Görüntüleme : 634  |
Tasavvufun İslam dışı bir anlayış olduğunu ortaya koyan en önemli görüşlerinden biri olan dinlerin birliği düşüncesidir.
Yüce Allah'ın yaratıkların bizzat kendisi olduğunu söyleyen vahdet-i vücut hurafesi, tasavvufçularda ister istemez dinlerin birliği inancına götürmüştür. Bu inanç vahdeti vücud inancının bir ürünü olarak ortaya çıkmaktadır. Vahdeti vücutçular, ister mitolojik dinler olsun, ister yüce Allah'ın insanlara vahyettiği din olsun, hepsinin birliğine, yani hak oluşuna inanırlar. Zira hak, bir tek inançla sınırlı olamaz. (311) Vahdet felsefesine göre her dinin mensupları, kendilerinin ve tapılan bütün varlıkların suretlerinde tecelli eden tanrıya tapıyorlar. Bütün hidayeti ve kutsallığı ile İslam'ın, bütün çirkeflik ve sapıklığıyla Mecusiliğin aynısı olduğunu söylüyorlar. Bu anlayışı nasıl savunduklarını bazı örneklerle gösterelim.
A- İbn Arabi'nin Din Anlayışı
Yaşayanın delil ile yaşaması ve helak olanın da delil ile helak olması için daha önce yaptığımız gibi burada da tasavvufçuların dinlerin birliği konusunda ördükleri hurafeleri yine kendi sözlerinden sergilemeye çalışacağız.
İbn Arabi şöyle demektedir:
"Bugüne kadar, dini dinime yakın olmadığı için arkadaşıma karşı çıkıyordum. Ama bugün kalbim artık her şekli kabul eder oldu. Ceylanların çayırı, rahiplerin manastırı, putların barınağı, tavaf edenin kabesi, Tevrat'ın sayfalan ve Kur'an'ın musfahı oldu. Süvariler ne tarafa yönelirse yönelsin, ben sevgi dinine inanıyorum. Din, benim dinim ve imamındır." (312)
İbn Arabi, taraftarlarını muayyen bir dine bağlı kalmaktan ve onun dışında kalan dinleri kabul etmemekten sakındırmakta ve şöyle demektedir:
"Sakın sakın, muayyen bir kayıtla kayıtlı kalıp onun dışındakileri reddetme. Böyle yaparsan, çok çok hayırdan mahrum kalırsın. Hatta işi olduğu gibi anlamaktan yoksun olursun. Onun yerine bütün inançlar için nefsinde heyûli (313) ol. Zira Allah, nesiller arasından sadece bir nesille (yahut zamanlardan sadece bir zamanla) sınırlanmayacak kadar büyüktür. Hepsi de isabet etmiş ve her isabet eden mükafatını almıştır. Mükafat alan herkes de mutludur, her mutludan da Allah razıdır. " (314)
Bu mitolojik din ister istemez ahirette azabın inkar edilmesini gerektirecektir. Çünkü İbn Arabi'nin dininde insanlar hangi şeye taparsa tapsın, aynı zamanda hakka tapmış olurlar. Çünkü müşrik ve muvahhid olarak insanların taptıkları şeyler zaten Allah'ın kendisidir. Tanrının kendi kendine azap etmesi de mümkün değildir. Onun için İbn Arabi şöyle demektedir:
"Va'dinde (sözünde) doğru tek (Allah'tan) başka kimse kalmadı, Hakk’ın vaidi(tehdidi)ni de gözetleyen bir göz yoktur.
Bedbahtlık yurduna (cehenneme) girseler bile onda bir lezzet ve farklı bir nimet içindedirler.
Ebedi cennetlerin nimeti. Emir birdir, ama tecelli esnasında aralarında farklılık meydana gelir.
Tadının lezzetinden azap diye adlandırılır, halbuki bu onun kabuğu gibidir ve kabuk koruyucudur." (316)
Bu şekilde İbn Arabi, korkunç çelişkiler içine dalmaktadır. Rabbin kulun bizzat kendisi ve imanın da küfür ile şirkin tıpkısı olduğunu söyler. Böyle olunca va'd ile va'idin (mükafat ile tehdidin) aynı şey olduğuna inanmaktan ne alıkoyacaktır? Cennet nimetleri ve kevserinin cehennem azabı ve irinleriyle aynı olduğuna inanmaktan alıkoyacak nedir ? Böyleolunca, onu alıkoyacak elbette birşey olmaz. Onun için gördüğünüz şekilde bunu sarahaten bütün insanlara ilan etmektedir.
Şimdi Allah için söyleyiniz, din ve ahlakı öldürme açısından bundan daha tehlikeli ne olabilir? Salih amel ve kötü amel bir olduktan ve faziletle rezalet, hayır ile şer, Allah'a itaat ederek iyilik yapan ile putperest veya inkar içinde kötülük yapanların sonucu aynı olduktan sonra, din ve ahlak için bundan daha tehlikeli bir zarar olabilir mi? İnsanlık bu tasavvufa inanacak olursa, söyler misiniz, sonu ne olur?
Dipnotlar:
311- Dr. Muhammed Hüseyin ez-Zehebi, el-İtticahatu'1-Munharife fi Tefsiri'l-Kur'ani'l-Kerim, 73, Mektebetu Vehbe, Kahire 1986.
312- İbn Arabi, Zehairu'l-Ahlak Şerhu Tercümani'l-Eşvak, 39, Beyrut 1312 h. Aynca bkz. Dr. Kemal Muhammed Isa, Nazarat fi Mutekadat-i İbn Arabi, 48-51. Daru'l-Muctema.
313- Fususu'l-Hikem Bâlî Şerhi, 191, hicri 1309 baskı.
314- Fususu'l-Hikem Bâlî Şerhi, 191, hicri 1309 baskı.
315- Va'd'dan maksadı ahiretteki nimettir. Vaidden maksadı da ahiretteki azaptır. Buradan hareketle müşrikler için bile ahirette azabın tatlı olacağını söylemektedir.
316- Fususu'l-Hikem, Dr. Afifi tahkiki, 1/94. İbn Arabi'nin dinleri aynı gören anlayışı ayrıca bakınız, Dr. Abdulkadir Mahmud, el-Felsefetu's-Sufiyye fi'1-İslam, 516-522.
Tasavvuf ve İslam, Prof. Dr. İbrahim Sarmış, S.277-278.
|