Birçok mealde okunduğunda sanki 'Allah'ın kötülüğü yöneticilere emrettiğini' çağrıştıracak şekilde anlaşılan mealin Arapça dil kurallarına daha yakın anlamı.
Biz bir ülkeyi (qarye) yok etmek istediğimizde (eradnâ), oranın zengin (mutref) kesimine emrederiz, onlar da orada yoldan çıkarlar. Artık orası hakkındaki söz gerçekleşmiş olur ve biz de o ülkeyi darmadağın ederiz. (17.1srâ/l6).
Toplumun ekonomik gücünün belli bir kesimin tekelinde toplanmasının gebe olduğu sosyal dengesizliklerin, toplumun bölünüp parçalanmasını doğuracak bir faktör olduğuna Kur'an birden fazla yerde temas eder (59/7). Yukarıdaki ayet de temelde aynı olguya işaret etmektedir.
Ne var ki, ayetteki "mutreflerine emrederiz" ifadesine yüklenen yanlış anlam nedeniyle, ayet "toplumu yok oluşa sürükleyen şartın bizzat Allah tarafından hazırlatıldığı" şeklinde anlaşılabilmiş ve Kur'an bütünlüğüne açıkça ters düşen bu anlayışın izalesi için, metin üzerinde zorlamalarda bulunma yoluna gidilmistir.
Metin üzerindeki tartışmları söyle özetleyebiliriz:
a) Hicaz ve Irak kurrâsı emernâ şeklinde okumuş, "itaati emrettik" veya "onları emirler kıldık" anlamını vermiştir; Taberî, XV. 54-55.
b) Bir kısım kurrâ emmernâ şeklinde okumuş, 'gönderdik' (ba'asnâ) veya "musallat ettik" (sallatnâ) anlamını vermiştir; age., XV. 55.
c) Bir kısmı ise âmernâ seklinde okumuş ve 'çoğalttık' (kessemâ) anlamını vermiştir, age., XV. 55-56.
Herşeyden önce şunu hatırlamak gerekir ki, Kur'an'a göre, Allah'ın -tâbir yerindeyse- hiç bir toplumla alıp veremediği yoktur. Dolayısıyla Allah'ın herhangi bir toplumu durup dururken yok etmeyi istemesi, Kur'ân açısından söz konusu edilemez.:
Rabbin. halkı düzeltici (muslih) olduğu halde toplumları haksız yere yok edecek değildir.» 11.Hud/117
Erade fiili:
Kur'an'da erâde Fiili Allah için söz konusu edildiğinde, nesnel bir gerçekliğin ifadesi olarak karşımıza çıkmaktadır.
Allah'ın tarih alanına ilişkin iradesi, tarih kanununu belirler. Kur'an'ın tarihle ilgili olarak kullandığı qavl ve kelime de
söz konusu iradenin Allah tarafından sözlü ifadesini tasvir etmektedir. (l0.Yunus/19; 4l.Fussilet/45; 42.Şûrâ/l4; 27.Neml/85)
Kur'an'da yer yer bu kelimelerle anlatılan tarih yasası, burada ilahi irade olarak anlatılmıştır. Dolayısıyla ayette yer alan, "bir ülkeyi vok etmek istediğimizde..." ifadesini "ülkelerin yok olmasıyla ilgili koyduğumuz yasa şudur..." şeklinde anlamak gerekir.
Emr fiili:
Emr kelimesine gelince, 'buyruk' anlamındaki bu kelimenin Kur'an'da ne anlamda kullanıldığını kavrayabiİmek için, öncelikle söz konusu buyruğun teklîfî (normative) mi, yoksa tekvînî (descriptif) mi olduğunu tespit etmek gerekir. Çünkü Allah'ın hür irade sahibi insana bir şeyi yapmasını veya yapmamasını buyurması gibi; güneşin, ayın, yıldızların vs. hareket tarzını evrene dikte etmesi de Kur'an'da bir buyruk (.emr) olarak ifade edilir (bkz.: 7.A'râf/54; 30.Rûm/25.)
Üzerinde durduğumuz ayetteki emr’ in normatif bir buyruk olması mümkün değildir.
Buradaki emr, tıpkı gök cisimlerinin hareket kanunlarını belirleyen emr gibidir ve mutref’lerin hareket tarzlarını belirlemektedir, ki bu da fısk’tır.
Şu halde toplum içerisinde yolsuzluk etmek, bozgunculuk çıkarmak mutref’lerin zorunlu fonksiyonudur. Tıpkı cazibenin, gök cisimlerinin zorunlu bir fonksiyonu olduğu gibi. Bu noktada hür irade ortadan kalkıyor gibi görünse de, durum hiç de öyle değildir. Çünkü söz konusu olan A veya B şahsı değil, belli bir vasfı haiz insanlardır. Mutref'lik, dünyaya olan sonsuz düşkünlük ve onu gaye edinme hâlidir. (11.Hûd/116)
Emr kelimesini normatif bir buyruğun ifadesi olarak anlayanlar, bu fiile "itaat etmek" şeklinde bir meful takdir etmişlerdir. Oysa Arapça'da emera (emretmek) fiilinin mef ulu açıkça zikredilmiyorsa, emri izleyen eylemin emredilmiş olduğu anlaşılır. Örneğin: "Ben filancaya emrettim, o da vurdu" cümlesinde neyin emredildiği anılmadığı halde, emredilenin 'vurma' eylemi olduğu anlaşılır. Dolayısıyla ayetteki ifadede emredilen fısq’tır.
İnsanın doğuştan getirmediği bu özelliğin ayırıcı vasfı mal sahibi olmak değil, dünyaya bakış açısı ve ahlâkî durumdur. Tek gayeleri olan çıkarlarını korumak için her yola başvurabilecek bu tip insanlar, sağlıksız her toplumda olagelmiş ve yaptıktarı iş gerçekten fısk, fesat ve zulümden başkası olmamıştır.
İsrâ suresinin 16. ayetinde anlatılan budur. Burada toplumların yok oluş süreçlerinden biri öğretilmekte ve mutref tipler üreten toplumların tarihsel durumuna dikkat çekilmektedir...
Kaynak: Sünnetullah, Bir Kuran İfadesinin Kavramsallaşması, Prof. Ömer Özsoy.