Kadınların örtünmesi demokratik bir hak değildir !
Görüntüleme : 291
Demokratik hak kavramının kullanılmasının İslami açıdan doğru olmadığını ve pratikte de sakıncalarının olduğunu ortaya koyan bir yazı.
Ya nedir? Tesettür hem erkekler, hem de kadınlar bakımından İslam dinine mahsus bir vecibedir. Kendisi için İslam düşüncesinin sosyal hayatta etkin kılınmasını hedef olarak seçmiş birinin örtünme hakkını her demokratik toplumun temel hak ve hürriyetlerinden biri sayarak, saydırmaya kalkarak savunmaya geçmesi tutarsızlığın daniskasıdır.
Tutarlı olunmak isteniyorsa örtünmeyi savunuş tavrında İslami bir muhteva olmadığının ilan edilmesi gerek. Çünkü herşeyi herkes gibi yapacağız; ama bunu kendimize mahsus bir üslup kullanarak gerçekleştireceğiz demek tutarsızlık değil.
Elbette birileri kalkıp barlara gideceğiz, ama orada alkollü içecekler yerine ayran ve kola içeceğiz diyebilir. Aradaki öpüşme sahneleri kırpılmış haliyle Hollywood filmleri seyredeceğiz diyebilir. Teknolojinin herkes için bir nimet olduğunu kabullenerek hareket edeceğiz diyerek davranabilir. Onları tutarsızlıkla damgalamak tamamen yanlıştır.
Dünyanın her yerinde modern kültürle geleneksel kültür arasında buna benzer veya bu tarzda geçişmeler hep oldu. Hatta demokratik toplumun sıhhatini gözetenler bu tarz içindeki uyumsuzluğa varan çeşitliliğin özlenir bir şey olduğunu sık sık belirtirler.
Hedef İslam düşüncesinin toplumda etkin kılınması ise, anlayış ve duyuş başta olmak üzere bütün toplumun kurumları ve yapısı itibariyle İslami dönüşüme uğraması öngörülerek hareket ediliyorsa kadınların örtünmesinden bir demokratik hak olduğu gerekçesiyle bahis açmak; muhatabını zaafa uğratma gibi bir taktik hesaba dayanmadığı zaman, tutarsızlıktır.
Örtünmeyi demokratik bir kazanım sayanlar bu kazançları karşısında hangi bedeli ödediklerini bilmelidirler.
Demokratik toplum örtünmeyi demokratik bir hak sayanlardan bu hakkı kendilerine tanıyan kuruluşların ve o kuruluşların yer aldığı düzenin militanca savunmasını yapmalarını beklemektedir. Onlara alkollü içecek kullanmasalar bile, gelip ayran içtikleri bu barın temizliğine katkıda bulunmalarını, onarımına katılmalarını istemektedir. Giderek barın düşmanlarına karşı girişilen savaşta görev almalarını önermektedir.
Onlara örtülü olarak oturmaya hak kazandıkları bu barın geliştirilmesi, yaygınlık kazanması, atılım yapması için hangi tasarılara sahip olduğunu sormaktadır.
Örtünmek demokratik hakkımdır diyenler, bu talepler karşısında ayranı bedava içmediklerini ileri sürerek bir meşruiyyet elde etmeye gayret ediyorlar.
Barın sahibi:’Yağma yok’ diye cevap veriyor örtülü demokratiklere,
"viski içenler de paralarını paşa paşa ödemektedirler. Üstelik viski ayrandan daha pahalı. Barın her bakımdan yükseltilmesi, üstün tutulması için en az sarhoşlar kadar çalışacaksınız. Aradaki farkı kapatmak için en kaliteli hizmeti vermek zorundasınız. Daha da ötede, sizin bara girişinize göz yumuşumuzun, sizin barda bulunmanıza katlanışımızın bedeli olarak da bir şeyler yapmalısınız. Hem bardaki iskemleri işgal edecek, hem sadece bu barda kurulabilen ilişkilerden istifade edeceksiniz; hem de bütün geceyi iki ayran, bir kolayla atlatacaksınız! Nerde o pırasanın bolluğu?"
İslamcı yazar İsmet Özel ile türban yasağı koyanlar ibret verici bir ittifak içinde. İkisi de türbanı demokratik bir hak değil, siyasi bir tavır olarak görüyor. İşte bu nedenle türbanlı kızları ‘demokrasi dünyası’na almak gerekiyor.
İsmet Özel’in 19 Ekim tarihli Yeni Şafak gazetesinde yayınlanan ‘Kadınların örtünmesi demokratik bir hak değildir’ başlıklı yazısı, sadece başörtüsü yasağına karşı demokratik bir mücadele verenler için değil; hala büyük bir aymazlıkla türban yasağını savunan kesim için de ders çıkarılması gereken bir metindir.
Özel, yazısında örtünmeyi İslam dinine mahsus bir vecibe olarak değil de demokratik bir hak olarak ele almanın; yani İslami kavramlar dışında, demokrasi ve hukuk devleti kavramlarıyla savunmanın eninde sonunda bu kavramları ve mevcut düzeni güçlendireceğini düşünmekte ve bu yüzden karşı çıkmaktadır.
Hemen söyleyeyim ki, Özel bu endişesinde haklıdır.
İnsanlar sözcükler ve kavramlar aracılığıyla düşünürler. Terimler, kavramlar, sözcükler, jargonlar, pasif ve tarafsız değildir. Kendi başlarına dönüştürücü güçleri vardır. Kullanıldıkları andan itibaren kullanıcının düşüncesini etkiler ve dönüştürürler.
Bu yüzden, bugün örtünmeyi demokratik bir hak olarak savunan her insan, ‘hak’ sözcüğünü kullandığı andan, demokrasi dünyasının kavramlarıyla düşünmeye başlamış ve o dünyanın bir parçası olma yolunda adım atmış demektir.
Demokratik hak kavramı bir kez zihne girdi mi, zihin bir kez bu kavramın ışığıyla aydınlandı mı, artık o aydınlığın zihnin karanlıkta kalmış bütün köşelerine sızması, yıllardır sorgulanmadan istiflenmiş bütün dogmaları sarsması kaçınılmazdır ve bence bu insan zihninin yaşayabileceği en mutlu silkiniştir.
İşin en ilginç yanı nedir biliyor musunuz?
Başörtüsü yasağını savunanların da İsmet Özel’in bu akıl yürütmesinin aynısını tekrarlamalarıdır. Yıllardır onlar da büyük bir inatla, türban takmanın ‘demokratik bir hak’ olmadığını, siyasal islamın bir tezahürü olduğunu söyleyip durmuyorlar mı?
İsmet Özel’le, başörtüsünün yeminli düşmanlarının birleştikleri nokta ibret vericidir: her iki tutum da, örtünmenin demokratik bir hak olmadığını savunmakta, başını örtmek isteyen milyonlarca kadını demokrasi dünyasının dışına itmekte, onların bu kavramı kullana kullana kendi iç dönüşümlerini yaşamalarını engellemektedir.
Her iki taraf da, hem başını örten hem de bunu demokrasi dünyasıyla bütünleşmesini, onun kavramlarıyla düşünmesini ve o dünya içinde kendi özgürlüklerini yaşama hakkını çok görmektedir.
Evet, Özel endişesinde haklıdır. Bugün meydanlarda başörtüsü için mücadele eden genç kızlarımızın büyük çoğunluğu, yarın İsmet Özel gibiler fırsat çıkar da şeriat gereği özgürlükleri yoketmeye kalkışırsa onların karşısına dikilecektir.
Çünkü onlar demokrasi bilinciyle ‘zehirlenmiş’ ya da demokrasinin tadını tatmış olacaklardır.
Bu gençler, bu düzen içinde diledikleri gibi yaşama hakkını kazanırlarsa, bu düzenin kurumlarını da savunacaklardır. Demokrasinin bireyin bir düşünce ya da davranışının İslam dinine mahsus bir vecibe olmasıyla, Kürt milliyetine mahsus bir duyarlılık olması ya da kadın cinsine ait bir eşitlik talebi olması arasında bir fark gözetmediğini anlayacaklar ve bu kavrayışı içselleştireceklerdir.
Bu yüzden de İsmet Özel ne kadar endişelense haklıdır. Onun endişesi, bizim umudumuzdur.
Öyleyse hala niye sallanıyoruz? Neden ‘demokratik bir hak olarak’ başını örtmek isteyen gençleri elimizin tersiyle İsmet Özel’in dünyasına itiyor, onun kavramlarıyla düşünmeye mecbur bırakıyoruz?
Neden onları başlarında örtüleri ve güleç yüzleriyle yanımıza, buraya, demokrasi dünyasına alıvermiyoruz?