Ilımlı kavramının uzlaşmak anlamına geldiğini ve bunun da İslam'ın prensipleriyle bağdaşmadığını vurgulayan bir yazı.
Ne çeşit kişilere ılımlı diyorlar, doğrusu kestirmekte güçlük çekiyorum. Fakat bu kelimenin beğenilecek bir nitelik, bir meziyet olarak kullanıldığını biliyorum.
Ilımlı'nın karşısına «aşırı» kelimesi konulmuştur. Böylece, günlük dilde, birisi için ılımlı dendiğinde aklımıza o kişinin aşırı olmadığı fikri gelmektedir.
Kimi zaman, ılımlı kelimesi müsamahakâr (hoşgörülü) kelimesinin yerine de kullanılmaktadır. Ilımlı denilince hoşgörülü kişiler akla getirilmek isteniyor. Oysa hoşgörülü kimse, her zaman tavizci, uzlaşmacı olmayabilir.
Bir başkasının düşüncelerini dinlemeye tahammül etmek, yerine göre, o düşüncelerin haklı noktalarını tasdik etmek başkadır, o fikri benimsemek, o fikirle uzlaşmaya gitmek başkadır.
İslâm ahlâkını yaşayan bir müslüman hoşgörülüdür, başka fikirleri dinlemeye açıktır; fakat onun bu tavrı ılımlılık anlamına mı çekilecek?
Müslüman, bu bakımdan, uzlaşmasız bir tavır içindedir. Çünkü fikirlerini son kertesine kadar götürür. «Aşırı» kelimesi, şimdiye kadar genelde hep olumsuzluğu işaret etmek için kullanıldığından, bu sözlerimizden, müslümanın değinilen anlamda aşırı olduğu izlenimi edinilebilir.
Oysa durum ayrı bir şey. Şöyle anlatalım: İslâm'da, başka din mensuplarının ibadetlerine, giyim kuşamlarına, adetlerine, geleneklerine, yaşayış tarzlarına karışılmaz. Müslümanlar, hıristiyanlara niçin kiliseye gidiyorsun, yahudiye niçin havraya gidiyorsun, demez. Onların kiliseye, havraya gitmesine ses çıkartmaz. İbadethanelerini onarmalarına müsaade eder. Böyle olmakla birlikte, bu durum, müslümanların hıristiyanlarla, yahudilerle uzlaşmacı bir tavır içine girdiğini de göstermez. Müslümanların ılımlı kişiler olduğu anlamına gelmez.
Müslüman, diğer din mensuplarının ibadetlerine karşı niçin hoşgörülüdür? Bu hoşgörü müslümanın kafasından çıkma bir keyfiyet değil ki! Bu tavır, doğrudan doğruya İslâmm emridir. Dolayısıyla, müslüman, sözkonusu kapsam içinde müsamahalı olmakla kişisel tavrını ortaya koymuş olmuyor, fakat dinin bir hükmünü yerine getirmiş oluyor. Böylece, o, «ılımlı» kelimesiyle anlatılmak istenen tavrın dışında bir yer tutmuş oluyor.
Ilımlılık, uzlaşmacılıksa; müslüman, İslâm'ı başka hiçbir şeyle uzlaştırmaya yanaşmaz. O, dini, kendi hükümleriyle yeterli bir bütün olarak görür. En geniş yürekli müslümanlar, veliler bile bu amlamda ılımlı değildir. Fakat biz genellikle bir kelimeyi başka bir kelimenin yerine kullandığımızdan öyle sanıyoruz.