Skip to content
Site Araçları
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Şu an buradasınız: Ana Sayfa arrow Toplum / Siyaset Dosyası arrow Toplum / Siyaset arrow Topraktan Değil de Sanki Betondan Yaratılmış: Modern İnsan
Topraktan Değil de Sanki Betondan Yaratılmış: Modern İnsan Yazdır E-posta
 

Görüntüleme : 422


Modern insanın çok ciddi bir eleştirisini yapan bir yazı.

Modern insan, yani çağın insanı, çağdaş insan... Sureta insan. Kur’an’ın harikulade tanımıyla, "elbise giydirilmiş kütükler" cinsinden; görünüşleri beğeni kazanan, görüntüde göz kamaştıran, giyim kuşamıyla, kılık - kıyafetiyle ‘dikkat’ çeken, diğer hem-cinslerinin bakışlarını üzerinde toplama başarısını gösteren gözde ve sözde insan yaratıklar...

Meleklerin lisanından Rabbul alemin’in bize duyurduğu "yeryüzünde fesat çıkartır ve kan döker" insan bilhassa bu çağın insanıdır. Çünkü modern insandan fesaddan başka bir şey sadır olmamaktadır. 

Çağın insanı o kadar yabancıdır ki, ilk başta kendisine yabancıdır. Kendisi ile başbaşa kalmaya bile korkmakta, ürpermektedir. Modernizm öncesi köy insanı dağda tek başına kalabiliyordu. Hayvanlarıyla koyun koyuna tarlada, dağda tepede yatabiliyordu. Mırıldandığı türkülerle kendi özel hayatı arasında bağ kuruyor, az da olsa, derinliksiz de olsa tefekküre dalabiliyordu. Yaktığı türkülerinde hep hayatından kesitler vardı. Ama modern insan yalnızlıktan o kadar ürküyor ki, sanki kendisiyle yüzleşmekten korkuyor. Hasbel kader evinde yalnız kalmışsa, onlarca kanalıyla televizyon, sanki onlarca kola sahip bir ahtapot gibi onu kuşatmakta, kendisini kendisine bırakma-maktadır. Bir an bile kendisiyle başbaşa kalabilse belki "ben kimim?" diye bir soru soracaktır.

Modern şehrin insanı yüzünü pudralarla, boyalarla kaplamaktadır, kendisiyle yüzleşmemek için. Kendini hep kendi olmayanla görüp tanımaktadır. Kendi çıplak gerçekliğini bir türlü görmek istememekte, görememektedir. Güzellik, çekicilik, zarif bir beden onun en saygın tanrıcıklarıdır... Özden ziyade imaj vardır onun için. Modern insan kendisi gibi, tabiata, hayvanlara, toprağa, ağaçlara, suya da yabancıdır. Tıpkı bir turist gibi ziyaret eder akar suları, yeşil alanları... Çünkü hasrettir buralara. Tabiatla arasındaki ilişkiler son derece soğuk, kirli, pragmatisttir, kısacası gayri ahlakidir.

Modern insanın hiçbir kutsalı yok. Para, cinsellik, kolay ve refah düzeyi yüksek bir yaşam, olabildiğince otomatikleşmiş, hatta dokunmatikleşmiş bir hayat, cinsler arasında hiçbir sınırın olmadığı, ayıp-günah-haram-edebe mugayir gibi kavramların, lügatine hiç girmediği bir yaşam biçimi onun en belirgin vasıflarıdır. Özgürdür şehrin insanı, hiç kimse onu tutamaz artık... Son model bir otomobil, en yüksek perdeden müzik, yanında oturan, ama kendisine taptığı sevgilisi... İşte şehrin insanı. Yani hız, para, cinsellik, argo kelimeler, anormal, neye benzediği anlaşılamayan kılıklar, arabasının marka, model ve hızına göre ayarlanmış, kendinden aşağıdakileri bir Firavun soğukluğuyla süzen bir surat, coca-cola (pardon artık kola-turka) ve blue-jean... İşte modern insan...

Modern siyasi-sosyal düzen öyle bir gençlik ‘yarattı’ ki, kendisi bile bundan şikayet eder hale geldi. Bu gençliğin hiçbir kutsalı yok. Tek kutsalı kutsalsızlık. Bu dünyayı, daha doğrusu bu dünyanın bir boyutu olan aşağılık bir yaşam tarzını, dünyalıkları yüceltmeyi hayatın yegane hedefi bilmekte. Hayata ilişkin en nihai tasavvuru, çılgınca tüketim, beşeri arzuların sınır tanımaz tatmini, geleceğini garanti etmek, iyi bir öğrenim görmek, iyi yaşamak gibi kutsalsız kutsallardır.

Modern insan bir tüketim kölesidir. Modern dememize bakmayın siz, cahiliyyenin moderni ile klasiği aynıdır. Kur’an cahiliyyenin bu damarını da bize tanıtmaktadır: "(İnsan) yığınlarca mal tükettim diyor!" (90/Beled, 6)

Kur’an terminolojisinde müşrikle aynı anlama gelen cahil insanın anlayışına göre, insanlığın ölçüsü tüketimdir. Ne kadar çok tüketiyorsan o kadar değerlisin! Ne kadar para harcayabiliyorsan o kadar adamsın! Paran kadar konuşabilirsin! Ne kadar lüks araç gerece sahipsen, değerin odur! Dolayısıyla marka modern tüketim kölelerinin bir tür dindarlık alametidir.

Modern insan hız tutkunudur. Lüks otomobillerle gelen hız tutkusu, tüketim çılgınlığının bir versiyonudur. Fakat onun hız tutkusu, işine geç kalmamak, bir yere derde deva bir nesne yetiştirmek için vs.. değildir. Bir ‘cankurtaran’ın hızı gibi değildir onunkisi. Gideceği hiçbir önemli yer yoktur. Hızı, şehrin işlek caddesinin bittiği yerde bitmektedir. Gideceği yer, elbette kürkçü dükkanı değil ama, ya bir eğlence merkezidir, ya da bir birahane... Fakat hepsinden önemli olan, diğer insanlara hava atmak, çalım satmaktır.

İslam’ı bir hayat biçimi olarak kabul etmeyen cahiliyye toplumlarında insan sürülerinin stres attığı yerler, eğlence için tahsis edilmiş mekanlardır. Eğlence her şeyidir modern insanın. Çünkü ruhundaki boşluktan dolayı stres diye bir hastalığın müptelasıdır. Buralarda kıyasıya, sırılsıklam eğlenmektedirler. Bu merkezlerin bacasına bir insan tutulsa, parfüm kokusundan düşüp bayılır herhalde. Müzik, dans, coca-cola, alkol, uyuşturucu, tam bir trans hali, kendinden geçmeler... Ayıldığında ise, asla tatmin olmamış, bedeninde ve zihninde daha da uyandırılmış, onu yine aynı batakhanelere sürükleyen şehevi duygular...

Eğlence günümüz cahiliyyesinin gerçek tapınma biçimlerinden biri, eğlence merkezleri de, İslamî mabedden soyut-lanmış modern toplumun mabedlerinden biridir. Modern insan için midesi, cinsel duyguları ve para en önemli idollerdir. Artık pekçok yerde ‘alış-veriş merkezi’ adı altında bu üçlü sentezlenmiştir.

Eğlence merkezlerinin yanısıra, müzik konserleri de modern insanı eğlendiren en önemli seanslardır. Daha doğrusu, eğlenme adı altında, bir çeşit tapınma duygularını tatmin etmektedir burada insanlar. Pop, halk, sanat, fantezi gibi müzik çeşitlerini müziğin ve eğlencenin bir tür tarikatları, bu sanatı icra eden kişileri de bu tarikatların şeyhleri gibi düşünmemizde bir sakınca yoktur. Konserlere katılan oğlanlı-kızlı karma gruplar da tabiatıyla müridan takımı... Bu takımlar jiletlerle kendilerini ilahlarına / ilahelerine adeta kurban etmektedirler. Konserin sürdüğü birkaç saat esnasında duyguları tatmin oluyor, birikmiş enerjisini boşaltıyor, ama ruhundaki açlık bir türlü giderilmediği için, bir sonraki eğlenceyi iple çekiyor.

Tıpkı Nuh kavminin, "aman ha, vedd, yeğus, nesr gibi ilahlarınıza sahip çıkın, dininizden taviz vermeyin!" yollu kafirce asabiyyeleri gibi, modern toplumun mütrefleri, İslam’a, İslamî olan her şeye savaş açtıkça, cahiliyyeye mahsus gelenek ve kültlere daha bir hız vermektedirler. Çünkü müziğin, gürültüsü, dansın çekiciliği ve parfümün ‘baş döndürücü’ kokusuyla, kısacası kuru gürültüyle İslam’ın sesini ancak boğabileceklerini hesap etmektedirler.

Modern toplum, İslami olan kurum ve değerlerin yerine mütemadiyen laik, profan, pozitivist muadillerini ikame etme hevesindedir. Aksi taktirde karamsarlığa kapılmaktadır. Fakat bu hevesin sonu, bir gün gelip kendisinin ve bu hevesi seslendiren soluğun tükenmesidir. Çünkü bu, akıbeti olmayan bir hevestir. Bir kuru zandır. Hızlı bir otomobil tarafından kovalanan yaya bir suçlunun durumu gibidir bu: Nereye kadar kaçacaktır? En son bir duvar dibinde ya da çıkmaz bir sokakta kıstırılmayacak mıdır? Veya, güneşi balçıkla sıvayıp da, güneşi insanların dikkatinden kaçırmaya hangi babayiğitin gücü yetecektir? Tıpkı bunun gibi, İslam’ın dışındaki bütün ideolojiler, siyasi disiplinler, fikir akımları vb.. İslam tarafından kıskıvrak yakalanmıştır, köşeye sıkıştırılmıştır. Bütün mesele, şirkin, modern cahiliyyenin salvolarından rahatsızlık duyan mü’minlerin, bu rahatsızlıklarını dışa vurmaları ve mensup olduklarını iddia ettikleri İslam’ı ağızlarına almaktan çekinmemeleri, İslam’ı bir din olarak, bir hayat tarzı olarak benimseyip yaşamaları, bunu gizleme, setr etme gereği duymamaları ile ilgilidir.

Modern Cumhuriyet ulusçuluğu çok ucube bir nesil yetiştirdi. Kendi yetiştirdiği nesilden aslında alttan alta kendisi de memnun değildir. Hayata yabancı, hiçbir kutsal değeri olmayan, insanı tanımayan, insanı sevmeyen, Allah’ı hiç bilmeyen, sadece para tüketen ve en iyileri, en ‘iyi’ şekilde matematik bilmekten öte bir meziyet taşımayan bir nesil... Bir tür klonlanmış gençler.. Dünya çapında "insan klonlamak caiz midir, değil midir?" diye tartışıladursun, aslında bugünkü ‘çağdaş gençlik’ gerçekten tam bir klonlama ürünüdür. Gerçek insan, sahici insan değil. Beton gibi soğuk, asfalt gibi kara, sevimsiz, ruhsuz, hissiz, hissiyatsız, egoist, bencil, ilkel bir insan... Yarın bir gün, Amerikalılar, klonlanmış insanlardan oluşan bir toplumun hikayesini işleyen bir film yapsalar, -ki mutlaka yapılacaktır-, tıpkı bugünkü gençliği yansıtacaklardır.

Her yıl kızlı-erkekli milyonlarca çocuk ve genç, değişik kademedeki okullardan mezun oluyor, diploma alıyor. Fakat ülkede bir türlü güzellikler çiçek açmıyor. Bu kadar çocuk ve genç, sadece para kazanma hırsı, geçim derdi, iş sahibi olabilme, iyi bir futbolcu, iyi bir ses sanatçısı, ya da iyi bir banker olabilme gibi hedeflere kilitleniyor.

Bugünkü çağdaş toplumun içinde yaşıyoruz. Onlarla aynı evlerde oturuyor, aynı araçlara biniyor, aynı işyerlerinde çalışıyor, aynı caddelerde yan yana yürüyoruz. Aynı dükkanlardan alış-veriş yapıyoruz. Onlarla aynı oksijeni soluyor, aynı sulardan içiyor, aynı ekmeği yiyoruz. Çocuklarımız aynı parklarda onların çocuklarıyla birlikte oynuyor. Fakat, bu insanlarla asla anlaşamıyoruz. Onlar ayrı, biz ayrı tellerden çalıyoruz. Söylemleri, günlük konuşmaları, idealleri ve hedefleri bizimkilerle o kadar farklı ki, uyuşması ve uzlaşması mümkün değildir. Onları mutlu eden, güldüren, gülümseten şeyle bizi mutlu eden, güldüren ve gülümseten şeyler, suyla balçık gibi, ekmekle tahta parçası gibi birbirinden farklı şeylerdir... Tabi onları ağlatanla bizi ağlatanlar da keza, birbiriyle hiç çakışmamaktadır. Bu gidişat nereye kadar sürecektir? Acaba bir gün bunların da başına, Lut kavminin başına gelenler mi gelecektir? Veya Nuh kavmi gibi bir akıbet mi bekliyor onları? Peki böyle bir şey olursa, içlerinde bizim durumumuz ne olacaktır? O anda Allah’a el açıp: "Allahım! İçimizdeki beyinsizler yüzünden bizi helak mı edeceksin?!" demeye yüzümüz olacak mı? Zannetmiyorum.

Peki bu kara tablonun hayra dönüşme ümidi yok mudur? Hiç tartışmasız, cevap elbette ‘var’ olacaktır.

{mosquelle}İktibas Dergisi, Eylül 2003, Sayı: 297.[/mosquelle}


Bu Makaleyi web sitenize alıntılayın Favori Yazdır E-mail olarak gönder

Kullanıcı Yorumları  
 

Kullanıcıların değerlendirme ortalaması

   (0 Oylama)

 

Görünen 0 yorum 0 yorumdan

Gönderilen yeni yorum yok

Yorumunuzu ekleyin



mXcomment 1.0.9 © 2007-2009 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved
< Önceki   Sonraki >