Skip to content
Site Araçları
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Şu an buradasınız: Ana Sayfa arrow Toplum / Siyaset Dosyası arrow Toplum / Siyaset arrow İnce Siyaset
İnce Siyaset Yazdır E-posta
 

Görüntüleme : 176

Imageİnce siyasetin kaypaklık anlamına gelmediğini açıklayan bir yazı.

Siyasetin kaç çeşit anlamı olduğunu bu «ilim»le uğraşanlar bilir. Biz bu konuda fazla bir şey söylemeyelim ve siyaset denilince genel olarak in­san topluluklarının yönetilmesiyle ilgili sistemler, yöntemler diyen anlayışa atıfta bulunup geçelim.

Ne var ki siyaset sırf «ilim» olarak ele alındı­ğında konu sadece bazı alimleri ilgilendiren dar bir alana hapsedilmiş olur. Siyasetin bir de «sanat» olan tarafı var ki, ilim adamları konunun bu ya­nıyla fazla ilgilenmezler. Siyasetin sanat yanı «si­yaset ilmi»nden çok «siyasi tarih» in iştigal sahası olarak mütalâa edilebilir.

Bununla birlikte siyasi tarih bile, siyaset sanatı ile ancak «anatomik» bir ilgi kurabilir. Başka bir deyişle, siyasi tarih, siya­set sanatını canlı, yaşayan bir uzviyet olarak ince­lemez, onun kadavrasını inceler. Bu alandaki tah­lilleri gerçeğe ne kadar yakın olursa olsun, incele­nen şey ölü bir uzviyettir ve o uzviyetin icra ettiği bütün fonksiyonlar canlı haldeyken de incelenemiyorsa elde edilecek neticeler önünde sonunda bir faraziyeden ibaret kalacak demektir.

Fakat siyasetin «sanat» yönü bile bir incele­meye tabi tutulmuş olsa, bu incelemeyi yapanlar gene de ölü bir şeyle uğraşmış olmaktadırlar.

Oysa siyaset sanatı derken anlamak istediğim şey, tamamen canlı bir hadisedir. Konunun kadavrasıyla bilimadamları uğraşa dursunlar, onu sanat olarak icra edenler «yaşayan siyasetçiler»dir. Ve bu iş, siyaset ilminden farklıdır. O kadar farklıdır ki, tatbikatta siyaset ilmini uzmanlıklarının ko­nusu haline getirmiş nice kişiler onun icrası ile uzaktan bile ilgili değillerdir.

Yahut da şöyle söyleyelim, siyaset ilmini ve siyaset sanatını bir bilimadamı olarak en yüksek seviyede bilen kişiler, onun uzmanları, profesörleri, bu işin icrası ile ilgilendikleri, yani siyasete atıl­dıkları zaman, iyi siyasetçiler olarak temayüz et­mişlerse, bu, onların ilimlerinin sağladığı bir avan­taj değildir; belki bu sahadaki ilimlerini bir avan­taj halinde ön plana çıkarmak ve kullanmak o adamların «siyasi kişiliği» nin bir göstergesi, bir belirtisi sayılmak daha yerinde olur. Çünkü siyaset­le bir ilim olarak hiç uğraşmamış olan kimselerin de «büyük siyasetçi» olarak zuhur edebilmeleri mümkündür. Nice mühendisler, nice doktorlar var ki, gene nice anayasa profesörlerinden, amme hu­kuku profesörlerinden daha iyi siyasetçiler olarak görünmüşlerdir.

Konuyu, aslında başka bir noktaya çekmek is­tiyorum. Siyaseti bir sanat olarak icra edenlerde ne gibi bir hususiyet var ki, onları siyaset alimle­rinden farklı kılıyor? Bu hususiyet bence insanı tanıma, insana yaklaşabilme melekesiyle ilgilidir.

Siyasetin nasıl yapılacağı mekteplerde öğrenil­mez. Mekteplerde öğrenilenler ölü şeylerdir. Bu ölü şeyleri canlı hale getirecek olan siyasetçinin kişili­ğidir. Bu da siyaset sanatını iyi bilmekle kaimdir. Ama söylüyoruz, bunu bilmenin yeri mektep değildir.

Siyasetçi bu işi sadece kendisinde olan has­letlerle bilir. Öyle hasletlerdir ki, ne kendisi baş­kasından taklit etmiştir, ne kendisi taklit edilebi­lir. Hayatın sonsuz ihtimalleri arasında vuku bu­lan şeyler karşısında, gene sonsuz durum alışlar­dan öyle birini bulup çıkarır ki, onun öngördüğü şeye herkes «Ben de olsam bunu yapardım» diye­bilir. Ama kısa vadede, ama uzun vadede insanla­ra bunu dedirtemiyen bir siyasetçi, ince siyaseti pek de biliyor sayılmamalıdır.

İnce siyaset, bazı şeyleri dobra dobra söyle­memektir dersek, acaba anlatmak istediğimiz şey ilk elde anlaşılabilir mi?

Kimi zaman, belli bir durumda ne söylenmesi gerektiğini biliyorum, fakat gereken şeyi söylemi­yorum, çünkü o anda gerekli gibi görünen şey söy­lenmiş olursa bir şey düzeltilmiş olmuyor, belki büsbütün düzelmemecesine bozuluyor, bunu hisset­tiğim için de susuyorum yahut da susar gibi duru­yorum. Acaba böyle bir durumda «ince siyaset» mi yapmış oluyorum?

Şüphesiz, bizim şu anda kullandığımız üslup da bir ince siyaset yoludur. Fakat konuyu büsbü­tün gürültüye getirmemek için birazcık sarahate ihtiyaç var. Ama kafamda tamamen sarih olan bir şey, başkalarına da aynı ölçüde sarih gelebilecek mi? Eğer bir şeyler hissettirebiliyorsam, fakat bu­nu hissettirdiğim kimseler o şeyi aynı sarahatle başkalarına nakledemiyorlarsa, başka bir söyleyiş­le benim anlattığım şeyden herkes kendi anlayışı­na göre bir manâ çıkarmışsa, korkarım hâlâ «ince siyaset» yapmaya devam ediyorum demektir.

Fakat şimdi ben şu gördüğünüz üslubu kulla­nıyorum diye bana yüreksiz, iki yüzlü, mürai gibi sıfatları yakıştıracağınızı sanmıyorum. Çünkü he­nüz bir şey söylemedim. Yahut, bu sıfatlara müs­tahak sayılabileceğim bir şey söylemedim. İnce si­yaset hakkında bazı alıştırmalar yaptım.

Buraya kadar okuduklarınızı doğru anlamadıysanız (bakınız buradaki «olumsuz» ifade hiç de güzel bir ince siyaset örneği değildir, ince siyaset yapsaydım bu ifadeyi «doğru anladığınızdan kuş­kum yok» biçiminde kullanırdım), evet, buraya ka­dar okuduklarınızı doğru anlamadıysanız, ince si­yaset dediğimiz şeyi, pekâlâ kaypaklıkla karıştıra­bilirsiniz. İnce siyasetten anlamayan pek çok kişi, bu türden karıştırmalara kolayca düşer.

Meselâ, ince siyasetten anlamayan biri, bir ede­biyat dergisinin ne için çıkartıldığını kolay kolay anlayamaz. Oysa şuurlu bir edebiyat dergisi bir değil, iç içe birkaç siyaseti birden yürütür.

Siyaseti sadece günlük politikada aktif rol üst­lenmiş olanların yürüteceğine inananlar, bizim şu söylediklerimizden hiç bir şey anlayamayacaktır. Ama talihsizlik de o ki, biz de bu söylenenleri asıl onlar için yazıyoruz. Çünkü ince siyaseti öğrenme­ye herkesten önce onlar muhtaç.

İnce siyaset kaypaklık değildir demiştik. Ama şu son cümlelerden kaypaklık değilse bile gizlen­mek gibi bir anlamın çıkartılabileceğinden endişe duyarım.

Hayır, ince siyaset yapan kimsenin kişiliği büsbütün bilinmiyor değil ki! Onun hangi doğrultuda yürüdüğü en azından kaba çizgileriyle olsun bilinmektedir. Öyleyse bu adam üç kâğıtçılık ya­pıyor diyeceksiniz. Hayır, öyle bir şey de yapmı­yor.

Kısacası, ince siyasetin ne olduğunu anlayabilmek için, kafanızdan önce bu menfi yaklaşımları silmeniz gerekmektedir.

Bir puta saldırılmaz demiyorum. Ama öyle şartlar vardır ki, elinizde baltayla o putun önünde durduğunuzu gören putun sahibi o baltayı size karşı kullanabilir. Böylece sizin de niyetiniz kursağınızda kalabilir. Ama bir de öyle bir iş yaparsınız ki, o put, artık sahibinin de kendi içine sinmez hale gelebilir ve kendi putunu kendi elleriyle devirebilir.

İnce siyaset aktif bir meslektir.

Red Yazıları, Rasim Özdenören.

 

Bu Makaleyi web sitenize alıntılayın Favori Yazdır E-mail olarak gönder

Kullanıcı Yorumları  
 

Kullanıcıların değerlendirme ortalaması

   (0 Oylama)

 

Görünen 0 yorum 0 yorumdan

Gönderilen yeni yorum yok

Yorumunuzu ekleyin



mXcomment 1.0.9 © 2007-2009 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved
< Önceki   Sonraki >