Skip to content
Site Araçları
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Şu an buradasınız: Ana Sayfa arrow Tartışmalı Konular Dosyası arrow Tartışmalı Konular arrow Miraç Mucizesi
Miraç Mucizesi Yazdır E-posta
 

Görüntüleme : 1962


Miraç Mucizesinin olmadığını kanıtlayan bir yazı. Kuran'da sadece İsra olayı tasdiklenmektedir.

Hadis ve tarih kitaplarında anlatılan ve geleneksel kültürümüzde yer etmiş şekli ile miraç; Hz. Muhammed(sav)'in göğe yükselip, huzura kabul edilerek Allah'la bizzat görüştüğü sanılan olayın adıdır. Bu görüşmenin şöyle gerçekleştiğine inanılmaktadır:

Hicretten bir yıl ya da on yedi ay önce, Recep ayının yirmi yedinci gecesi gerçekleşen miraç olayının iki aşaması vardır. Birinci aşamada Hz.Peygamber, Mescidü'l -Haram'dan Beytü'l- Makdis'e(Kudüs) götürülür. Kur'an gece yürüyüşü anlamına gelen bu aşamayı İsra suresinin birinci ayetinde şu şekilde anlatmaktadır:

"Eksiklikten uzaktır O(Allah) ki geceleyin kulunu Mescid-i Haram'dan çevresini bereketli kıldığımız Mescid-i Aksa'ya yürüttü, ona ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye.(böyle yaptık). Gerçekten O, işiten, görendir."

İkinci aşama ise Hz.Muhammed (sav)'in Beytü'l Makdis'ten (Mescid-i Aksa) Allah'a yükselişi oluşturur. Kur'an'da anılmayan ve Miraç denilen bu olay çok sayıda hadisle(!) ayrıntılı biçimde anlatılır.

Hadislerde verilen bilgilerin hepsini buraya almaya gerek örmediğimizden konuyu özetlemeye çalışacağız, isteyen daha detaylı bilgi için hadis kitaplarının konu ile ilgili bölümlerine bakabilir. Buna göre Miraç olayı özetle şöyle gerçekleşmiştir:

Peygamber, Kabe'de uykuda olduğu bir sırada Cebrail gelip göğsünü yarıyor, kalbini zemzem ile yıkadıktan sonra içine iman ve hikmet dolduruyor. Burak adlı bir binekle Mescid-i Aksaya götürüyor. Burada diğer peygamberler tarafından karşılanan Hz.Muhammed(sav), onlara imamlık yaparak namaz kıldırıyor. Daha sonra yanında Cebrail olduğu halde göğe doğru yükselmeye başlıyorlar. Göğün birinci katında Hz.Adem(as), ikinci katında Hz.İsa(as)ve Hz.Yahya (as) üçüncü katında Hz.Yusuf(as), dördüncü katında Hz. İdris(as), beşinci katında Hz.Harun(as), altıncı katında Hz.Musa(as), yedinci katında Hz. İbrahim(as) ile görüşüyor. Cebrail ile birlikte süren bu yükseliş Sidretü'l Münteha'ya kadar devam ediyor. Cebrail; "Buradan öteye geçecek olursam yanarım" diyerek orada kalıyor.

Hz.Peygamber(sav) Refref adlı bir binekle yükselişini sürdürerek Allah'ın huzuruna varıyor. Bu yükseliş sırasında kendisine cennet ve cehennem gösteriliyor, ümmetinden Allah'a şirk koşmamış olanın cennete gireceği müjdesi veriliyor önce elli vakit namaz farz kılınıyor; Allah'la yapılan pazarlık neticesinde elli vakit namaz beş vakte indiriliyor.

Allah'la görüşmeyi tamamlayan Hz.Muhammed(sav), dönüşte Musa (as)'a uğruyor. Musa: "Ne ile emrolundun?" diye soruyor. Hz.Muhammed(sav): "Elli vakit namaz" diye cevap veriyor. Bunun üzerine Musa (as): "Hergün elli vakit namaz çok fazla, buna ümmetinin gücü yetmez. Rabb'ine söyle bunu azaltsın" diyor. Hz.Muhammed(sav)'de yeniden Allah'a giderek vakit sayısını azaltmasını istiyor, Allah'ta on vakit azaltıyor. Peygamber dönüşte yeniden Hz.Musa(as)'a uğruyor. Hz.Musa "bu kadarı da çok, git Allah'tan biraz daha azaltmasını iste" diyor. Hz.Musa(as)'ın bu uyarıları ile namaz beş vakte indirilinceye dek Hz.Muhammed(sav)'in Allah'la görüşmeye gidip gelişi devam ediyor. Peygamber, namaz beş vakte indirildikten sonra yeniden Hz.Musa'ya uğruyor. Musa bu beş vaktin de çok olduğunu[1], ümmetin bunu da yerine getiremeyeceği uyarısında bulunarak yeniden Allah'a dönmesini ve biraz daha azaltmasını istemesini söylüyor. Ancak bu kez Hz. Peygamber artık isteyecek yüzünün kalmadığını belirterk beş vakte razı olduğunu söylüyor. Ve miraç olayı böylece tamamlanmış oluyor.

Olayın birinci aşaması ayetle sabittir. Bu konuda hiç kimsenin bir itirazı olamaz. Bizim itirazımız olayın ikinci aşamasıyla, yani miraç kısmı ile ilgilidir. Allah, bir kısım ayetlerini göstermek amacıyla kulunu bir gece Mescid-i Haram'dan, Mescid-i Aksa'ya yürüttüğünü söylemektedir. Kur'an bu ayetlerin/belgelerin neler olduğu konusunda herhang bir bilgi vermemektedir. Bu tamamen gaybi bir konu olup, Kur'an bu konuda başka hiçbir şeyden söz etmemektedir.

Şimdi miraç hadisesinin neden uydurma olduğunu izah etmeye çalışalım. Muhaddisinden siyercisine, aliminden cahiline varıncaya kadar, İslam toplumunun büyük bir çoğunluğunca gerçekliği kabul edilen miraç olayı, Kur'an'ın dışında başka kaynaklara dayandırılan bir olaydır. Ve olay tamamen oydurmadır.

Aslında olayı nakleden hadisler üzerinde düşünüldüğünde, olayın uydurma olduğu kendiliğinden anlaşılmaktadır. Ancak hadislerdeki çelişkilere değinmeden önce, olayı Kur'an açısından değerlendirmeye çalışalım:

1 - Konunun başında da izah etmeye çalıştığımız gibi Kur'an, Hz. Muhammed'e mucize verilmediğini söylemektedir.

2 - Kur'an, gece yürüyüşünün nasıllığı hakkında hiçbir ipucu vermemektedir. Eğer olayın mucize yönü bulunsaydı açık olması gerekirdi. Zira mucizenin açık ve anlaşılır olması şarttır. Oysa olay tamamen peygamberin şahsında gerçekleşmiş bir olay olup mahiyeti bilinmemektedir.

3 - Namazın ilk kez Hz.Muhammed ve ümmetine farz kılınan bir ibadet olmayıp, daha önceki ümmetlere de farz kılınan bir ibadet olduğu Kur'an'da açıkça belirtilmektedir.

"Kitap'ta İsmail'i de an. Çünkü o sözünde duran, elçi bir peygamberdi. Halkına namaz kılmayı, zekat vermeyi emrederdi..." (Meryem -54,55)

4 - Kur'an'da namazla ilgili onlarca ayet bulunmaktadır. Bu ayetlerde namazın vakitleri, şartları ve önemi vurgulanmaktadır. Söz konusu ayetler değişik zaman aralıklarında vahyedilmiş olup, her biri başta namazın rükünleri ve vakitleri olmak üzere birçok değişik boyutunu anlatmaktadır. Şayet namaz Miraçla belirlenmiş olsaydı ayrıca Kur'an'da bu kadar değişik şekilde anlatılmazdı. Özellikle vakitleri bildiren ayetlere bakıldığında her bir vaktin değişik bir ayetle belirtildiği görülmektedir. Miraç hadisesinde namazın vakitleri belirlenseydi Kur'an'ın değişik yerlerinde vakitler konusu tekrar tekrar işlenmezdi.

5 - İsra suresinden önce inen surelerde de hatta ilk indiği konusunda ittifak bulunan sure olan Alak suresinin onuncu ayetinde de namazdan söz edilmektedir. "Gördün mü şu men edeni. Namaz kılarken bir kulu(namazdan)? (Alak -9,10); "Rabb'inin adını anıp namaz kılan."(Ala - 15). Oysa ki miraç olayının vahyin on ikinci yılında olduğu iddia edilmektedir. İlk inen Vahiy ile İsra suresinin indiği zaman aralığında birçok ayette namazdan detaylı bir şekilde söz edilmektedir. Yani namaz Miraç hadisesinden çok önce farz kılınmış bir ibadettir.

6 - Allah'a mekan izafe edilemez. Oysa ki, Peygamber'in yolculuk güzergahı ve sonu bir mekanda noktalanmaktadır. Bu olgu Kur'an'a ters düşmektedir.

Rivayet edilen hadislere gelince:

1- Günün 24 saat olduğunu bilen Allah, nasıl olur da 50 vakit namazı farz kılar? Uyku için 7-8 saati çıktıktan sonra; 50 vakit namaz geriye kalan l6 saate bölünecek olunursa, yaklaşık her 15 dakikada bir namaz kılınması gerekir. Böyle bir hayatı yaşamak nasıl mümkün olabilir? Mümkün değil diyorsak, mümkün olmayan birşeyi Allah'ın kullarından isteyebileceğini nasıl düşünebiliriz?

2- Nasıl bir Allah ki, kullarının gücünün neye yetip yetmeyeceğini hesaplamadan 50 vakit namazı farz kılıyor? Ve kendisi ile yapılan pazarlık sonucu bunu beş vakte düşürüyor? Ne dediğini ve ne istediğini bilmeyen ve kulu ile pazarlık eden bir Allah düşünülebilinilir mi?

3- Hz.Musa ile karşılaşma işi olmasa, bu azaltma işlemi de olmayacaktı. Olayı aktaran hadislere bakılırsa Hz.Musa oldukça akıllı, Peygamberimiz de akılsız bir konuma düşürülmektedir. Demek ki Hz.Musa (dikkat edin, diğer peygamberler değil. Çünkü olay İsrailiyat olduğu için, Hz.Musa da İsrailoğulları'na gönderilen bir peygamber olduğundan olay onun adına uydurulmuştur. Ve bu olayla Hz.Musa, Peygamberimizden daha akıllı ve üstün gösterilmek istenmektedir) olmasaydı deyim yerinde ise "biz happı yutmuş" olacaktık, iyi ki Hz.Musa peygamberimize akıl vermiş(!). Öyle ki; Hz.Musa, Allah'ın ve Hz.Muhammed(sav)'in düşünemediği şeyi düşünmüş(!). Bu anlayış, Allah'ı ve Rasulünü alay konusu ettiğinin farkında olmayacak kadar kör bir anlayış değil mi?

4- Namaz miraçla farz kılındıysa daha miraca çıkılmazdan evvel Hz.Muhammed'in diğer peygamberlere imamlık ederek, namaz kıldırmış olduğunun aynı metinlerde anlatılması büyük bir çelişki değil midir?

5- Elli vakitten beş vakite düşürülünceye kadar Allah'la pazarlık yapılmasının ve bunun ilk gidişte bitirilemeyip, pazarlığın birkaç kez yapıldıktan sonra neticelenmesini izah etmek mümkün mü ?

Gerek Kur'an'dan, gerek bu konuda rivayet edilen hadislerdeki tutarsızlıktan yola çıkarak konuyu izah etmeye çalıştık, kuşkusuz daha birçok şey söylemek mümkün. Ancak biz konunun anlaşıldığına inanıyor konuyu burada bitiriyoruz.

Quelle:Hangi İslam, Erhan Aktaş, Anlam Yayınları.




[1] [Saygıdeğer mümin kardeşlerimiz, sizce kıldığınız 5 vakit namaz fazla mı ? Rivayetin uydurma olduğu Hz. Musa’ya isnad edilen bu görüşten de anlaşılmaktadır. Kuranislami.com’un Notu]


Bu Makaleyi web sitenize alıntılayın Favori Yazdır E-mail olarak gönder

Kullanıcı Yorumları  
 

Kullanıcıların değerlendirme ortalaması

   (0 Oylama)

 

Görünen 9 yorum 9 yorumdan

İleten erdaloguz, Tarih 17-11-2008 08:42,
1. mescid-i aksa nerede
Tarihî kaynaklardaki Mescid-i Aksa: 
“Mescid-i Aksa”; “en uzak mescid” demektir. Bu ifadenin kullanılabilmesi için birden fazla mescit olması ve bu mescitlerden birinin merkeze diğerlerinden daha uzak olması gerekir. Aksi hâlde bu ifade dil bilimi bakımından hatalı olur. Nitekim o dönemin Mekke şehrinin tarih ve coğrafyasından bahseden eserlere bakıldığında, karşımıza bu mantığı doğru çıkaran bilgiler çıkmaktadır.  
İlk İslâm tarihçilerinden Vakıdî’nin “Kitab-ül Meğazî” ve el-Ezrakî’nin “Ehbar-ül Mekke” adlı kitaplarında derlemiş oldukları bilgilere göre, Mekke’de Mescid-i Haram’dan başka değişik yerlerde mescitler vardır. Hatta bazı evler bile Mekkeliler tarafından mescit olarak kullanılmaktadır. Bu mescitlerden biri de Mekke’ye sekiz kilometre mesafedeki CİRANE VADİSİ’nin yukarısında olmasından dolayı “Mescid-i Aksa/ en uzak mescit” denilen mescittir. Bunu Kureyş’ten birisi yaptırmıştır. Bir keresinde peygamberimiz burada ihrama girerek Mescid-i Haram’a gelmiş ve Kâbe’yi tavaf etmiştir. Mekke’nin fethinden sonra Müslümanlar bu eski küçük mescitleri yenilememişlerdir. Buna rağmen bu mescitlerin yerlerinde teberrüken namaz kılmışlardır. 
Adını verdiğimiz kitapların eski nüshalarında yer alan bu bilgiler, sonraki nüshalarından çıkartılmıştır. Bu tahrifatın sebebi, Kudüs’teki tapınağı, Kur’an’da sözü edilen Mescid-i Aksa olarak yutturma çabaları olsa gerektir. 
Uyarı:  
O günkü Mekkeliler, İbrahim peygamberin dininin mensupları idiler. Dinleri tahrifata uğramış olsa da namaz, secde, rükû ve hacc gibi dinî vecibeleri kendi mevcut inançları doğrultusunda yerine getirmekteydiler. Peygamberimizin durumu da aynıydı. Bu husus daima göz önünde tutulmalı, namazın, secdenin ve dolayısıyla da mescidin peygamberimizin elçi oluşu ile ortaya çıktığı düşünülmemelidir. Diğer taraftan, mescit denilince bugünkü şaşaalı mescitler akla gelmemelidir. Örneğin Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevî denilince onların bugünkü şekli akla gelip bugünkü yapısı vs. anlaşılmamalıdır. Mescit, secde edilen yer demek olduğuna göre, bu mescitler de, namaz kılmak ya da toplantı yapmak için belirlenmiş olan yerler, yani o çağa göre basit kerpiç yapılar veya ağaçtan yapılma çardaklardır. Önemli olan oranın yapısı değil kullanımıdır. O mescitler bugünkü şaşaalı, debdebeli, şatafatlı şekle sonradan getirilmişlerdir. 
 
Kur’an’daki, çevresi mübarek kılınmış olan Mescid-i Aksa: 
Konumuzu aydınlatarak yerli yerince anlaşılmasını sağlayacak olan hususlar, aşağıdaki iki sorunun sağlıklı cevaplarıdır: 
- Mescid-i Aksa neresidir? 
- Mübarek çevresi neresidir? 
Mescid-i Aksa’nın “en uzak mescit” anlamına geldiği ve Kâbe’ye sekiz kilometre uzaklıkta olduğu, yukarıda zikredilen tarihî eserlerden anlaşıldığına göre, burada ikinci sorunun cevabını aramak gerekmektedir. 
İsra suresinin 1. ayetinde açıkça Mescid-i Aksa’nın çevresinin mübarek bir yer olduğu ifade edilmiştir. Yani Mescid-i Aksa, mübarek bir yerin kenarındadır. Şu hâlde önce mübarek yerin neresi olduğunu bulmamız ve bilmemiz gerekmektedir. İşte size cevap: 
Âl-i Imran; 96: İnsanlar için konulan ilk ev, Bekke (Mekke)’deki mübarek ve âlemlere rahmet olan evdir. 
Mescid-i Haram; “Haram bölgenin mescidi” demektir. Yani mescit, haram bölgenin merkezindedir. Bu mescit ise Kâbe’dir.  
Buna göre Kâbe merkez kabul edilerek, haram/ mübarek/ bereketli bölge de şöyle belirlenmiştir: 
- Kâbe’den Medine yolu istikametine dört mil, 
- Kâbe’den Yemen yolu istikametine altı mil, 
- Kâbe’den Taif yolu istikametine on bir mil, 
- Kâbe’den Irak yolu istikametine yedi mil, 
- Kâbe’den Ci’rane vadisi istikametine dokuz mil,  
- Kâbe’den Cidde yolu istikametine on mil  
mesafede olan bölge, haram/ mübarek/ bereketli bölgedir. 
Görüldüğü gibi, mübarek yer Kudüs değil, Mekke’deki haram bölgedir. Öyleyse Mescid-i Aksa da Kudüs’te değil, Mekke’deki haram/ mübarek yerin kenarındadır. Dolayısıyla rivayetlerde söz konusu edilen mescit de Kudüs’teki mescit değil, Mekke’nin kenarındaki bu mescittir. Yani, hakikî Mescid-i Aksa, Mekke’nin civarındadır. Ayrıca unutulmamalıdır ki, Kudüs şehri ve civarı Kur’an’da; Rum suresinin 3. ayetinde “Edna -l- Arz/ yakın yer” olarak ifade edilmiş olup, oralara “Aksa” denmemektedir. 
Gerçek bu olmasına rağmen yukarıda verdiğimiz rivayetlere tefsir, şerh, haşiye yazanların, hadisin içeriğinden çıkardığımız sorulara (onların anlayışına göre oluşan tutarsızlıklara) kılıf hazırlamak için yaptıkları hokkabazlıkları, tevilleri görmek ve gülmek için metinlerin ister orijinaline ister tercümesine bakılabilir. 
Kur’an’daki Mescid-i Aksa’nın neresi olduğu anlaşıldığına göre, bugün Kudüs’te bulunan ve Mescid-i Aksa denilen yapının ne olduğunu da araştırmak lâzımdır: 
 
Kudüs’teki Mescid-i Aksa: 
Ana Britannica ansiklopedisinin 22. cildinin 304, 305. sayfalarında, Mescid-i Aksa maddesi karşılığında şu bilgiler verilmektedir: 
Kudüs’te, Eski Kent’teki Harem’ş-Şerif’te, Kubbetü’s-Sahra’nın hemen güneyinde yer alan ve İslâm’ın en kutsal yerlerinden biri sayılan cami. … İlk biçiminin Bizans imparatoru I. İustinianos’un (hd 527-565) yaptırdığı bir bazilika olduğu kabul edilir. Hz. Ömer 638’de Kudüs’ü aldıktan sonra yapıyı, değişiklik yaptırmadan camiye çevirtti. Emevî halifesi I. Velid de (hd 705-715) çok büyük bir onarımdan geçirerek baştan aşağı yeniledi. … 
Görüldüğü gibi bugün Kudüs’teki Mescid_i Aksa adıyla bilinen yapı tarihî kayıtlara göre peygamberimiz döneminde bir bazilika idi. Bu yapıya Mescid-i Aksa adının ne zaman ve kim tarafından verildiği ise ansiklopedide belirtilmemiştir. 
 
Kudüs’teki Beyt-ül Makdis: 
Çoğunluk tarafından yanlış olarak Mescid-i Aksa diye bilinen bu mescit ise Davut ve Süleyman peygamberler tarafından yapılmıştır. Bu mescide Yahudiler “İlya Mescidi”, Araplar “Mescid-i Mukaddes” veya “Beyt-ül Makdis” derlerdi. (“Aksâ” sözcüğü ile “mukaddes” ve “makdis” sözcüklerinin anlam ve yapı yönünden bir bağ ve yakınlığı yoktur, yanılmamalıyız.) Asırlarca da burası bu isimle anılmış, tüm tarih, coğrafya kaynaklarında, Arap, Acem ve Rum şiir ve nesirlerinde böyle yer almıştır. Bu mescit bir çok kez tahrip edilmiş ve tekrar yapılmıştır. Son olarak Roma’lı General Titus bu mescidi yıkıp yerle bir etmiştir.  
Ana Britannica’da “Kudüs Tapınağı” maddesinde bu tapınakla ilgili şu bilgilere yer verilmiştir: 
 
… Birinci tapınak, Hz. Davut’un oğlu Hz. Süleyman’ın hükümdarlığı sırasındainşa edilerek İÖ 957’de tamamlandı. … Babil kralı II. Nabukadnezar İÖ 586’da … yapıyı tümüyle yıktırdı. … Babil fatihi II. Kyros (Büyük), İÖ 538’de … Yahudilerin Kudüs’e dönmelerine ve tapınağı yeniden inşa etmelerine izin verdi. Çalışmalar İÖ 515’te tamamlandı. Özgün yapının gösterişsiz bir benzeri olarak yapılan İkinci Tapınak’ın ayrıntılı plânı günümüze ulaşamadı. … İS 66’da Roma’ya karşı çıkan ayaklanma kısa sürede tapınak üzerinde odaklaştı ve İS 70’de … Romalıların tapınağı yıkmasıyla sonuçlandı. İkinci Tapınak’tan geriye yalnızca batı duvarının bir parçası, bugün Ağlama Duvarı diye anılan bölüm kaldı. … 
 
Beyt-ül Makdis’e Mescid-i Aksa adını kim verdi? 
Bazı kaynaklara göre bu isim, Kudüs’teki Kubbetü’s-Sahra’yı yaptıran Abdülmelik bin Mervan (hd 685-705) tarafından politik amaçlı olarak konulmuştur. O dönemde Abbasi ile Emevî hanedanları birbirleriyle mücadele hâlindedir ve Hicaz bölgesi (Mekke, Kâbe) zamanın halifesi Abdullah b. Zübeyr’in kontrolündedir. İşte böyle bir ortamda Abdülmelik bin Mervan, Mescid-i Haram’a alternatif olarak yönetimi altındaki topraklarda bulunan ve Ömer tarafından camiye çevrilen yapının adını “MESCİD-İ AKSA” koymuştur. Abdülmelik bin Mervan’ın koyduğu isim meşhurlaşınca, geriye konumuz olan İsra suresinin 1. ayetinde geçen Mescid-i Aksa’nın, bu mescit olduğunu kitaplara yazdırmak kalmıştır ve bu da pek zor olmamıştır.  
O yıllardan bu yana ne yazık ki tüm Müslümanlar bunu böyle kabul etmişler ve bunun aksini söylemek, açıklamak hatta düşünmek bile imkânsız hâle gelmiştir.
 
» Bu Yorumu Administratore raporla
» Yorumu cevapla...

İleten nisyan, Tarih 17-11-2008 05:56,
2. pes doğrusu
eğer bu olay olmamaış olsyadı,yada bazılarının iddia ettiği gibi sadece rüya olsaydı kafirler inkar etmezdi. 
 
meseleyi böyle anlamayanlar taş kalpli kimseler,bu gibi hadisleri inkar eder,ALLAH bilmiyormu der. 
 
bazıları bu olay yok,bu konuyla ilgili hadisler zayıftır der,akaid kitaplarına sağlam sünnet girer,ve bu ümmetin bütün sağlam akaid kitaplarında miraç meselesi yer almaktadır. 
 
bukadar hadisi inkar edenlere yazıklar olsun,basit bir mantıkla bukadar hadis inkar edilebilirmi ? 
bukadar muhaddis söylemiş,ulema kabul etmiş ama onlar yinede inkar ediyorlar. bütün muhaddisler kabul ettiği halde muhaddis olmayanlar inkar ediyor. 
 
miraçtan alınması gereken çok dersler var,madem ortaya delil sunuyorsunuz daha akla yatkın şeyler söyleyinde komik ve zavallı bir duruma düşmeyin. ve bu olayı inkara kalkışarak büyük bir vebale girmeyin.
 
» Bu Yorumu Administratore raporla
» Yorumu cevapla...

İleten NİSYAN, Tarih 17-11-2008 05:48,
3. PES DOĞRUSU
bu süre SÜBHAN diye başlıyor,ALLAH(CC)'IN NEKADAR SÜBHAN olduğunu anlatıyor. 
 
peygamberimiz miracı anlattı ama ona inanmadılar,onu doğrulamak ve desteklemek için bu süre iniyor. 1/... götüren ALLAH'ın şanı yücedir. 
peygamberimiz ben gittim demiyor,götürüldüm diyor.SÜBHAN olan ALLAH ,hereşyi yaratan ALLAH götüremez mi ? 
 
namaz 50 vakit emredilmişti,hz MUSA beden gücüne bakıyordu,o yüzden peygamberimize öğüt veriyordu,sizin iddia ettiğiniz gibi pazarlık yapmıyordu. 
 
HZ.MUSA kendi ümmemtinden çok çekti,ilet bir millettiler.istemeye gelince istiyor ,savaşmaya gelince kaçıyorlardı.o yüzden insanların zayıflığını iyi bildiği için öğüt veriyordu. 
 
neden 50 vakit namaz emredilmişti ? 
HZ MUSA'nın bildiğini ALLAH bilmiyormuydu ? 
 
elbette biliyordu,kulunun zayıflığını,HZ.MUSA'nın böyle söyleyeceğini.ama ALLAH burada rahmetini gösteriyordu. bu olayın olmasını istiyordu ALLAH. ALLAH herşeyi bildiği halde istememizi istiyor,dua etmemeizi istiyor. kula düşen vazife istemektir,dua etmekte ibadettir. 
onun için HZ.MUSA söylüyordu ve ALLAH'ta rahmetini ve kudretini gösteriyordu. 
 
evet isra süresi sübhan diye başlıyor,eğer önemli birşey olmasaydı ayet böyle başlamazdı.
 
» Bu Yorumu Administratore raporla
» Yorumu cevapla...

İleten kurmay, Tarih 10-11-2008 20:45,
4. komiksiniz.
:grin  
yav bu site neden bu kadar sapıkça yazılarla dolu? 
neyin peşindesiniz? 
İslama zarar vermek istiyorsunuz ama yazınızdaki küçük nüanslarda bile niyetiniz karın ağrınız belli oluyor. 
:grin :) size ve sizin gibilere sadece gülüyorum. 
yazık size. 
Yani sadece sizin aklınız çalışıyor ve siz biliyorsunuz. 
İslamı en iyi siz anlamışsınız. 
Yani bu güne kadar gelmiş geçmiş evliya, enbiyalar, hocalar, veliler, imamlar (İmam Şafii, İmam Malik, İmam Muhammed, İmam-ı Azam,.....) ve daha niceleri islamın gerçeğine ulaşamamışlar anlamamışlar. Onlar sizin seviyenize bile ulaşamamışda siz insanlara islamı öğretiyorsunuz. 
yazık bu kadar alim demek islamı aslı ile yaşayamamışlar. 
 
:grin dediğim gibi size ancak gülünür.  
hadi bakalım devam edin büyük alimler müfessirler.
 
» Bu Yorumu Administratore raporla
» Yorumu cevapla...

İleten kardelen, Tarih 24-10-2008 17:43,
5. necm suresi
Necm Suresi  
 
1.Battığı zaman yıldıza andolsun ki;  
2. Arkadaşınız (Muhammed) sapmadı ve batıla inanmadı.  
3. O,arzusuna göre de konuşmaz.  
4. O (bildirdikleri) vahyedilenden başkası değildir.  
5. Çünkü onu güçlü kuvvetli biri (Cebrail) öğretti.  
6. Ve üstün yaratılışlı(melek), doğruldu:  
7. Kendisi en yüksek ufukta iken.  
8. Sonra (Muhammed'e) yaklaştı,(yere doğru)sarktı.  
9. O kadar ki (birleştirilmiş) iki yay arası kadar, hatta daha da yakın oldu.  
10. Bunun üzerine Allah, kuluna vahyini bildirdi.  
11. (Gözleriyle) gördüğünü kalbi yalanlamadı.  
12. Onun gördükleri hakkında şimdi kendisi ile tartışacak mısınız?  
13. Andolsun onu, önceden bir defa daha görmüştü,  
14. Sidretü'l-Münteha'nın yanında .  
15. Cennetü'l-Me'va da onun yanındadır.  
16. Sidre'yi kaplayan kaplamıştı.  
17. Gözü kaymadı ve sınırı aşmadı.  
18. Andolsun o, Rabbinin en büyük ayetlerinden bir kısmını gördü. 
 
bence bu ayetler açıkça gösteriyor ki miraç olayı var, ama dediğiniz gibi Hz. Musayla pazarlık konusu sonradan eklenmiş olmalı...
 
» Bu Yorumu Administratore raporla
» Yorumu cevapla...

İleten veli, Tarih 13-10-2008 09:53,
6. Kuran'da Miraç değil İsra Vardır
Kuran'ın İsra suresinin birinci ayetindeki bilgiden başka bir kati bilgiye sahip değiliz. Diğer bilgiler kişi rivayeti yoluyla geldiğinden zannidir ve bu yüzden itikadda/gaybi konularda dayanak teşkil edemezler.
 
» Bu Yorumu Administratore raporla
» Yorumu cevapla...

İleten Ahmet K., Tarih 12-10-2008 08:47,
7. ...
Necm Suresi 
 
1.Battığı zaman yıldıza andolsun ki; 
2. Arkadaşınız (Muhammed) sapmadı ve batıla inanmadı. 
3. O,arzusuna göre de konuşmaz. 
4. O (bildirdikleri) vahyedilenden başkası değildir. 
5. Çünkü onu güçlü kuvvetli biri (Cebrail) öğretti. 
6. Ve üstün yaratılışlı(melek), doğruldu: 
7. Kendisi en yüksek ufukta iken. 
8. Sonra (Muhammed'e) yaklaştı,(yere doğru)sarktı. 
9. O kadar ki (birleştirilmiş) iki yay arası kadar, hatta daha da yakın oldu. 
10. Bunun üzerine Allah, kuluna vahyini bildirdi. 
11. (Gözleriyle) gördüğünü kalbi yalanlamadı. 
12. Onun gördükleri hakkında şimdi kendisi ile tartışacak mısınız? 
13. Andolsun onu, önceden bir defa daha görmüştü, 
14. Sidretü'l-Münteha'nın yanında . 
15. Cennetü'l-Me'va da onun yanındadır. 
16. Sidre'yi kaplayan kaplamıştı. 
17. Gözü kaymadı ve sınırı aşmadı. 
18. Andolsun o, Rabbinin en büyük ayetlerinden bir kısmını gördü. *  
 
Burdaki ayetler neden bahsediyor ????
 
» Bu Yorumu Administratore raporla
» Yorumu cevapla...
» Tüm cevap(ları) 1 gör

İleten kardelen_, Tarih 18-08-2008 23:29,
8. ...
bu makaleyi okuduktan sonra meseleyi daha iyi anladım. Allah razı olsun. Yukarıda dediğiniz gibi pazarlık meselesi kısmı insanı gerçekten ürpertiyor, çünkü islamiyet Allah katında tek, mükemmel ve noksansız bir dindir. Peygamber efendimiz (sav) ise kuran ın açıklayıcısı uygulayıcısıdır muhakkak. ve biz bunları kuran hayatını peygamberimizin sünnetlerinden öğreniriz.fakat islam düşmanları boş durmamış olsalar gerekki sahih olmayan hadisler uydurmuşlardır.bu pazarlık bahsi sahih olmayan hadisler içinden gelse gerek.muhakkak Allah doğruyu bilendir.
 
» Bu Yorumu Administratore raporla
» Yorumu cevapla...

İleten NARTKAN, Tarih 26-06-2008 00:48,
9. ...
mescidi haram Kabe mi ? değil mi ?  
 
 
Zitat: 
------------------------------ ------------------------------ -------------------- 
İsrâ 1 Bir gece, kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye (Muhammed) kulunu Mescid-i Haram'dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa'ya götüren Allah noksan sıfatlardan münezzehtir; O, gerçekten işitendir, görendir.  
Tefsir  
 
İsrâ 2 Biz, Musa'ya Kitab'ı verdik ve İsrailoğullarına: "Benden başkasını dayanılıp güvenilen bir rab edinmeyin" diyerek bu Kitab'ı bir hidayet rehberi kıldık.  
Tefsir  
 
İsrâ 3 (Ey) Nuh ile birlikte (gemide) taşıdığımız
 
» Bu Yorumu Administratore raporla
» Yorumu cevapla...

Görünen 9 yorum 9 yorumdan

Yorumunuzu ekleyin



mXcomment 1.0.9 © 2007-2009 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved
< Önceki   Sonraki >