Skip to content
Site Araçları
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Şu an buradasınız: Ana Sayfa arrow İslami Mücadele Dosyası arrow İslami Mücadele arrow Kuşatıcı Yapı Eksikliği ve Zaaflar
Kuşatıcı Yapı Eksikliği ve Zaaflar
 

Görüntüleme : 272

Imageİslami cemaatlerin hangi noktalarda sıkıntı yaşadıklarını özlü bir şekilde ortaya koyan bir analiz.

Birey-cemaat ilişkisi içinde,ortaya çıkan zaaflar çift yönlülük içerir. Eğer bu ilişki bağlamında bir zaaftan ya da zaaflardan söz ediyorsak, or­tada ya fertlerden ya cemaatten ya da her ikisinden birden kaynaklanan bir olumsuzluk var demektir. Burada özetle yapısal zaaflar üzerinde duracak ama yine de konu bütünlüğü dolayısıyla şahıslardan kay­naklanan eksiklere, zaaflara, sorunlara da kısmen değinmeye çalışacağız.

Kırılganlık ve Zaaf Olgusu

Yaşadığımız ülkede islami endişe ve gayret sahibi insanların sayısının az olduğu söylenemez. Müslümanların dertlerini, sorunlarını dert edinmiş, bunlar üzerinde kafa yoran, çözüm noktasında çaba içinde gözüken, bir şeyler yapmaya çalışan çok sayıda insan mevcut. Hatta sadece fertler bazında değil; kurumsal bazda da epeyce bir hareketlilik olduğu, değişik isim ve tarzlarda yürütülen önemli miktarda faaliyet bulunduğu görülmekte. Ne var ki, tüm bu yoğunluğa rağmen, ülke genelinde İslami kimliği güçlü bir tarzda temsil etme, onu kitlelere inandırıcı bir dava biçiminde sunma ve kuşatıcı ve yaygın bir örgütlülükle siyasal-toplumsal zeminde varlığını, taleplerini, mücadelesini hissettirme noktasında bir zaaf, boşluk ve belirsizlik olduğu da inkar edilemez bir gerçek olarak önümüzde durmakta.

Ne ilginçtir ki, bir yandan egemenlerin "irtica" diye yaftaladığı ve giderek kendilerini daha az güvende hissettikleri siyasal-toplumsal alanda bir dönüşüm, bir gelişme yaşanmakta. Aynı şekilde düzenin ideolojik kimliği ve politikaları neticesinde kördüğüm haline gelmiş asırlık sorunların çözümü noktasında İslam'ın en güçlü alternatif olma konumu her geçen gün biraz daha netleşmekte. Buna karşın tüm bu sürece önderlik etme, yön verme hususunda sahih kimlikli, nitelikli ve örgütlü bir İslami yapılanma zaafı da aynı oranda bir eksiklik olarak belirginleşmekte.

Toplumsal hareketliliğe önderlik etme şöyle dursun, İslamcılık iddiasındaki yapıların genelde bu süreçte etkisizleştikleri görülmekte. Büyüyememe, gelişememe bir yana kadro kayıplarıyla karşılaşılmakta, daha da kötüsü kimlik ve misyon noktasında savrul­malar yaşanmaktadır. Kuşatıcılık noktasındaki eksiklik netice olarak yapıya mensup fertlerin kırılganlığı­nı belemekte, aidiyet duygusunun zayıflamasına yol açmaktadır. Aidiyet duygusunun zayıflaması, zaten gerek küresel gerekse de yerli egemenlerin çok yön­lü propaganda ve yönlendirmeleriyle teşvik ettikle­ri bir eğilim olan bireyselleşme tutumunu daha da güçlendirmekte, bu da beraberinde kaçınılmaz ola­rak kolektif kimlik ve yapısallığın daha da daralması­nı getirmektedir.

Şüphesiz bu durumun içinde bulunulan ortamdan, objektif şartlardan kaynaklanan nedenleri mevcut­tur. Düzenin çok yönlü baskılarla, gerek gördüğünde şiddet yöntemiyle muhaliflerini sindirmeye, ezmeye yönelik politikalara hız vermesi, bazen de çeşitli im­kanlar sunarak dönüştürme ve kendisi için zararsız hale getirme taktiklerini kullanması neticesinde ha­tırı sayılır oranda bir tasfiye gerçekleştirdiği kesindir.

Özellikle de hukukun tümden rafa kaldırıldığı, keyfi­liğin olağanlaştığı doğrudan ya da dolaylı darbe ortamlarında bu tasfiye süreci daha hızlı işlemekte; ken­dine ve çevresine güvenini kaybeden, yılgın, moralsiz ve de hedefsiz insanların sayısı artmaktadır.

Bununla birlikte harici faktörler ya da nesnel koşulla­rın doğurduğu zaaf ya da olumsuzluklardan ziyade içeriden kaynaklanan, bünye dahilinde yaşanan so­runların, öncelikli önem arzettiği de ortada.

Eksik Bırakılanlar

Yapısal düzeyde yaşanan zaafların pek çokyansıması ve sonucu olduğu bilinmektedir. Bunları yapısal iliş­ki içindeki fertlerin birbirleriyle ilişki ve irtibatlarında olduğu gibi, doğrudan fertlerin kendi pratiklerinde de gözlemlemek mümkündür. Elbette son kertede en mükemmel yapılar/cemaatler içinde dahi nefsi­ne güç yetirememiş, zayıf karakterli insanların bir biçimde olumsuzluklara yol açmaları ihtimali her za­man mevcuttur. Bu yüzden insan unsurunun belirle­yici olduğu bir ilişkide mekanik bir işleyişle her şeyi kontrol altına almak söz konusu olamaz, imtihan gerçeğinin bir parçası olarak güçlü, olgun, fedakar kişilikler yanında zayıf, tutarsız, bencil kişilikler de hep bulunacak ve bunların ürettiği sıkıntılar, sorun­lar az ya da çok hep gündem teşkil edecektir.

Öte yandan nitelikli, sahih bir kimlik ve bu çerçeve­de kuşatıcı, dönüştürücü bir ilişki tarzı üretemeyen yapı/cemaat ilişkisinin ise mensuplarının fikri bi­rikim ve ahlaki olgunlukları hangi seviyede olursa olsun mutlaka zaafları besleyeceği, savrulmalara, yozlaşmalara, kalitesizliğe zemin oluşturacağı da açıktır. Ve bu yüzden yapı/cemaat içinde yer alan insanlar arasında ortaya çıkan ve dava bilinci nokta­sında taşınan eksikliklerden düşünsel yetersizliklere, dünyevileşmeden karamsarlığa kadar bir dizi alan­da görülen zaafların büyük ölçüde bireylerin kendi zaaflı, olgunlaşmamış kişiliklerinden kaynaklandığı düşünülse dahi sonuçta eğitme, dönüştürme, hayra sevketme noktasında yapıyı/cemaati ilgilendiren bir eksiklik bulunduğu da kabul edilmelidir.

Bu noktada yapıdan/cemaatten kaynaklanan (yapı­sal) zaaflarüzerinde durmak, yaşanılan sorunu bü­tünlüğü içinde kavramak açısından anlamlı olacaktır. Yapısal zaaflar denildiğinde çok fazla ve çeşitli eksik,

hata ve yanlış sıralamak mümkün olmakla birlikte konuya genel hatlarıyla yaklaşıldığında söylenebile­cek şeyleri birkaç başlık altında toplamanın işlevsel olacağı ifade edilebilir. Yaşadığımız ülke gerçeğini göz önünde bulundurduğumuzda, Islami yönelime sahip çevrelerin geneli açısından yapısal zeminde karşılaştığımız temel zaafları 3 başlık altında vurgulayabiliriz:

1- Kimlik Sorunu: Genelde toplumsal-siyasal yapıda islami bir dönüşüm gerçekleştirme iddiası, arzusu ile yola çıkan oluşumların pek çoğunun kendileri ve el­bette buna bağlı olarak muhatap oldukları toplum ve sistem hakkında net bir tanım sahibi olmadıkları görülmektedir. Biz kimiz? Ne istiyoruz? İçinde yaşadı­ğımız topluma nasıl bir mesaj sunuyor ve kuşatıldığı­mız sisteme ilişkin nasıl bir tavır alıyoruz? vb. soruların ; cevapları ya yoktur ya da muğlaktır. Son dönemlerde yoğunlaşan STK furyası ise bu boşluk ve belirsizliklerin daha da belirginleşmesini getirmiştir.

2- Örgütlenme Sorunu: En temelde yapısal işleyişte kimin neyi yaptığının ve yapacağının belirsizliği ha­line işaret eder. Hiyerarşi bozukluğu; karar alamama; birilerine aşırı yük yüklenmesi, bazen de inisiyatifsizlik şeklinde tezahür eder.

3-Politikasızlık Sorunu: Plan, program, strateji, hedef vs. noktalarında netlik olmayışı düzenli bir yürüyüş gerçekleştirilmesini, ileriye doğru adımlar atılmasını imkan­sız kıldığı gibi, spontane yaşanan gelişmeler karşısında da edilgenlik ve şaşkınlıkları besler; hatta savrulmalara kapı aralar. Bu zaaf gündelik politikalarla hareket etme ve bu yüzden de çoğu zaman çelişik, tutarsız tavırlara ya da tavırsızlığa sürüklenme şeklinde tezahürlere yol açar.

Burada zikredilen bu üç husus yapısal ilişki ve işleyi­şin temeline ilişkindir. Herhangi bir yapısal yönelim ve faaliyetin asgari zeminini oluşturur. Ve burada bı­rakılan boşluk ve belirsizlikler sadece yapının verim­liliğini değil, doğrudan varlığını etkiler. Bir anlamda sağlam temel üzerinde yükselmeyen bir binanın kü­çük sarsıntılarla dahi başa çıkamaması, göçmesi mi­sali bu zaaflar yapının zeminini kaydırır. Ve maalesef Türkiye'de İslami duyarlılık sahibi çevrelerin genelde bu tarz yapısal zaaflarla içice olduğu malumdur. Bu durum bilhassa 28 Şubat süreciyle birlikte daha da belirginleşmiş, adeta kaosa dönüşmüştür. Böylesi bir arkaplan söz konusu iken kuşatıcılık noktasında sorun yaşanmaması zaten beklenemez.

Bununla birlikte yapısal kuşatıcılık eksikliğinin sadece 3 temel yapısal zaaflardan kaynaklandığı söylenemez. Tali düzlemde karşılaşılan sıkıntılar, zorluklar da çeşitli düzeylerde etkili olabilmektedir. Bu çerçevede iç işleyişle ilgili ortaya çıkan kimi zaaflar arasında şunları saymak mümkündür:

· Yapısal ilişki içinde bireylerin birbirleriyle ve dolayısıyla bir tüzel kişilik olarak yapıyla, cemaatle irtibatını, ilişki­sini olumsuz manada etkileyen en yaygın faktörlerden biri sıcak, samimi, kuşatıcı bir atmosferin tesis edilememesidir. İlişkiler mekanik, resmi, adeta bürokratik niteIikte kaldığı müddetçe kaynaşma, birlikte yürüme ve sahiplenme ortamı oluşamamaktadır.

· Bir başka olumsuzluk kaynağı da farklılıklara yaklaşım­da denge tutturulamamasıdır. Bunun sonucunda kimi zaman aşırı muhafazakar bir tutumla dogmatizme meyleden yaklaşımlar ve tek-tipçilik görüntüsü öne çıkarken; bazen de kimin ne dediğinin belli olmadığı, herkesin her şeyi kendince belirlediği ve dillendirdiği bir kaos ortamına sürüklenilmektedir. Sonuçta ya fikir üretmeyen ve donuk, sloganik bir manzara belirgin­leşmekte ya da ortak tüzel kişiliğin varlığını anlamsızlaştıracak boyutta bir çeşitlilik, farklılaşma görüntüsü ortaya çıkabilmektedir.

Yapısal kuşatıcılığı zaafa uğratan faktörler sadece yapının niteliğiyle alakalı değildir. Maddi birtakım yetersizliklerde kuşatıcı bir yapısal işleyişin gelişimini ve sür­dürülmesini engelleyebilmektedir. Bu bağlamda mali yetersizlik çok temel bir faktördür. Yine bununla bağlı olarak eleman yetersizliği de hayati önemdedir.

Ve bunlara ek olarak geçmişten devralınan sorunlu miras ve olumsuz deneyimlerin de yaşadığımız ülkede islami çevrelerin geneli açısından kuşatıcılık zaafına yol açan önemli bir faktör olduğu görülmektedir. Zaten harici etkenlerle direnme azmi örselenmiş kendine güven duygusu zedelenmiş bireylerin yapısal ilişki içinde karşılaştıkları kötü örneklikler ve cansıkıcı pratikler nedeniyle yapıya/cemaate soğuması, bu ilişki sisteminden verimli bir ürün, kendisini olumluya sevkedecek bir sonuç bekleyemez hale gelmesi sıkça karşılaşılan hallerdendir.

Ne Yapmalı?

Tüm bu zaaf içeren görüntüyü olumlu, verimli bir manzaraya dönüştürebilmek için öncelikle kimlik noktasındanetleşme sorumluluğumuz olduğunu akıldan çıkartmamalıyız. Peşi sıra dava bilinci, mücadele bilinci noktalarında kararlı bir tutum geliştirmeli ve bu konu­da yoğun bir eğitim sürecine yönelmeliyiz.

Yapısal ilişki içinde yer alan fertler olarak bencillik kokan "Yapı/cemaat bana ne verdi/veriyor?" sorusunu değil; "Ben cemaate, yapıya ne verdim, veriyorum, ona nasıl katkıda bulunuyorum, nasıl geliştiriyorum?" sorusunu öne çıkartmalı; nefsimizle ve tağuti düzenin yönlendirmeleriyle sürekli bir hesaplaşma içinde olmalıyız.

Kardeşlik, paylaşma, dayanışma, Allah için sevme gibi kavramları ve elbette bunlara uygun tutum ve davranışları iç işleyişte, ilişki sisteminde görünür kıl­malı, bir hayat tarzına dönüştürmeliyiz.

Hiyerarşi sorununu, ilişki sistemini kışla disiplinine çevirmeksizin çözmek durumundayız. İstişarenin esas alındığı bir işleyiş sadece iddia olmakla kalmayıp, pratiğe de taşınabilmişse hiyerarşi bir sorun değil, öncülük yarışı olarak algılanmak zorundadır. Yine bu çerçevede insanlarımızı, "emir almak küçültür" şeklindeki bireyci, benmerkezci ve kolektif ruha zarar verici anlayışın etkilerinden korumaya çalışmalıyız.

Salahiyet, ehliyet kriterini öne çıkartmalı, müktesep hak anlayışını, ayrıcalık sistemini tasfiye etmeliyiz. Kurumsal açıdan liyakat, bireysel düzlemde ise feda­karlık kavramlarının merkeze alındığı bir ilişki biçimi, bir tarz geliştirmeliyiz.

Az sayıda insanın üzerine çok yük binmesinin önüne geçmek için adil, dengeli ve verimli bir ilişki biçimi­nin tesisi için çalışmalıyız. J

İçinde yaşadığımız toplumun ve en genelde de tüm insanların farklılıklar, çeşitlilikler barındırdığı ger­çeğini göz önünde bulundurarak temel kimlik ve program çevresinde çelişkiler, zıtlıklar oluşturma­mak kaydıyla çevremizde farklı eğilimler, talepler geliştiren kişilere karşı müsamahakar, kuşatıcı bir tutum geliştirmeli, dışlayıcı tavırlardan kaçınmalıyız. Bu konuda Kur'an-ı Kerim'in "Onlara yumuşak davranmasaydın etrafından dağılır giderlerdi." (3/159) şeklindeki buyruğu her daim yol gösterici olmalıdır.

Hak Söz, Nisan 2008, Sayı: 205, Rıdvan Kaya

 

Bu Makaleyi web sitenize alıntılayın Favori Yazdır E-mail olarak gönder

Kullanıcı Yorumları  
 

Kullanıcıların değerlendirme ortalaması

   (0 Oylama)

 

Görünen 0 yorum 0 yorumdan

Gönderilen yeni yorum yok

Yorumunuzu ekleyin



mXcomment 1.0.9 © 2007-2008 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved
< Önceki   Sonraki >