Görüntüleme : 463  |
İslami bir cemaatin içinde ferdin hem şahsiyetini koruyup hem de otoriteye saygılı olabileceğini ortaya koyan çok veciz bir yazı.
Soru: Cemaatlerde fertlerin (alacağı tavır), kişiliği nasıl olmalı? Islam’ın kabul ettiği fert nasıl bir yapıda olmalı? Kişiliğin yok edildiği, şahsiyetin geliştirilemediği otonom (konserve) yapıdan kurtulmanın yolları nelerdir?
Cevap: Cemaat kelimesi topluluk anlamındadır. Insanların topluluklar halinde yaşaması, bazı veya birçok değer yargısı beraberliği gerektirir.
Elbette bu topluluk (cemaat) birarada yaşayabilmek için hangi değer yargılarını paylaşıyorsa, bunları kendilerine uygulayacak bir otoriteyi de kabul ediyor demektir. Başsız hiçbir mahluk bulunmadığı gibi hiçbir toplum da yoktur.
Cemaatler kafaları (akılları) ipotek altına alınan fertlerin birarada bulunması şeklinde beliriyorsa - ki bugün Türkiye’de ve Islam aleminde görünen yalnızca budur - bu tür cemaatler insanları konserve haline getiren ve giderek de bozan, kişiliklerini yokeden kişilik gelişmesinden bahsi mümkün kılmayan görüntü ve yapıdadır. Bu tür cemaatlerde düşüncenin hiç yeri yoktur. Hatta kendi aklını teslim ettiği lider/şeyh bile düşünmez. Eskiler her ne ki buyurmuşsa ânların cümlesi haktır ve doğrudur olarak kabul eder ve fertler adına o düşünür. Böyle olunca da o cemaatte düşüncenin eseri kalmaz, fertler ve giderek cemaat çürümüş, fosilleşmiş bir hâl alır ve kalıpları yaşayan, kendileri ölü insanlar haline gelir.
Ferd, cemaat içinde de düşünmekten bir dakika bile ayrı durmamalıdır. Buna rağmen otoriteyi tanımalıdır. Kendi düşünceleri otoriteninkinden farklı ve kendisine göre doğru ise bunları otoriteye ulaştırmalı, tartışılmasını saplamalı ve bu süreç izlenmelidir. Zira otoritenin her görüşünün aksine görüş beyan eden bildiğini yaparsa ortada cemaat kalmaz. Her türlü anarşi - düşünce ve davranış anarşisi olur. Şu iyi bilinmelidir ki en kötü otorite, en iyi otoritesizlikten daha iyidir.
Ferd kendine tabi olduğu otoritenin öncelikle Allah olduğunu bilmeli ve bu esastan aslâ sapmamalıdır. Lideri, otorite olarak kabul ettiği kişinin de Allah’ı otorite olarak kabul edip-etmediği sürekli olarak izlenmeli, aslâ herşeye evet denilmemelidir. Kişilik geliştirmenin bir cemaat için hayatî önemde birşey olduğu aslâ hatırdan çıkarılmamalıdır.
Kişilik korunmadığı takdirde, kişiliksiz kişilerin oluşturduğu bir cemaatın ancak ölü bir cemaat, fosilleşmiş bir toplum olacağı izahtan varestedir. Bu sebeple mutlaka kendi ihtiyârını korumayı bilmeli, yanılmaz büyük olarak yalnızca Allah’ı tanımalı ve kendini Allah’ın bildirilerine (emir ve yasaklar) endekslemelidir. Insanların her yapıda olanının yanılacağı/yanılabileceği unutulmama-lıdır.
Her ortamda düşüncesini söyleyebilmeli ve başkalarının düşüncelerini de dinleyebilmeli ve rahatlıkla - kendininkinden doğru bulması halinde - kabul edebilmelidir. Zaten sağlıklı bir kişilik hak söze kulak vermekle oluşabilir ancak.
Kişi kendini sürekli olarak kontrol edebilmeli, düşünce ve davranışlarını gözden geçirmelidir. Bu hesabı hergün yapmanın en sağlıklı olduğu kanısındayız. Okumalı, dinlemeli ve bunlar üzerinde düşünmelidir. Düşüncelerini başkalarıyla tartışmalıdır, başkalarının düşüncelerini de tartışması gerektiği gibi.
Kişi, kişiliğini liderine teslim etmemeli, fakat kişiliğinin ürünü düşüncesini ve bunların ürününü liderinin emrine vermelidir. Yani, kalbinin ürününü, üzerinde yüklediği yükü taşıyabilmesini kolaylaştırmak için otoriteye yardım etmeli, yükünü hafifletmelidir. Bir cemaat da düşünce gelişir, düşünenler çoğalır ve fikrî seviye yükselirse ancak o cemaat hayatiyet kazanır, canlılık o cemaatın ana özelliği olur. Kendi canlı olan da başkalarına can verebilir.
Insanları ve onların daha doğru düşünenleri, birikimi fazla bulunanları ve kendilerinden mutlaka yararlanılacaklarının her zaman olduğu ve olacağını unutmadan Allah’ın üstünde otorite tanımamalıdır. Yani Allah’ın buyurduklarına rağmen buyruk sahibi olabilecek birini bilmemeli ve düşünmemelidir. Uyum içinde fakat düşüncesini/aklını kimseye teslim etmemeyi öğrenmelidir. Çok okumalı, çok düşünmeli, çok dinlemeli ve her bilenden bir fazla bilen bulunduğunu, o bilenden bu bildiğini öğrenmenin yolunun da istişare olduğunu asla akıdan çıkarmamalıdır. Burnunu havaya dikmemelidir; ne göğe ulaşabilir, ne de yeri delebilir. Kısaca nefsine/hevasına değil, menfaate değil, başkalarına değil, yalnızca Allah’a kul olmaktan - O’nu razı etmekten - başka birşeye yer vermemelidir hayatında. Kişiliği üzerine başka kişiliklerin gölgesini düşürmemeli, herkesten yararlanmalı ama hiç kimseye kul olmamalı yalnızca Allah’a kul olmaktan hiç ayrılmamalıdır.
Yukarıda söylemeye çalıştığım özelliklere sahib olan bir cemaatın ne zengin bir cemaat, sürekli kaynayıp, kişilikler üreten bir toplum olacağı gözler önündedir. Böylesi bir cemaat canlıdır ve başkalarını da canlandırır. Hayattır, hayatiyet verir. Izzettir, izzet verir. Böylesi bir cemaatın varlığı dünyaya hayat verir, zira kendisi hayattadır, ölü değil, fosilleşmiş değildir.
Bu hacimde söylenebilecek şeylerin bu kadar olduğu kanısındayım ve bunları yazdım birikimime dayalı olarak. Bu birikim yaşanarak kazanılımş, teorisi bulunduğu kadar yaşanılmışlığı ve elde edilen yakîn ile söylenen sözlerdir. Düşünülsün istiyorum.
Ercümend Özkan, İktibas Dergisi, Haziran-Temmuz 1994.
|