Skip to content
Site Araçları
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Şu an buradasınız: Ana Sayfa arrow Tasavvuf Dosyası arrow Tasavvuf arrow Tasavvuf Gerekli Midir?
Tasavvuf Gerekli Midir? Yazdır E-posta
 

Görüntüleme : 885


Tasavvuf anlayışını İslami anlayışla kıyaslayıp tasavvufun batıllığına hükmeden bir yazı.

A- İSLÂM VE TEVHİDİ ANLAYIŞ

Kulları için İslam'ı lâyık gören ve bu dinin insanlara örnekliği için de Muhammed (AS)'ı görevlendiren Allah (CC); önceki peygamberlerle gönderdiği mesajın bağlılarınca bozulması, heva ve heveslerin insanlara "din" olarak sunulması neticesi içinden çıkılmaz bir din/hayat sistemi olan anlayışlardan insanların etkilenmelerini önlemek için Kur'an'ı koruması altına almıştır. Böylece İslam'ın temeli olan Tevhid de bulandırılmasın, yabancı kültürlerin şirk kokan inanışlarından etkilenmesin diye.

Tevhid, Allah'ı zati sıfatları itibariyle tek bilmek ve taşıdığı sıfatlardan herhangi birini olsun bir başka varlıkta görmemek demektir. Bu tanıma aykırı bütün kabuller tevhidin dışında kalırlar ve Kur'an bu dışarıda kalışa özel bir isimle ‘şirk=ortak koşma’ demiştir.

Kişiler yaptıklarına şirk demeseler, ortak koşmayı kendilerine yakıştırmasalar da Allah, kendi hükümlerinden başka hüküm­lere tabi olmayı da kendine, hüküm vermede ortak koşma/şirk olarak nitelemektedir.

Teslimiyet, yani İslam olma; Allah'ın elçileri vasıtasıyla gönderdiği vahye/Kur'an'a tabi olmak demek olduğuna ve vahyin dışında herhangi bir şeye tabi olmak da İslam olmadığına göre, kişi ancak vahye teslim olmakla, kendisi için vahyin tartışılmaz üstünlüğünü kabullenerek İslam olabilir ve İslam kalabilir. Kişinin sadece Allah (CC)'ı kendini terbiye edici Rabb olarak kabullen­diğini söylemesiyle ancak İslam'a girebil­diğini de biliyoruz.

Allah (CC) Peygamberi (as)'ın, dinle ilgili tüm yaşantıda "Üsvetül hasene-güzel örnek" olarak alınmasını, ibadetlerini O'nun yaptığı gibi yerine getirmelerini O'na rağmen din konusunda heva ve heveslerine uymamalarını açıklamış ve uyarmıştır Kitabı Mübin'inde.

B-MÜSLÜMANLARIN DURUMU

Tüm bu uyarılara, "dininizi ikmal ettim" ikazlarına/uyarılarına rağmen; dört halife döneminden itibaren akın akın bu din'e giren topluluklar, çoğunlukla sadece "şehadet geti­rerek" ama bu dinin muallimlerinin harplerde şehid olmaları neticesi sayılarının azlığı sebe­biyle tevhid'in gerçeğini kavramadan eski dinlerinden getirdikleri ne kadar islam dışılık varsa beraberlerinde getirdiler. Önceleri farkedilmemesine rağmen bozuk fikirler zaman­la tevhidi anlayışta yaralar açmaya başladı. Çeşitli görüş ayrılıkları onulmaz/tamir edile­mez yaralar açarak fırkalaşmalara (sünni-alevi, zahiri-batıni vs. gibi), müslümanların birbirlerini öldürmelerine varan kavga ve ihtilaflara sebep oldu.

Ümmet işte bu durum içerisindeyken, toplumdaki bunalım ve bunun sebep olduğu bıkkınlık/ümitsizlik veren hal, bazılarının Hint ve Yunan felsefelerinden gelen mistik anlayışların etkisiyle de toplumdan uzak­laşmalarına, kendi başlarına inzivaya çekil­melerine sebep oldu. Zamanla, siyasi rejimle­rin/iktidarların da hoşuna giden bu hal teşvik edildi. Daha sonraları bu ekol ‘Tasavvuf’ adıyla müslümanların gündeminde yer alma­ya başladı hicri 2-3. yüzyıllarda.

Tasavvuf, kelime ve kavram olarak ne Kur'an'ın andığı ne de sünnette izine rastlan­mayan ve tamamen ana ilke ve kavramlarıyla İslam dışından taşınan, İslam'a karıştırılmış bir yaşayıştır.

Tasavvufun bir alt sınıfı olan Tarikat adabı/şartları, isimleri meşhur olmuş şeyhlerce yazdıkları kitaplarında belirlenmiştir. Tarikat'ın ana esaslarından olan rabıta ve zikir Mehmed Zaid Kotku'nun "Tasavvufi Ahlak" isimli kitabında Abdulhakim Arvasi'den naklen şöyle anlatılıyor özetle:

"Rabıta, salikin şeyh ile hemhal olması, onun ahlakı ile ahlaklanması, yani şeyh'de yok olmasıdır. rabıta üç kısımdır: l- Pirin suretini sadece hayalinde tasarlamak, 2- Pirin suretini kalbin­de tasavvur etmek, 3- Kendini, şeyh kılığına bürümek ve onda yok olmaktır.

Şeyh Abdulhakim Arvasi'ye göre şeyh öldükten sonra, dirisinden daha fazla rabıtaya cevap vermektedir. Çünkü şeyhin ruhaniyeti zaman ve mekanla kayıtlı değildir.

Muhammed b. Abdullah Hani/Sühreverdi de müridlerin adabı bahsinde "zamanımızda evla olan evlilikten kaçınmaktır" demiş ayrıca mürit için şart olan işleri şöyle sıralamıştır.

a) Kalbinde, şeyhin fiillerine itiraz olma­malıdır. Aklına yatmayanı te'vil etmelidir.

b) Hatırına gelenleri şeyhine anlat­malıdır.

c) Şeyhin sözleri ile amel etmeli ve gönülden teslim olmalıdır.

d) Şeyhin elinde, yıkayıcı önüne konan ölü gibi olmalıdır.

e) Mürid, her işini şeyhe danışarak yapmalıdır. Oğul-kız evlendirmek, yolculuğa çıkmak gibi.

Bu yaşayış şekli (tasavvuf) her ne kadar içinde islami motifler taşısa da, zamanla tevhidi anlayışı farklı yorumlamaları neticesi ayrı bir din hüviyetine büründü. İleri gelenle­rinin yazmış oldukları kitaplarında İslam ahlakına uymayan davranışlar(1) açıkça anlatılarak, İslami kavramlar te'vil yoluyla (2) tamamen farklı anlamlarda kullanılmaya başlandı.

B- İSLÂM VE TASAVVUFİ ANLAYIŞIN KARŞILAŞTIRILMASI

İslam'da uluhiyet anlayışının özellikleri

"a- Tecdid: Allah'ı tüm varlıklardan ayırmak,

b- Tenzih: Allah'ı her türlü şeyden uzak tutmak,

c- Tevhid/Teklik: Tecrit edilmiş İlah'ı tek bir Allah'a irca etmek" iken,

Tasavvufda

"Bütün eşya, insan ve kainat Allah'ın bir parçası ve boşluktaki görün­tüsüdür ve Allah'dan başka mevcut yoktur" diyerek, İslam alimlerinin şirk olarak nitelen­dirdikleri "Vahdet-i Vücud" (3) görüşü benimsenmiştir.

Bu bilgileri kısaca şemalandınrsak:
İSLAM DİNİNDE:

Şeriat zahire göre hüküm verir.

Delillerin kaynağı Kur'an ve Sünnettir.

Şari Allah'tır (Hüküm koyucu)

İnsan kullukta ilerledikçe sakındığı şeyler artar/çoğalır.

Allah, yarattıklarının hiç birine benzemez: "(O'nun benzeri hiçbir şey yoktur." : 11(42)

TASAVVUF'DA:

Aslolan zahir değil batın'dır.

Delillerin kaynağı rüya ve mükaşefedir.

Şari Veli ve Gavs'dır.

İnsan mertebe kateddikçe mükellefiyetleri azalır.

Yarattıklarının tümü Allah'ın benze­ridir.

(Fusüs-ül Hikem, Sahife: 78-79)

Netice olarak Kur'an'ın tarif ettiği veliler/müslümanlar Allah'ın hizmetinde kişiler iken, tasavvufun velileri Allah'ı hizmetlerine almış kişiler olarak görülmektedirler. (4)

KAYNAKÇA VE ÖRNEKLER

1 - Molla Cami-Nef ahat'ül Üns, Bedir yayınları: 1971, Cilt: l, Sahife 42, 528, 529. Imamüddin Abdulvahhab El-Barisi. Yayınlayan: Mehmet Şevket Eygi.

— Menakibül Arifin (Ariflerin menkıbeleri) Ahmet Eflaki, Tercüme: Tahsin Yazıcı C. l/324.

— Veliler Başbuğu Şah-ı Nakşibendi Yazar: Nusrullah Efendi. Eseri takdim: M. Şevket Eygi, Buhara Yayınları/İstanbul Sahife: 28, 29, 150,151.

— Dr. Mustafa Kara, Rubaiter-Tasavvuf ve Tarikatler Tarihi. Gülşen-i Raz'dan naklen: "iman küfür, küfür de iman olmadıkça hiçbir Tanrı kulu gerçekten müslüman olamaz".

2. MEKTUBAT: 445. Mektup-

Mevzuu: Şeyh Şerafettin Yahya Müniri tarafından söylenen şu cümlenin tahkiki: "Sâlik kâfir olmadıkça, kardeşinin başını kesmedikçe, anası ile tezevvüc etmedikçe müslüman olamaz."

NOT: İmam-ı Rabbani bu mektubu Molla Şemseddin'e yazmıştır.

Bu cümlenin te'vili:

a) Burada küfürden murad, tarikat küfrüdür. Bu dahi, cem mertebesinden ibarettir. O cem mertebesi dahi, kapanma yeri, İslamın güzelliği ile küfrün çirkinliği arasında imtiyazın olma­ması makamıdır. Hatta, İslam nasıl güzel görülüyorsa, küfür dahi aynı şekilde güzel bulunmaktadır.

b) "Kardeşinin başını kesmedikçe müslüman olamaz" tabirinden murad, kendisi ile beraber doğan şeytandır. O'nun arkadaşı bulunmakta ve kendisini daima şerre ve fesada götürmektedir.

c) "Ana ile tezevvüc etmedikçe, yani annesi ile evlenmedikçe" cümlesindeki "anası" tabirinden murad, onun ayan-ı sabitesi olsa gerektir. Zira bu, ayan-ı sabite onun hariçte vücut bulup zuhura gelmesine bir sebeptir.....

3. Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili. Cilt: l, sahife: 572-578 (1971 Baskısı).

4. Müzekkin Nüfus - Aslan Yayınları, Sahife : 437, 517.

Quelle:İktibas Dergisi, Celal Sancar, Eylül 1995.

Bu Makaleyi web sitenize alıntılayın Favori Yazdır E-mail olarak gönder

Kullanıcı Yorumları  
 

Kullanıcıların değerlendirme ortalaması

   (0 Oylama)

 

Görünen 1 yorum 1 yorumdan

İleten SELAM, Tarih 19-12-2008 16:03,
1. SELAM
Öncelikle eline her kalem alan veya her kitab okuyan birşeyler karalıyor... 
Şu kardeşimz bir makale yazmış... 
Ya kardeş sen bunu türce olarak mı okudun yoksa asli kitabına bakarak mı? 
1-şeriat olmayan tasavvuf anlıyışına bizlerde karşıyız... 
Şeriatsız tasavvuf tasaffuf degil uydurmadır... 
2-İslamda zahiri anlamda idrak ettiklerinizi manevi anlamda neden idrak edemiyoz diye sordunuz mu kendinize... 
Veya ehli sünnet itikadını nekadar saglam biliyorsunuz... 
Tasavvuf ilmihal ve itikada bilgisi şarttır.. 
3-Tasavvuf bir ilimdir... 
4-Peygamber zamanında hadis kelam Tefsir fıkıh ilimleri varmıydı? 
Nezaman bu ilimler sistemleşmiştir... 
Tasavvuf ilmini inkar eden tefsiri hadisi kelam ilimlerinide inkar teşebbüs eder.. 
5-Tasavvuf Allahın emir ve nehiylerine zahir ve batini olarak uymaktır... 
Dikkat edin zatece zahiri olarak degil batini olarakta ....uymaktır.. 
6-Gerçek anlamda Tasavvufu inkar eden şeyh şamili şeyh edebaliyi akşemseddini inkar eder.. 
7-İslam gerçek mürşidi kamiller sayesinde ayaktadır... 
Tasavvuf alimleri sayesinde onlar kuran ve sünnet ışıgında ilerlerler... 
Bunlara ters olan Tasavvuf alimi degildir...
 
» Bu Yorumu Administratore raporla
» Yorumu cevapla...

Görünen 1 yorum 1 yorumdan

Yorumunuzu ekleyin



mXcomment 1.0.9 © 2007-2009 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved
< Önceki   Sonraki >