İslam'dan taviz vermeye kimsenin hakkı olmadığını ve İslam'ın hiçbir sistemle uzlaşmaya girmeyeceğini savunan bir alıntı.
Kafirlerden öğrenebileceğimiz şeyler, alabileceğimiz dersler varsa, kendimize yararlı kılabildiğimiz oranda bu bilgilere müracaat etmekte bir sakınca görmüyorum. Bu, onların bilgileriyle bir uzlaşmaya varmak anlamına gelmez.
Uzlaşma, ödünç alınan bilgilerle yahut başka şeylerle taviz verme sürecini gerektiren bir işlemdir.Diyelim ki, ben bir yandan İslâm'ı savunurken, bir yandan da içinde yaşadığımız siyasî ve iktisadî ortamın gereği olarak İslâm'ın faiz yasağı üzerinde tavizde bulunarak, bir yere varmak istiyorsam, bu, küfürle uzlaşmaya varmak anlamını taşır.
Kaldı ki, tanımı gereği, müslümamn İslâm'dan taviz vermeye hakkı yoktur. İnsan ancak kendi hakları üzerinde taviz verebilir, ancak kendi haklarından feragatta ve fedakarlıkta bulunabilir. İslâm, müslümanlara bir emanettir. Onun hükümlerini insan olarak ben getirmediğim için bu hükümlerden taviz vermek hakkım da üzerimde taşıyamam. Aslında, kimse, haiz olmadığı bir hakkı başkasına devredemez.
Dinin sahibi ve koruyucusu Allah'tır. Fakat onun emaneti de müslümanların üzerindedir. Halen yeryüzünde yaşayan müslümanlar bu emaneti "ehliyet"le koruyabiliyor mu?
Kendine müslümanım diyen kalabalıkların davranışlarına bakarak bir hüküm sahibi olursak, bu hususta sanırım iç açıcı bir sonuca ulaşabilmemiz mümkün olmaz. Emaneti yüklenmiş görünen insanların davranışı, kendisi bilsin ya da bilmesin hıyanetle suçlanabilir. İslâm'dan taviz vermeye yelteniyorsa, yapılan bu işe başka hangi ad verilebilir?
Şüphesiz, verilen tavizler için mazeretler de dermeyan edilebilir. Nitekim edilmektedir. Bu mazeretlerin başında da "zaman" faktörü kullanılmaktadır. Bakarsınız, bu kümede yer alan kişiler ağız birliği etmişçesine: "Zamanböyle gerektiriyor, onun için öyle yapıyoruz" demektedirler. Vebali zamana yüklemekle iki katlı günaha girdiklerininse farkında bile değiller,
İslâm, Allah'ın indirdiği ve insanlar için kabul ettiği tek din olarak, başka hiçbir dünya görüşüyle, başka hiçbir fikirle, amelle uzlaşmaya girmeye muhtaç değildir. O, kendi başına, insanların her türlü ihtiyacını karşılamaya muktedirdirler. Bu bakımdan, zaaf İslâm'da değildir; onu yüklendiğini söyleyen insandadır. Aslında bu insan, tanımının gerektirdiği davranış manzumesini hayatına geçirdiği an, dinden taviz vermesine gerek olmadığını da kendiliğinden kavrayabilecektir.
Burada şu hususu vurgulamakta yarar var: Müslümanın taviz vermesi, onun hiçbir uzlaşmaya boyun eğmeyen, kapkatı bir insan olduğu anlamına gelmez. Taviz verilmeyecek husus, dinin hükümlerine ilişkin bir alandadır. Dinin hükümlerinden taviz vermeksizin küfürle mütarekeye girmek, sulh akdetmek ayrı birşeydir.
Halen kendisine müslümanım diyen bir kısım insanların kafası çağdaş putlarla donatılmıştır. Günümüzde, "ortalama" her müslüman bu putlardan birini bir bahane olarak kullanıp Allah'ın emirlerinden kaçabilmenin "yolunu" bulabilmektedir. O kadar ki, İslâm'dan taviz vererek İslâm yolunda mücadele yürüttüğünü zannedenlere bile rastlanmaktadır. Böyle bir duruma İslâmî siyaset demek şöyle dursun, tavizden bile fazla bir şeydir; bu açıkça küfrün tuzağına düşmek, onun oyununa gelmek demektir.
Kaynak: Müslümanca Yaşamak, Rasim Özdenören, S. 47-49.