İnce siyasetin kaypaklık anlamına gelmediğini açıklayan bir yazı.
Siyasetin kaç çeşit anlamı olduğunu bu «ilim»le uğraşanlar bilir. Biz bu konuda fazla bir şey söylemeyelim ve siyaset denilince genel olarak insan topluluklarının yönetilmesiyle ilgili sistemler, yöntemler diyen anlayışa atıfta bulunup geçelim.
Ne var ki siyaset sırf «ilim» olarak ele alındığında konu sadece bazı alimleri ilgilendiren dar bir alana hapsedilmiş olur. Siyasetin bir de «sanat» olan tarafı var ki, ilim adamları konunun bu yanıyla fazla ilgilenmezler. Siyasetin sanat yanı «siyaset ilmi»nden çok «siyasi tarih» in iştigal sahası olarak mütalâa edilebilir.
Bununla birlikte siyasi tarih bile, siyaset sanatı ile ancak «anatomik» bir ilgi kurabilir. Başka bir deyişle, siyasi tarih, siyaset sanatını canlı, yaşayan bir uzviyet olarak incelemez, onun kadavrasını inceler. Bu alandaki tahlilleri gerçeğe ne kadar yakın olursa olsun, incelenen şey ölü bir uzviyettir ve o uzviyetin icra ettiği bütün fonksiyonlar canlı haldeyken de incelenemiyorsa elde edilecek neticeler önünde sonunda bir faraziyeden ibaret kalacak demektir.
Fakat siyasetin «sanat» yönü bile bir incelemeye tabi tutulmuş olsa, bu incelemeyi yapanlar gene de ölü bir şeyle uğraşmış olmaktadırlar.
Oysa siyaset sanatı derken anlamak istediğim şey, tamamen canlı bir hadisedir. Konunun kadavrasıyla bilimadamları uğraşa dursunlar, onu sanat olarak icra edenler «yaşayan siyasetçiler»dir. Ve bu iş, siyaset ilminden farklıdır. O kadar farklıdır ki, tatbikatta siyaset ilmini uzmanlıklarının konusu haline getirmiş nice kişiler onun icrası ile uzaktan bile ilgili değillerdir.
Yahut da şöyle söyleyelim, siyaset ilmini ve siyaset sanatını bir bilimadamı olarak en yüksek seviyede bilen kişiler, onun uzmanları, profesörleri, bu işin icrası ile ilgilendikleri, yani siyasete atıldıkları zaman, iyi siyasetçiler olarak temayüz etmişlerse, bu, onların ilimlerinin sağladığı bir avantaj değildir; belki bu sahadaki ilimlerini bir avantaj halinde ön plana çıkarmak ve kullanmak o adamların «siyasi kişiliği» nin bir göstergesi, bir belirtisi sayılmak daha yerinde olur. Çünkü siyasetle bir ilim olarak hiç uğraşmamış olan kimselerin de «büyük siyasetçi» olarak zuhur edebilmeleri mümkündür. Nice mühendisler, nice doktorlar var ki, gene nice anayasa profesörlerinden, amme hukuku profesörlerinden daha iyi siyasetçiler olarak görünmüşlerdir.
Konuyu, aslında başka bir noktaya çekmek istiyorum. Siyaseti bir sanat olarak icra edenlerde ne gibi bir hususiyet var ki, onları siyaset alimlerinden farklı kılıyor? Bu hususiyet bence insanı tanıma, insana yaklaşabilme melekesiyle ilgilidir.
Siyasetin nasıl yapılacağı mekteplerde öğrenilmez. Mekteplerde öğrenilenler ölü şeylerdir. Bu ölü şeyleri canlı hale getirecek olan siyasetçinin kişiliğidir. Bu da siyaset sanatını iyi bilmekle kaimdir. Ama söylüyoruz, bunu bilmenin yeri mektep değildir.
Siyasetçi bu işi sadece kendisinde olan hasletlerle bilir. Öyle hasletlerdir ki, ne kendisi başkasından taklit etmiştir, ne kendisi taklit edilebilir. Hayatın sonsuz ihtimalleri arasında vuku bulan şeyler karşısında, gene sonsuz durum alışlardan öyle birini bulup çıkarır ki, onun öngördüğü şeye herkes «Ben de olsam bunu yapardım» diyebilir. Ama kısa vadede, ama uzun vadede insanlara bunu dedirtemiyen bir siyasetçi, ince siyaseti pek de biliyor sayılmamalıdır.
İnce siyaset, bazı şeyleri dobra dobra söylememektir dersek, acaba anlatmak istediğimiz şey ilk elde anlaşılabilir mi?
Kimi zaman, belli bir durumda ne söylenmesi gerektiğini biliyorum, fakat gereken şeyi söylemiyorum, çünkü o anda gerekli gibi görünen şey söylenmiş olursa bir şey düzeltilmiş olmuyor, belki büsbütün düzelmemecesine bozuluyor, bunu hissettiğim için de susuyorum yahut da susar gibi duruyorum. Acaba böyle bir durumda «ince siyaset» mi yapmış oluyorum?
Şüphesiz, bizim şu anda kullandığımız üslup da bir ince siyaset yoludur. Fakat konuyu büsbütün gürültüye getirmemek için birazcık sarahate ihtiyaç var. Ama kafamda tamamen sarih olan bir şey, başkalarına da aynı ölçüde sarih gelebilecek mi? Eğer bir şeyler hissettirebiliyorsam, fakat bunu hissettirdiğim kimseler o şeyi aynı sarahatle başkalarına nakledemiyorlarsa, başka bir söyleyişle benim anlattığım şeyden herkes kendi anlayışına göre bir manâ çıkarmışsa, korkarım hâlâ «ince siyaset» yapmaya devam ediyorum demektir.
Fakat şimdi ben şu gördüğünüz üslubu kullanıyorum diye bana yüreksiz, iki yüzlü, mürai gibi sıfatları yakıştıracağınızı sanmıyorum. Çünkü henüz bir şey söylemedim. Yahut, bu sıfatlara müstahak sayılabileceğim bir şey söylemedim. İnce siyaset hakkında bazı alıştırmalar yaptım.
Buraya kadar okuduklarınızı doğru anlamadıysanız (bakınız buradaki «olumsuz» ifade hiç de güzel bir ince siyaset örneği değildir, ince siyaset yapsaydım bu ifadeyi «doğru anladığınızdan kuşkum yok» biçiminde kullanırdım), evet, buraya kadar okuduklarınızı doğru anlamadıysanız, ince siyaset dediğimiz şeyi, pekâlâ kaypaklıkla karıştırabilirsiniz. İnce siyasetten anlamayan pek çok kişi, bu türden karıştırmalara kolayca düşer.
Meselâ, ince siyasetten anlamayan biri, bir edebiyat dergisinin ne için çıkartıldığını kolay kolay anlayamaz. Oysa şuurlu bir edebiyat dergisi bir değil, iç içe birkaç siyaseti birden yürütür.
Siyaseti sadece günlük politikada aktif rol üstlenmiş olanların yürüteceğine inananlar, bizim şu söylediklerimizden hiç bir şey anlayamayacaktır. Ama talihsizlik de o ki, biz de bu söylenenleri asıl onlar için yazıyoruz. Çünkü ince siyaseti öğrenmeye herkesten önce onlar muhtaç.
İnce siyaset kaypaklık değildir demiştik. Ama şu son cümlelerden kaypaklık değilse bile gizlenmek gibi bir anlamın çıkartılabileceğinden endişe duyarım.
Hayır, ince siyaset yapan kimsenin kişiliği büsbütün bilinmiyor değil ki! Onun hangi doğrultuda yürüdüğü en azından kaba çizgileriyle olsun bilinmektedir. Öyleyse bu adam üç kâğıtçılık yapıyor diyeceksiniz. Hayır, öyle bir şey de yapmıyor.
Kısacası, ince siyasetin ne olduğunu anlayabilmek için, kafanızdan önce bu menfi yaklaşımları silmeniz gerekmektedir.
Bir puta saldırılmaz demiyorum. Ama öyle şartlar vardır ki, elinizde baltayla o putun önünde durduğunuzu gören putun sahibi o baltayı size karşı kullanabilir. Böylece sizin de niyetiniz kursağınızda kalabilir. Ama bir de öyle bir iş yaparsınız ki, o put, artık sahibinin de kendi içine sinmez hale gelebilir ve kendi putunu kendi elleriyle devirebilir.