Skip to content
Site Araçları
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Şu an buradasınız: Ana Sayfa arrow Toplum / Siyaset Dosyası arrow Toplum / Siyaset arrow "Öyle Namussuz Adam Ki Hiç Düşmanı Yok"
"Öyle Namussuz Adam Ki Hiç Düşmanı Yok" Yazdır E-posta
 

Görüntüleme : 291


Doğruları söyleyenlerin karşısında her zaman düşmanların olacağını dile getiren çarpıcı bir yazı.

Pekçok düşüncesine katılmadığım halde,
üslubuna ve kıvrak bir zekâ'nın ürünü olan tesbitlerine hayran olduğum bir düşünürün kitabından aklımda kalmış, başlıktaki bu söz...

Hümanizme kapı aralayan kimi aydın­lardan, aksini savunmaya yeltenenlere hemen hatırlatılmalı ki, peygamberler en çok düşman sahibi olan insanlardı.

Peşinen bu -uzlaşmacı- anlayışın önünü böylece kestikten sonra, herkesle dost olabi­len insanların sergilediklerinin bir erdem değil, riyakârlık ve şahsiyet bozukluğu olduğunu söyleyebiliriz.

Başlıktaki ifade; 'Her sakala bir tarak vurmak' ya da 'Nabza göre şerbet vermek' deyimleriyle de örtüşüyor.

Gariptir ki, 'Nabza göre şerbet vermek' şeklinde ifade edilen davranışa, -akıllı insan­ların becerebildiği bir iş olarak- müsbet bir anlam yüklenmiştir. Her nasılsa işlerini tıkır-tıkır yürüten, insan ayarlamayı/tavlamayı, iş yaptırmayı beceren, her kesimde işlerini yüretebileceği dostları bulunan kimseler takdir görüyor.

Öyle sanıyorum ki; tebliğ ve telkinde bulunurken, muhatabı tanımak ve en etkili tebliğ yöntemini tesbit anlamında, gerçekten olumlu ve akıllı bir davranış olan siyasetle, idare-i maslahat denilebilecek 'nabza göre şerbet vermek' veya 'her sakala bir tarak vurmak' gibi bir karaktersizlik-kaypaklık karıştırılmaktadır.

Bu deyimler kişinin şahsı adına dünyalık temin etmek gibi bir bayağılığın üstesinden gelme açıkgözlülüğünü ifade eder. Oysa, tebliğ görevi esnasında, daha genel ifadeyle, inanılan davanın yaşanması, yayılması, üstün gelmesi için yapılan çalışmalarda, müslümanın muhatabını, şartları, zamanı ve zemini iyi tesbit etmesi anlamındaki siyaset bir fazilettir. Çünkü bi­rincisinde dünyevi çıkar sağlama uyanıklığı varken ikincisi, inancı konusundaki siya­seti yüzünden -çıkar sağlamak şöyle dursun- canı ve malı konusun­da kayıplara uğra­mayı göze alır.

Kötülerin çoğunlukta olduğu bir cemiyette tutarlı, kişilikli ve tavizsiz olup olmadığımızı düşmanlarınızın çokluğuyla ölçebilirsiniz.

Herkesle sevişiyor, kaynaşıyor, uzlaşıyorsanız 'Ne iyi insanım, herkes beni seviyor, hiç düşmanım yok' diyerek sevineceğinize, (faziletli bir insan olma arzusu taşıyorsanız) bu sonuç sizi üzmeli ve aksayan bir yanınızın olduğunu düşünmelisiniz.

Herkesi memnun etmek, ileride ulaşmayı ve hayra dönüştürmeyi umduğunuz bir amaç için sarıldığınız, bilinçli bir takiye bile olsa... Bu davranışlar amacınıza ulaşsanız dahi, bu sonucun hayra dönüştürülemeyeceğini şimdiden söylemek mümkündür.

Bu amaç, siyasi iktidarı ve devleti ele geçirmek gibi büyük bir dünyevi amaç bile olsa sonuç değişmeyecektir.

Ve düşünen salim akıl sahipleri size her zaman aynı şeyi söyleyeceklerdir... 'Öyle namussuz adam ki hiç düşmanı yok...'

İyi kötü demeden tüm halkı kucaklayan günün politikacılarına ne de uyuyor değil mi? Zaten bugünkü şartlarda başarılı olmanın, iktidara yürümenin başka yolu da yok.

Öyleyse, sevinin ey düşman sahipleri...! Düşmanınız varsa şahsiyetiniz de var demektir.

Quelle:İktibas Dergisi, Ömer Şevki HOTAR, Sayı: 200, Ağustos 1995.


Bu Makaleyi web sitenize alıntılayın Favori Yazdır E-mail olarak gönder

Kullanıcı Yorumları  
 

Kullanıcıların değerlendirme ortalaması

   (0 Oylama)

 

Görünen 0 yorum 0 yorumdan

Gönderilen yeni yorum yok

Yorumunuzu ekleyin



mXcomment 1.0.9 © 2007-2009 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved
< Önceki   Sonraki >