Skip to content
Site Araçları
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Trafik Yazdır E-posta
 

Görüntüleme : 303


Trafik sorununun sebepleri ve çözümleri üzerinde duran bir yazı.

Trafik olarak dilimize mâlolan bu kelime italyanca "traffice", fransızca "Traffic" kelimesinin aynen (telaffuz olarak) alınması sonucu girmiş, özellikle de karayollarında seyreden her türlü aracın artması sonucu kentten köye yayılmış ve yaygınlaşmıştır. Osmanlıcası ise "Seyr-ü Sefer"dir.

Trafik; yayaların, hayvanların ve taşıtların karayollarındaki, trenlerin demiryollarındaki, gemilerin denizyollarındaki ve uçakların havayollarındaki hareketleridir. Bu gidiş gelişlere kısaca trafik denilmektedir.

Dünya üzerinde insan nesli çoğaldıkça mülkiyete (şeyin sahibiyetine) ihtiyaç nasıl belirmiş ise, tıpkı bunun gibi karayolunda, demiryolunda, deniz ve hava yollarında seyreden araçlar da çoğaldıkça bu yolların belirli kurallara uyularak kullanılması söz konusu olmuştur. Zira otomobil yeni icad edildiğinde ve yayalarla, hayvanların ve atların çektiği arabaların dışında yollarda başka vasıtaların bulunmadığı zamanlarda henüz trafik kuralları (en azından otomobiller için) yoktu. Var idiyse de yayalar, hayvanlar ve hayvanların çektiği arabalar için vardı. Otomobiller yeni çıktığında ve henüz pek az sayıda bulunduğu yıllarda kurallar da teşekkül etmemişti ve bir kuralsızlık söz konusu idi.

Ne zaman ki otomobil ve kamyon cinsi karayolları araçları çoğaldı, yaygınlaştı işte bundan sonradır ki karayollarında nasıl seyredileceği ile ilgili kurallar da belirmeğe, kesinleşmeye ve yayılmaya başladı. Bu vasıtaların çoğalması yalnız trafik kurallarının

belirmesinde değil, yolların genişlemesinde, yol yüzeylerinin daha sağlamlaştırılması ve düzgünleşmesinde de rol oynadı. Giderek beton ve asfalt yollar çoğaldı. Günümüzde ise üzerinde seyreden araçların milyonları bulması sonucu ikişer, üçer şeritli "otoyollar" yapılmaya, yaygınlaştırılmaya başladı. Gelişen teknoloji ile yol yapımı da kolaylaştığından iş makinaları ile dağlar devrildi, dereler dolduruldu veya köprüler, viyadükler yapıldı ve bugünlere gelindi. Araç trafiğinin (aynı zamanda sayısının) çoğalması ile bu çoğalmanın en yoğun olduğu ülkelerde otoyollar hemen bütün ülkede yaygın hâle geldi ve getirildi. Kasaba yolları, köy yollan ve hattâ orman yolları bile asfaltlanarak üzerinde seyri daha da kolaylaştırıldı. Rampalar azaltıldı, virajlar kolay alınır hâle getirildi. Ve günümüze gelindi.

Biz burada trafikten teknik yönü itibariyle bahsetmek için bu yazıyı kaleme almadık. Daha yazımızın başlığını okurken bile hepinizin aklına öncelikle "Trafik Kazala-rı"nın geldiğinden eminiz. Zira artık hayatımıza girmiş ve çıkmayı bilmeyen bu kazalarla beraber yaşar olduk. Hiçbir gün geçmiyor ki en azından 10 kişi ölmesin. Genç, yaşlı, kadın-erkek demeden, hasta veya yaralı bakmadan bilhassa da karayollarında olan kazalar nerede ise ülkenin en başta gelen mes'elesi oldu ve etkinliğini sürdürüyor.

Gün geçmiyor ki bir traktörün vagonetinde düğüne giden kadın-çocuk dünya kadar insan vagonetin devrilmesi sonucu bir yârda kendilerini bulmasınlar, gün geçmiyor ki iki yolcu otobüsü hem de koçlar gibi burun buruna gelmesinler ve içindeki onlarca kişinin hayatı sona ermesin. Gün geçmiyor ki bir havalı delikanlı eline geçirdiği babasının arabasıyla şehir içinde yaptığı sür'at sonucu ortalığı alt üst etmesin ve birçok insanın ölmesine vesile olmasın. İçtiği içkiden sonra direksiyona geçen birinin kısa bir süre sonra birkaç kişinin hayatının kaybolması ile sonuçlanan bîr kazadan söz edilmesin. Bunları çoğaltmakta yarar olmadığını, zira her-gün en az bir kaç taze kaza haberi ile uyandığımızı hepiniz biliyorsunuz.

9 Eylül günü İzmir'de hem de şehir içinde, İzmir'in Konak'nda kullandığı özel otomobilini 140 kilometre süratle süren iş adamı Ali Galip Irmak'ın, girdikleri minübüsün altında TBMM başkan vekillerinden Yılmaz Hocaoğlu'nun da ölmesiyle sonuçlanan tra-fik kazası bizi bu yazıyı yazmaya şevketti. Zira hemen her kazadan sonra bir takım yetkili ve etkili kişiler açıklamalar yaparlar, işin uzmanlarını konuştururlar ve gazetelerin köşe yazarları kalemlerine sarılırlar ve döktürürler de döktürürler. Ve hemen suçluyu bulurlar: Eğitimsizlik!..

İş adamı Ali Talib Irmak direksiyonda ve o hızla şehir içinde araba sürüyor. Eğitimsiz diyelim. Yanında oturan ve koskoca TBMM Başkan Vekili Yılmaz Hocaoğlu neden hiç ses çıkarmıyor arabayı böylesine kullanan arkadaşına dersiniz? O da eğitimsiz mi yoksa!.. Yok beyler yok eğitim meğitimi geçiniz ve siz Allah'a ve kullarına karşı sorumsuzluk duygusuna bakınız. Laik-Demokratik anlayış Türkiye'nin insanında hiçbir şey bırakmadı, mahvetti. Asit gibi eritti. Adnan Kahveci'nin trafik kazasını hatırlayınız başkaların kazalarını hatırlayınız aynı şeyi, sorumsuzluğu göreceksiniz.

Direksiyon başında hoyratlaşmış, doğasından uzaklaşmış insan görüyorsunuz. İnsanın dahli bulunmayan, örneğin ummadığınız şekilde yolunuza dağdan bir kayanın düşmesi sonucu olan kaza gibi -ki bunda dahi insanın rolü vardır, zira yol yapılırken gereken tedbir alınabilir ve dağın yola bakan düzeyi örülebilirdi- kazaların sayısı öylesine az ki hiç kaza olmuyor bile denilebilir böylelerine bakarak, kazalarda asıl unsur insandır, Onun hoyratlığıdır, Onun Allah'tan korkmaması ve sorumsuzluğudur. Batı ülkelerinde ise bu sorumluluk çok sevdikleri hayatları için geliştirilmiş ve cezalarla öylesine baskı kurulmuştur ki sıkı ise birisi bir hatalı sollama yapsın, sıkı ise birisi gereksiz şerit değiştirsin, geçilmeyecek yerde geçsin.

Hemen adresine 500 marktan başlayarak bin ve birkaç bin mark ceza gelmektedir. Bu cezayı yazan polisle de yüzyüze gelmediğinden şoförün rüşvet ile işi örtbas etmesi mümkün olmamaktadır. Zaten iki bin, ikibinbeş yüz mark maaş alan işçi bir ayda bin mark ceza verse aç kalır. Bu sebeble kurallara öylesine riâyet ediyor ki, insan imreniyor. Sonuç olarak insan hayatı ve mal korunuyor. İnsanlar bu kurallara ne için riâyet ederlerse etsinler sonuçta çok az insan ve mal zarar görüyor.

Bir kerre şunu belirtelim ki trafik kazalarının sorumlularının ezici çoğunluğu yıllardan beri otomobil veya kamyon kullanan kimselerdir. Ehliyetleri (bu işi yapabilecek-leriyle ilgili vesikalara) de vardır. Ehliyetsiz arabaya binip kaza yapanların nisbeti o kadar azdır ki sayılmasa yeridir. Otobüs, kamyon, minübüs, otomobil ve traktör kullananların ezici çoğunluğu yılların şoförleridirler. Bu bakımdan hemen herkesin yazıp söylediği "eğitimsizlik" hususu bunların yazdığı açıdan bizim ciddiye alabileceğimiz bir husus değildir.

İnsan mutlaka ölecektir, ölümü tadacaktır. Buna engel olmanın yolu yoktur. Bu sonuç fıtratının doğal sonucudur. Zira bütün canlılar ölümü tadacaklar, öleceklerdir. Yalnız Allah ölümsüzdür, ölmeyecektir. Zira hayy (sürekli hayattan)'dır.

Unutmayınız ki trafik kuralları laik-de-mokratik rejimi korumak için değil, sizlerin bizlerin canlarımızı ve mallarımızı korumak için konulmuştur. Buna karş] çıkan, bunları çiğneyenler Allah'ın koyduğu haddleri çiğneyenlerdir. Zira Allah kullarının canlarının da mallarının da korunmasını istemektedir. Emniyet kemerini takmayarak rejime karşı geldiğini sananlar bilsinler ki İslam adına, Allah'a karşı gelmektedirler. Zira Allah kullarının canlarının, mallarının, ırzlarının, nesillerinin korunmasını istemektedir.

Bir kaynaktan çıkan suyu, sulayacağınız tarlaya götürebilmek için nasıl bir tabanı ve iki yanı bulunan kanallar kullanırsanız ve bu sayede çevreye yayılabilecek suyun bu suretle yayılmasını önleyerek götüreceğiniz yere kadar götürüp amacınız için kuîlanabi-lirseniz insanları da içinde Allah korkusu, dışında da devlet murakabesi çeperleri bulunan kanal ile insan olmasının gereklerine doğru götürebilirsiniz. Nitekim Allah Kur'an'da bir yandan insanlara yapacakları güzel davranışlar için mükâfaat vaadeder-ken, diğer yandan işleyeceği kötü ameller için de azab vaadetmektedir. Bu suretle insanı iyiye sevketmekte, kötüden uzaklaştırmaya çalışmaktadır. İnsanîn fıtratı buna elverişlidir de bu sebebîe böyle yapmaktadır.

Türkiye'de gördüğümüz odur ki ne yaya yayalığını, ne de şoför şoförlüğünü bilmektedir. Bir kaba, bir hoyrat insan türü doğuran, başkalarının hakkı da olabilir diye düşünmeye gerek görmeyen, kendi hayatını yaşamaya yönlendirilmiş insanlar otomobili galeriden alıyorlar ama otomobil kullanma terbiyesini orada bırakıyorlar, almıyorlar. Trafik imtihanlarında siz hiç gördünüz, duydunuz mu trafikte kendinizin ve başkasının haklarından bahsedildiğini? Hoyrat-laştırılmış insan için artık hiçbir engel yoktur, kural yoktur. Gaza basabildiği kadar basmakta, yapabildiği kadar sür at yapmaktadır. Şehir içinde imiş veya değilmiş, virajda imiş veya arkası görünmeyen bir rampada imiş fark gözetmeyen şoför direksiyonda adetâ başkalaşmakta, sanki doktor bilmem kimin kurt adamına dönmektedir. Düşeni yiyeceğini düşünen kurt ise kendisinin de düşeceğini hiç düşünmemesi neticesinde olayı dramatikleştirmektedir.

Şehir içinde ve şehir dışı yollarda konulan trafik kurallarını en çok çiğneyenler öncelikle Trafik polisleridir. Dönülmeyecek yerde dönmek, seyredilmesi gereken sür'atin ya çok altında veya çok üstünde seyretmek, durulmayacak yerde durmak, kontrol yapacağım derken trafiği tehlikeye sokacak şekilde ve yerde araba durdurmak ve ehliyete v.s. bakmak trafik polislerinin en çok yaptığı, hiç vazgeçmediği, hatta kimsenin de kendilerine ne yapıyorsunuz demediği alışkanlıklarıdır.

Resmî araçlar, hele de içinde biraz büyük mevkili birileri var ise artık onun arabasından uzak durunuz ki belâdan uzak kalasınız. Askerî araçlar ve zavallı şoförlerinin yanında oturarak yaptığı ve yapacağı her türlü yanlışa göz yuman onbaşısından, albayına kadar komutanlarının duyarsızlıkları da askerî araçların kaza yapmalarında büyük rol oynamaktadır. Şehir içlerinde başta belediye otobüsleri olmak üzere, halk otobüsleri, kamuya ait toplu taşımda kullanılan eski otobüsler, minübüsler yolları öylesine kullanılmaz hâle getirmektedirler ki hergün onlarca örneğine işimize gidiş-gelişlerimizde rastlamaktayız. Yine şehir içinde muhtelif hatlarda çalışan minibüslerin sorumsuzlukları tarihe geçecek boyutlardadır.

Taksilerin müşteri hırsları, özel otomobillerin sahiplerinin keyfiyetsizliğinden doğan boşlukları altındaki arabaları ile doldurabilecekleri fenomenleri... velhâsıl bir curcunadır Türkiye'de şehir içi ve şehir dışı trafik. Ne yayanın ne de vasıta kullananların iler-utar yanının olmadığını hergün görüyoruz. Şehir içinde seyrüsefer halindeki kum kamyonla rın canavarlıkları ise bir ayrı hâldir. Sanki dinazorlar devrinde yaşıyormuşuz gibi korkutucu geliyor insana. Olanca hızıyla binek arabalarıyla yarışan bu kamyonlar, dara ağırlıklarıyla ve yük ağırlıklarıyla büyük tehlikeler oluşturuyor ve oluyorlar. Hangisini, neyi sayalım. Saymakla bitecek gibi görünmüyor.

Bir ayrı sorun olarak da yine kamu araçları başta olmak üzere egzozlarından çıkardıkları gazla şehirleri dumanlara boğuyorlar. Belediyenin mazotlu araçları başta ol- mak üzere kimse bu sorunun üzerine gitmiyor, hiç kalorifer yanmadığı yaz günlerinde dahi Ankara'da otobüslerin, dolmuşların, kamu toplu taşıt araçlarının, muhtelif hatlardaki minibüslerin ve mazotlu taksilerin cirminden çok çok fazla havayı berbat ettiklerini hergün herkes görüyor hattâ önünüzden geçen bir belediye otobüsünden sonra sanki dalgıç gibi bir-iki dakika nefesinizi tutmak zorunda kalıyorsunuz. Lâkin bir Allah'ın kulu çıkıp da şuradan başlayalım demiyor, diyemiyor. Sanki yetkililer kâbus gören insanların hâli içindeler. Hani o durumda bulunan insan herşeyi bilir fakat o durumdan kurtulabilmek için kendinde hiçbir takat bulamaz ya, işte durum tam öyle... Hiç kimseden ses çıkmıyor.

İnsanların, hayvanların ve otomobillerin (araçların) korunması için yapılacak şeyler olarak öncelikle resmî yetkililerin kurallara uymalarını, araçlarının egzoz gazı çıkarmasını önlemeleri gerekmektedir. Sivil-Asker buna riâyet edilir ve başta trafik polisleri bigânelikten kurtulur ve kurtanlabilirse gerisi kolaylaşacaktır. Bu iş, imam, cemaat mes'elesi gibidir. Buna ek olarak da cezaların mutlaka artırılması, korkutucu, caydırıcı olması gerekmektedir. Ve cezalar kesilir veya yazılırken ceza yazılacak şoför ile ona ceza yazacak memur karşı karşıya gelmeyecekler, birbirlerini görmeyeceklerdir. Zira burada "Rüşvet" mekanizması devreye girmektedir.

Üç milyon ceza verme yerine memura 500 bin lira teklif eden şoför işini halledebilmekte ve kuralları her zaman tekrar tekrar çiğneyebileceği kanısı kendisinden hiç kaybolmamaktadır. Cezalar yaptığı hatanın cinsine göre arkasından, adresine gelecektir. Nerede, hangi saatte ve tarihte ne türden bir yanlış yaptığı, kural ihlal ettiği belirtilerek kesilen cezanın ödenmesi için de bir müddet verilecek ve mutlaka alınacaktır bu ceza. Bu suretle insanları kısa bir süre sonradan itibaren ne gereksiz şerit değiştirirken, ne işaret vermeden sağa sola dönerken, ne geçilmemesi gereken yerde birilerim geçerken, ne aşırı hız yaparken, ne de egzozundan çevreyi berbad eden gaz çıkarırken göremiyeceksiniz.

Buna kesinlikle inanıyoruz. Siz herhangi bir hata için, hem de önemli hatalar için dahi tutar adamın arabasını durdurur ve 100 bin lira ceza keserseniz hoyratlaşmış şoför, hele de yanında birileri oturuyorsa onlara da hava atmak için bu 100 bin lirayı soğukta sıcakta bizlere yardımcı olmak için ayakta dikilip duran polisin bir de suratına fırlatarak "Fazla konuşma, al paranı, makbuz da istemez" diyebilmektedir. Suç işleyen kimseye, asla böyle söyletilmemelidir. Genel olarak radyo ve televizyonlarla basında ikazlar, uyanlar yapılır. Fakat cezalar mutlaka adrese, delilli is-batlı gönderilmelidir. Ki rüşvetin araya girip işi bozması engellenebillsin. Direksiyonda kim olursa olsun, araba sahibi sonuçta kabağın başında patlayacağını bilirse, yani cezanın adresine geleceğini bilirse bu işin başından itibaren iş sıkı tutulmuş ve bir disipline sokulmuş olur.

Şehir içinde veya dışında bulunan yolların elbetteki bozuklukları, çukurları, tamir ve bakımlarının yapılması sırasında bu iş ile meşgul olacak yetkililer gereken tedbirleri almalı, gereken işaretleri koymalı ve kontrol de etmelidirler.

Trafik kazalarında en büyük pay sahibi ne araçtır, ne yoldur, asıl faktör insandır, insanın yaya iken de, direksiyonda iken de hoyratlığı, terbiyesizliğidir. Bu insan terbiye edilmelidir. Yaşam tarzının giderek bozulduğu, çılgınca yaşamın yaşam sanıldığı laik-demokratik Türkiye'de arabaya binmek için içmekle, içerek arabaya binmek arasında fark kalmamıştır.

Arabasıyla ve şoförlüğü ile başkalarına kendini göstermek isteyen serserilik had safhadadır, bunu yalnız zengin sıpaları yapmıyorlar, kamyon şoförü de dikkat çekmek için dağlarda çalınabilecek kornasını şehir içinde bir çalıyor ki beyniniz yerinden oynuyor. Gaza öyle bir basıyor ki Allah korusun. Minibüsünden, taksisine, özel otosundan, TIR'ına kadar hemen her araç kullanan mutlaka terbiye edilmelidir. Bu terbiyede ise acilen cezalar devreye sokulmalıdır. Hemen tesir edecek, şifasını gösterecek ilaç olarak bize bu görünüyor. Fahrî trafik görevlisi olarak dürüst ve güven veren insanların da devreye sokulması ile ama mutlaka, başta da trafikçilerin kendilerine çekidüzen vermeleri sonucu bu iş gerçekleşir ve trafik canavarından ve zararlarındankorunulur. İnsan zayiatının yanında hiç te azımsanmayacak mal varlığı zayiatı ile inanınız en azından bir milyon işsizin karnı doyurulur.

On yıl kullanabileceğiniz bir araç bir kazada hiç oluyorsa, aynı on yıl içinde ikinci bir araç almak durumunda kalacaksınız demektir. Tabii sağ kaldı iseniz. İkiyüz milyonluk bir otomobil bir kazada beş milyonluk bir hurda haline geliyorsa, 195 milyon o kazada heder oluyor demektir. Ki bu kadar para ile yani bir arabanın telef olması ile yok olan para ile an az 15-16 işsizin yıllık maişeti sağlanır. Üstelik de kumar niteliğindeki sigorta yapılmak ve yaptırılmak durumunda kalınarak kapitalist büyümeye katkıda bulunulmaz ve bazı şirketlerin şişme, emeksiz zenginlikleri önlenmiş olur.

Müslüman başkalarının elinden, dilinden, belinden zarar görmediği kişidir aynı zamanda... Allah'a teslim olan, O'nun hükümlerine teslim olan manasındaki müslü-man evinde, komşuluk ilişkilerinde, alış-ve-rişlerinde, her türlü akit yaparken, konuşurken, susarken, otururken nasıl Allah'a iyi bir kul olmak gereğini duyan insan ise, aynı zamanda Allah'ın kendisine bahsettiği imkanlardan da başkalarını yararlandıran, onu en iyi şekilde kullanan, sahibi olduğu şeyi nimet olarak başkalarına yararlandıran fakat zarar veren şey olmaktan çıkarmayı da şiar edinen kimsenin adıdır.

Müslümanlar evinizden işyerinize giderken ve işyerinizden evinize gelirken yolda bulunan Allah'ın kullarını arabalarınıza alınız. Onları gideceğiniz güzergâh üzerinde gidecekleri yerin en yakınına kadar götürü-nüz. Hergün ortalama iki kişiyi arabanıza alsanız inanınız her gün milyonlarca insanın duraklarda beklemelerine son verir, güneşte, yağışta onlara yardımcı olur ve dualarını alırsınız. Hem arabanıza bineceklerin her tür insandan olması toplumdaki mal düşmanlığı, zengin düşmanlığı duygularını törpüler ve giderek yok eder ki mal düşmanlığı İslâm'ın değil, marksizmin ürünüdür. Binlerce, onbinlerce evde yaptığınız bu hareket konuşulur ve Allah razı olsun yolda birisi aldı da beklemekten kurtulduk, denilir. Allah böylelerine daha çok versin ve böy-lelerini korusun diye dua edilir.

Allah için bunu yapınız, bir yaşam biçimi veya yaşamınızın bir yanı haline getiriniz. Evet biraz kapı kollarınız kırılabilir, biraz kapıyı sert çarpanlara rastlayabilirsiniz, arabanızın içini çamurlayanlar olacaktır, ama zaten bunlar olmuyor mu? Bu gibi rizikoları da arabanızın sadakası sayınız, Allah için taham-müllü olunuz. Elbette olur olmaz kişileri alınız demiyoruz. Daha ziyade gündüzleri ve işinize giderken, mahallenizin otobüs ve dolmuş duraklarında bekleyen komşularınızı, mahallelinizi alınız ve yine dönerken de iş komşularınızı, işinizin çevresindeki duraklarda bekleyenleri alırsanız bu rizikolan da azaltmış olursunuz. Göreceksiniz siz de çok huzur bulacak ve Allah'ın verdiği nimetten başkalarını da yararlandırmanın vereceği iç huzuru ile çok daha ferahlayacaksınız. Yapınız bunu, göreceksiniz ülke çapında hem trafik sorunu azalacak, hem yollar daha yeterli olacak, hem toplu taşım araçları daha rahat binilebilir hâle gelecek hem de insanlar siz ve sizin gibi Allah için (para almadan) böylesi hayır işleyenlere ve yaşam biçimlerine özeneceklerdir. Bu davranışı hayatınıza sokunuz, şikayet etmeyiniz, razı olarak yapınız bunu. Bütün şehirlerde her-gün milyonlarca insanın bu suretle taşınmasına yardımcı olmanızın hem insanlar yararını görecekler, hem de sizler göreceksiniz ve Allah ecrinizi verecektir.

Bir hayır başlatana, bu hayır devam ettiği sürece sevap yazılacağını unutmayınız. Ki resulullah böyle buyurmaktadır.

"Veltekum minkum ümmetun yed'ûne ilel-hayrı ve ye'murune bi'1-ma'rufu ve yen-hevne ani'l-münker = İçinizde hayra çağıran, iyi ile emredip, kötülükten men'eden bir ümmet bulunsun" Allah'ın müslüman ve mü'min kulları O'nun âyetlerine teslimiyet gösterenlerdir.

Quelle:İnanmak ve Yaşamak II, Ercümend Özkan.

 


Bu Makaleyi web sitenize alıntılayın Favori Yazdır E-mail olarak gönder

Kullanıcı Yorumları  
 

Kullanıcıların değerlendirme ortalaması

   (0 Oylama)

 

Görünen 0 yorum 0 yorumdan

Gönderilen yeni yorum yok

Yorumunuzu ekleyin



mXcomment 1.0.9 © 2007-2009 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved
< Önceki   Sonraki >