İlkesiz ve sulandırılmış bir hoşgörü anlayışının eleştirisini yapan yazı sonunda sözü Kuran'a bırakmaktadır.
Anlamsız ve gülünç, bir o kadar da tiksindirici bir Hoşgörü edebiyatı son yılların "bestseller" modası olmaya devam ediyor... Kimi, neyi, niçin, ne adına ve hangi gerekçe ile hoşgördüğü; hoşgörmeyi dünya aleme salık verdiği belli olmayan eqümenik hocaefendi'nin adında odaklaşan bir hoşgörü orkestrası; bütün zulüm zeminlerinde hoşgörü türküleri söylemektedir.
Hoşgörü edebiyatıyla, siyasi, kültürel, ahlaki, ekonomik ve sair yapısıyla bütün bir zulüm sistemi meşrulaştırılmaya, masumlaştırılmaya, sevimli ve makbul bir konuma getirilmeye gayret edilmektedir. Bu hoşgörü edebiyatının da, bütün çabalarda olduğu gibi, bir karşılığının, ödülünün, ecrinin bulunduğuna ve bu ödülün, söz konusu orkestraya önemli bir etki sağladığına inanıyoruz.
Bir koro mütemadiyen, mazlumların zalimleri; mü'minlerin kafirleri; salihlerin mücrimleri; güçsüzlerin zorbaları; sakinlerin sarhoşları; namusluların zinakarları ve fahişeleri, kölelerin efendileri, maktullerin katilleri hoşgörmelerini tavsiye etmektedir. Bu koro içinde eqümenik hocaefendi ve din baronları bulunduğu gibi, ne yaptığının farkında olmayan bazı dindarlar da yer almaktadır. Yukarıdaki satırlarda altını çizmeye çalıştığımız paradoksa özelikle dikkat edilmelidir!
Bu koro tarafından düzenlenen hoşgörü ödülleri dağıtma törenlerinde sistemin, küfrü ve zulmü tescilli elebaşılarına övgüler yağdırılmakta; kimi din düşmanlarına, ateistlere, alkoliklere, eşcinsellere, lezbiyenlere, ahlaksızlara hoşgörü adına ödüller verilmektedir. Bu ödüller acaba, "bu sizin yaptığınız namussuzluklar ve fahşa hayatı bizim tarafımızdan her zaman hoşgörülecektir, Allah aşkına hiç rahatsız olmadan bu haltları işlemeye devam ediniz; bizim hoşgördüğümüzü Allah da hoşgörür! Hem sizin, bu haltları işlemekten dolayı hafifçe bir suçluluk psikolojisine kapıldığınızı görür gibi oluyoruz ve bundan mutazarrır oluyoruz, gözlerimiz yaşarıyor, vicdanımız buna tahammül etmiyor; lütfen siz rahat olunuz ki biz de rahat edelim!" anlamına mı gelmektedir, bilemiyoruz!
Başka türlü nasıl izah edilebilir, bunda da aciziz. Vallahü a'lemü bi-muradih...Bizim gelmek istediğimiz nokta, Allah'ın buyruklarına rağmen bir terörizm, fanatizm veya diktatörlük önerisi değilir. Bunu hiç bir müslüman savunamaz Ancak, hoşgörünün ya da hoşgörüsüzlüğün sınırlarının mutlaka Allah'ın kitabı tarafından tayin edilmesini öneriyoruz. Allah'ın buyruklarına rağmen, insanların hürriyetlerini daraltamayaca-ğımız gibi, yine O'nun buyruklarına rağmen küfrün şirkin ve zulmün elebaşılarını hoşgörme onursuzluğuna da düşemeyiz.
İşte bunun için, Kur'an'da müşriklerin/ kafirlerin nasıl görüldüklerini sadece Kur'an ayetlerine dayanarak, ayetlerle ilgili (meallendirmenin dışında) hiçbir yorum yapmayarak ortaya koymaya çalışacağız. Yer verdiğimiz ayeti kerimeler, konuyla ilgili olanlarının sadece bir kısmıdır. Esasında bütün bir Kur'an bugünkü anlamda bir hoşgörüyü kesinlikle reddetmektedir. Fakat, belki Kur'an'ı okuyacak fazla vakitleri olmayan kimi hoşgörü budalalarının ufkunu açmakta bu ayetler önemli bir faktör olabilir. Dinin tamamının Allah'ın olduğunu ve Allah'dan başka korkulacak hiçbir merci olmadığını hatırlatarak sizleri ayetlerle başbaşa bırakmak istiyor ve okunan her bir ayetin, hoşgörü bağlamında nasıl bir mesaj verdiği üzerinde çok ciddi biçimde düşünerek okunmasını öneriyoruz:
"Allah ve Rasulü müşriklerden beridir..." (9/3) &
"Sakın müşriklerden olma!" (6/14)
"Allah'ın izni olmaksızın hiç kimse imana erişemez. O, akıllarını kullanmayanlara pislik (rics) indirir (10/100).
"Allah, kimi hidayete erdirmek isterse onun kalbini İslam'a açar, kimin de sapmasına izin verirse onun kalbini daraltır ve göğe çıkıyormuş gibi sıkıştırır, işte böylece Allah, iman etmeyenlerin üstüne pislik (rics) indirir." (6/125),
"Andolsun biz cin ve insandan çoğunu cehennem için yaratmışızdır. Onların kalpleri vardır onunla gerçeği kavramazlar; gözleri vardır onunla görmezler; kulakları vardır onunla işitmezler. İşte onlar hayvan sürüsü gibidir, hatta daha da sapıktırlar. Körcesine dalıp gidenler işte böyleleridir." (7/179) (M.Esed'in mealinden yararlanılmıştır)
"Kafirlerin durumu, bağırıp çağırmak dışında bir şey duymayan, ama yine de haykıran kimsenin durumuna benzer. Onlar sağırdırlar, dilsizdirler ve kördürler, Çünkü onlar akıllarını kullanmazlar." (2/171)
"Sen hiç kendi heva ve heveslerini tanrılaştıran (birin)i düşündün mü? İmdi, böyle birinden de sen mi sorumlu olacaksın?" "Yoksa sen onlardan çoğunun (senin ulaştırdığın mesajı) dinlediklerini ve akıllarını kullandıklarını mı sanıyorsun? Hayır hayır, koyun sürüsü gibidir onlar: doğru yoldan hiç mi hiç haberleri yok! (25/43-44) (M. Esed'in meali)
"Şüphesiz Allah iman edip şalin ameller işleyenleri, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyar, kafirlere gelince, onlar (dünyada) zevk alıp faydalanırlar, hayvanların yediği gibi yerler. Ama yine de onların yeri ateş olacaktır." (47/12)
"Ey iman edenler! Müşrikler ancak bir pisliktir. Onun için bu yıllarından sonra Mescid-i Haram'a yaklaşmasınlar..." (9/28)
"O halde yalanlayanlara boyun eğme." "Arzu ettiler ki, yumuşak davranasın, o vakit yumuşak davranacaklardı." "Ey Muhammedi Çok yemin eden, alçak, çok kınayan, daima koğuculuk ederi hayrı durmadan engelleyen, saldırgan, çok günahkar, pek katı kalpli, bunlarla birlikte soysuz olan hiç bir kimseye, mal ve çocukları var diye sakın itaat etme!" (68/8-14) (M.Hamdi Yazır'm Sadeleştirilmiş Tefsirinden)
"Ehli Kitabın kafirleri de, müşrikler -de size Rabbinizden bir hayır indirilmesini istemezler. Halbuki Allah rahmetini dilediğine tahsis eder. Allah büyük bir lütuf sahibidir. "(2/105)-
"İman ettikten, Rasul'ün hak olduğuna şehadet ettikten ve kendilerine apaçık deliller geldikten sonra inkarcılığa sapan bir topluluğa Allah nasıl hidayet nasip eder? Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez." "İşte onların cezası: Allah'ın, meleklerin ve bütün insanlığın laneti onların üzerinedir." (3/86-87) (Suudi Arabistan'da basılmış olan, Bir grup ilahiyatçının hazırlamış olduğu mealden)
"Ey iman edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin. Onlar size gelen hakkı inkar ettikleri halde, onlara sevgi besliyorsunuz. Halbuki onlar, Rabbiniz Allah'a inandığınız için Rasulü ve sizi (yurdunuzdan) kovuyorlar. Eğer siz benim yolumda cihad etmek ve rızamı kazanmak için çıkmışsanız, onlara nasıl sevgi gösterirsiniz? Oysa ben gizlediğinizi de, açığa vurduğunuzu da bilirim. Sizden kim bunu yaparsa şüphesiz doğru yoldan şaşmış demektir." (60/1)
"Ey iman edenler! sizden olmayanları sırdaş (dost) edinmeyin. Çünkü onlar size kötülük etmekten geri kalmazlar. Size sıkıntı verecek şeylerden hoşlanırlar. Gerçekten kinleri ve düşmanlıkları ağızlarından taşmaktadır. Kalplerinde sakladıkları ise daha büyüktür. Eğer aklınızı kullanıyorsanız, işte bununla ilgili ayetleri sizin için açıklamış bulunuyoruz." "İşte siz öyle kimselersiniz ki, onlar sizi sevmedikleri halde siz onları seversiniz. Kitabın tamamına inanırsınız. Onlar ise sizinle karşılaştıkları zaman'iman ettik' derler. Kendi başlarına kalınca da size olan kinlerinden dolayı parmaklarını ısırırlar. De ki, 'kininizle geberin!' Şüphesiz Allah kalplerin özünde ne varsa hepsini bilir." (3/118-119)
"Onlara şefaat edicilerin şefaati fayda sağlamaz. Onlara ne oluyor ki, uyarı/öğütten yüz çeviriyorlar? Sanki arslandan ürküp kaçan yaban eşekleri gibi?!" (47/48-51)
"Ve kendisine mesajlarımızı lütfettiğimiz halde onları bir kenara atan kimsenin başına gelecek olanı anlat onlara: Şeytan yetişip yakalar onu ve o da, başka niceleri gibi, vahim bir sapışla sapıp gider, imdi biz eğer dileseydik, onu ayetlerimizle yüceltir, üstün kılardık, fakat o hep dünyaya sarıldı ve yalnızca kendi arzu ve heveslerinin peşinden gitti.Bu bakımdan, böyle birinin durumu (kışkırtılan) bir köpeğin durumu gibidir: Öyle ki, onun üzerine korkutarak varsan da dilini sarkıtıp hırlar, kendi haline bıraksan da. Bizim ayetlerimizi yalanlamaya kalkan kimselerin hali işte böyledir. Öyleyse bu kıssayı anlat, ki belki derin derin düşünürler." (7/176-177) (M.Esed'in Meali)
"İşte onlar, kendileri için ahirette ateşten başka hiçbir şey olmayan kimselerdir. (Dünyada) yaptıkları boşa gitmiştir, halen işlemekte oldukları da zaten batıldır." (11/16)
"Rablerini inkar edenlerin durumu (şudur): Onlar'ın amelleri fırtınalı bir günde rüzgarın şiddetle savurduğu küle benzer. Kazandıklarından hiçbir şeyi elde edemezler, işte bu, (haktan) uzak sapıklığın kendisidir." (14/18) (Suudi Arabistan'da basılan meal)
"Allah'dan başka veliler edinen kimselerin durumu, kendisine bir ev edinen örümceğin durumuna benzer: Halbuki evlerin en zayıfı örümceğin evidir." (29/41)
"Onları (münafıkları) gördüğün zaman kalıpları hoşuna gider, konuştukları vakit sözlerini dinlersin. Onlar sanki elbise giydirilmiş kütükler gibidir. Her gürültüyü kendi aleyhlerine sanırlar. Onlar düşmandır, onlardan sakının! Allah onları kahretsin! Nasıl olup da döndürülüyorlar?!" (63/4)
"Allah'a ve Elçisi'ne karşı savaş açanların ve yeryüzünde fesadı yaymaya çalışanların büyük kısmının öldürülmeleri veya asılmaları veya döneklikleri yüzünden büyük kısmının ellerinin ve ayaklarının kesilmesi, yahut yeryüzünden (tamamıyla) sürülmeleri, yalnızca bir karşılıktan ibarettir: işte bu, onların bu dünyada uğradıkları zillettir. Öteki dünyada ise (daha) korkunç bir azap bekler onları." (5/33) (M. Esed'in Meali)
"Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüz deynek vurun. Eğer Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah'ın dini hususunda sakın o ikisine karşı acıma duygunuz tutmasın..." (24/2)
 | İktibas Dergisi, Ahya Aras, Mart 1998. |
|