" olma özelliğini bertaraf etmiş olmaktadırlar.
KUR'AN EKSİK Mİ?
Bazı surelerin ve ayetlerin eksikliği-fazlalığı tartış¬ması yeni bir mesele değildir. İbn Mes'ud'un mushafında Fatiha, Nâs ve Felak sureleri yer almamaktadır. (13) Ama bu tartışma 19 mucizesi gibi bir cifircilikle kati surette isbatlanacak bir nitelik taşımaz.
Edip Yüksel Tevbe suresinin son iki ayetinin Kur'an'dan olmaması gerektiğine o kadar şartlandırmış ki kendini, en sonunda "3/41", "3/41" diye seslenen bir vahiy almış! Doğrusu böyle bir vahyi mesela İ. Erol Evrenosoğlu'na yakıştırabilirdik ama sayın Yüksel'e hiç yakıştıramadık. Zaten (gerçek peygamberlerin dışında) bir adama vahiy geliyorsa ne derse yeridir! Ama E. Yüksel'in "vahiy alması"na gerek yoktu, zaten 19'la bu işi halledebiliyordu...
Keçinin yediği rivayet edilen recm ayetini ironik bir dille reddeden E. Yükselin Nas ve Felak sureleri ile ilgi¬li rivayetlere yüzde yüz güvenmesi de tam bir çelişkidir.
Kur'an'daki eksik sureler tartışması bağlamında ele alınacak ve yukardaki tartışmalar kadar vahim bir rivayet de "altı sahih hadis kitabının ikincisi durumundaki Müslim'de yer almaktadır. Ebu Musa el-Eş'arî, üç yüz kadar Basra'lı hafıza hitaben konuşurken der ki: "Biz bir sure okurduk; onu, uzunluğu ve şiddeti açısından Berae suresine benzetirdik. O bana ("bize" olması gere¬kirdi) unutturuldu. Yine müsebbihattan birine benzeyen bir sure daha okurduk o da unutturuldu..." (14)
Yani bu rivayet düpedüz, elimizdeki Kur'an'ın Hz. Muhammed'e gelen vahyin tamamı olmayıp, bir kısım surelerin ve ayetlerin eksik olduğu anlamını tazammun eder. Biz, eldeki bu Kur'an'a inanıyoruz, bu rivayetleri güvenilir bulmuyoruz.
Buradan çıkan sonuç da şu ki, "Vurun abalıya" mantığıyla birilerini günah keçisi gibi gören sözüm ona tefsir profesörlerinin ve bazı bayan çok bilmişlerin biraz da kutsadıkları geleneğin bu kirli rivayetlerine "vurma¬ları" ne güzel olurdu!... Klasik kitaplar yazınca bir hik¬meti oluyor; E. Yüksel veya bir başkası yazınca küfür yağmuruna tutuluyor.
EDİP YÜKSELİN DOĞRULARI MI?!
Edip Yüksel'in de söylediği gibi dinin sahibinin Allah olduğu, O'ndan başka din koyucu (şarî) bulunmadığı hususu elbette önemli bir noktadır. Biz bunu doğrudan Tevhid akidesi ile ilgili görüyoruz. Bununla birlikte, Peygamber şarî değildir ama bir posta memuru gibi de değildir. Biz peygamberi böyle görmüyoruz.
Peygamber'e Allah'ın elçisi, dinin mübelliği, o dinin pratize ediliş mahalli olarak inanıyoruz. Peygamber'in sünneti Kur'an'a uymaktı. Bize, Kur'an'a aykırı bir şekilde intikal ettirilen sünnet yorumlarını, bu yorumları taşıyan hadisleri de elimizin tersiyle iteriz. Hiç bir hadis, hiç bir sünnet Kur'an'la çalışamaz.
Bu konuda Edip Yüksel kadar, onu eleştiren gele¬nekçiler de bir çıkmaz içindedirler. E. Yüksel'e karşı koydukları en sağlam (!) dayanakları "vahy-i gayri metlüvv" argümanıdır. Oysa vahyi gayr-i metlüvv tamamen asılsız bir varsayımdır. Bu iddia Kur'an'ın dışında kalır.
Aslında vahyi gayr-i metlüvv tezinin de batınîlikle olan soy bağından bahsetmek mümkünse de bu yazının sınırlarını zorlayacağı için ertelemek durumundayız.
Elbette E. Yüksel'in hadis eleştirisi, Peygamber'in ümmiliği, kadının statüsü gibi konularda isabetli olduğu yerler vardır. Ne var ki hadisleri tamamen, bir ilke gereği olarak reddetmesi bizce kabul edilebilir birşey değildir. Edip Yüksel Reşad Halife'nin sözlerinden (hadislerinden (!) ) hem de bolca yararlanıyorsa; bizim de -güvenilir olması koşuluyla- Peygamber Hz. Muhammed'in (a.s.) sözlerinden yararlanmamıza ne gibi engel olabilir? Biz özellikle hadislerin Kur'an'a arz edilmesini akılla, tarihi v.b. verilerle test edilmesi gerektiğini savunuyoruz.
Namazın kılınış biçimi, okunacak dualar konusunda da tepkisellikten öte, Allah Rasulü'nün kıldığı namazın esprisini yakalamak bizim için önemlidir. Namaz ritmik bir tören (ritüel) olmamalı, içinde Allah'ı çokça düşün¬düğümüz bir ibadet olmalıdır.
Hülasa, hepimizin Allah'a vereceğimiz çok çetin bir hesabı var. Edip Yüksel de, Reşad Halife de bu çetin hesabı vereceklerdir. Fakat Kur'an'dan ziyade birtakım rivayetlerce çeçevesi çizilen bir dini benimsemiş görünen geleneksel müslümanlar da hesap verecekler! Peygamber'in, "Rabbim, doğrusu kavmim bu Kur'an'ı terkedilmiş tuttular" (25/30) dediği kavmin benzeri olmamak için Kur'an'a dönmek, halihazırdaki din anlayışlarını sorgulamak, Allah'dan başka rabler edinmeme¬nin gayretini göstermek zorundadırlar. Kur'an'ın hidaye¬tine, rehberiyyetine kafamızı ve kalbimizi açmak zorundayız.
* Nitekim Edip Yüksel'in kendisi de 19'culuğun cifircilik olduğunu kabul etmektedir. Bkz. Kur'an En Büyük Mucize, Ahmed Deedat, İst. 1984, s. 45'deki dipnot.
1- (MEB) İslam Ansiklopedisi, Hurufilik md.; Ord. Prof. Dr. Fuad Köprülü, Türk Edebiyatında ilk Mutasavvıflar, Ank. 1991, s. 327.
2- İ.A. aynı yer; Köprülü, s. 329, 55 nolu dipnot.
3- İmam Gazalî, Batınîliğin İçyüzü, Ank. 1993, s. 41.
4- Aynı yer.
5- İ.A., Ebced md.
6- Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedisi, Cefr md.; İ.A. Cefr md.
7- Bediüzzaman Said Nursî, Sikke-i Tasdîk-i Gaybî, tarih ve yer yok. s. 45 ve devamı.
8- a.g.e. s. 49, 50, 51,54 v.d.
9- Yasar Nuri Öztürk, Kur'an'daki İslam, s. 21.
10- Biraz daha ciddi bir eleştiri için Hikmet Zeyveli Bey'in Kitap Dergisi Ağustos-1986'daki (Kur'an-ı Kerim ve 19 Efsanesi, İnkılap yay.) makalesine bakılabilir.
11- Edip Yüksel, Evet 19 Mucizesi, Kitap Dergisi, Eylül-1986, s. 18.
13- İ.A. İbn Mes'ud Mad.
14- Müslim, Sahih, Kitabuz Zekat, Bab: 39, Hadis no: 119 (1050).